Bu yazıyı okuyor olduğunuza göre, tahminim odur ki, orta sınıf denen insan türüne mensupsunuz. Sizin muadiliniz bir ferdin veya ailenin 1950’lerdeki tüketim kompozisyonunu bilebilseydik, mesela aylık harcamalarının ne kadarı gıdaya, ne kadarı giyime, ne kadarı eğitime, ne kadarı ulaşıma, ne kadarı iletişime gidiyordu? Sonra sizin muadiliniz bir ferdin veya ailenin 1980’lerdeki tüketim kompozisyonunu bilebilseydik. Şimdikini
Akranlarımla sohbet etmenin muhtelif zorlukları var. En olmayacak yerde bayat –ve bayatladığının pek farkında olmadığımız– bir kavram düşüyor ortaya. Sonra hep birlikte onu kemirmeye başlıyoruz. Sonra? Arkası geliyor. Bildik şeyler işte. Öyle olmasa? Herhalde iyi olur ama her birimizin yığınla bagajı var. Bunca yıl yaşamışız. Yaşanmış olanlar yaşanmamış gibi olmuyor işte. Dolayısıyla… Öyle oluyor işte.
Türkiye’de Gezi ve Fransa’da sarı yelekliler… ABD’de Trump’ı, Britanya’da Corbyn’i “ittiren” yığınlar… İçinde yaşadığımız dünya bize bir sağdan, bir soldan… Sağ ve sol deyince başka çağrışımlar giriyor devreye, bir oradan, bir buradan vuruyor gibi görünüyor. Birbirini hiç andırmayan kesimler, birbirini andıran metotlarla bir şeyler söylüyorlar. Nedir Gezi ile sarı yeleklilerin ortak paydası? Gezi’de direnenler ile