Bayramlık bir yazı sayılmaz ama… Verimlilik artınca, kullanılan kaynak başına üretilen miktar artıyor. Bu, benim penceremden bakıldığında iyi bir şey. Mesele şu ki, üretilenin tüketilebilmesi lazım. Tüketilebilmesi için tüketici lazım. Bir insanın tüketici olabilmesi için üretileni talep etmesi lazım. Bir insanın bir ürünü talep edebilmesi için ise… O ürünün bedelini ödeyebilecek gücü olması lazım. Demek
Türkiye’nin yakın tarihini kendi perspektifimden özetlemek zorunda olsam… Şaşaalı birkaç yüzyıldan sonra yaklaşık üç yüzyıl boyunca yenilen İmparatorluğun hâkim unsuru, işlerin yolunda gitmiyor olduğunu erkenden teşhis etse de, herhangi bir tedavi geliştirmek hususunda çok acul davranmadı. Bunun birçok sebebi olabilir ama ikisi bence mühimdi: (a) Karşısındakiler, kendisini yenenler, hâlâ kendi benzerleriydi. Aynı ligdeydiler, aynı oyunu
Emre Erdoğan önümüzdeki seçimlerin muhtemel neticelerine serinkanlı bir biçimde yaklaşan hoş bir yazı yazmış. Siyaset ve siyasetsizlik hakkında demeye çalışıp diyemiyor olduklarımı bir defa daha ve başka türlü söylemeye teşvik etti beni. Ama önce… Anlaşılan o ki öğrencilerine “neden sosyal bilim yapıyoruz” diye sorup “belirsiz bir dünyada belirsizliği azaltacak modeller geliştirmemize yarıyor” basitliğinde bir cevap
Pazarlama iletişiminde —konunun uzmanları beni bağışlasın— mesele sizinle —yani müşteri ile— ürün arasında bir bağ kurmaktır. Diyelim filanca marka yoğurdun iletişimini yapıyorsanız, bir ihtimal önce yoğurt tüketimini özendiren ve sonra da filanca markaya bir kıymet yüklemenizi sağlayan şeyler gerekir. Mesele siz ve size satılmak istenen yoğurt arasındadır. Siyasal iletişimde işler öyle değil. Siyasal iletişimin hedefleri
ABD’deki ara seçimler bize ne diyor? Hem Trump’ın ve hem de Trump karşıtlarının “zafer kazandıkları” seçimlerden söz ediyorum. Fi tarihinde, galiba Akşam’da yazmıştım ki, mealen, Türkiye demokrasisini kesinlikle dünyaya ihraç etmeliyiz. Çünkü her seçimi herkes kazanıyor. Ne güzel. Daha güzel bir dünya olabilir mi? Herkes bu nefasetten faydalanmalı. İnsan olan herkes hak ediyor, herkesin kazandığı