Üç Yıl Sonra

Mehmet Y. Yılmaz T24’te “bu soru yanıtlanmadan, bu defter kapanmaz” demiş. Katılıyorum da, benim Yılmaz’ın sofistike sorusundan çok daha naif bir yığın sorum var, cevaplanmadıkça defterin kapanmayacağına inandığım.
Mesela…
Kendilerinden her türlü melaneti beklememiz gerektiğini ve neredeyse şeytan zekâsına sahip olduğunu kabul etmemiz istenen malum suç şebekesi Erdoğan’a karşı darbe yapmaya karar vermiş ama basit bir malumat eksiklikleri var. Darbe günü Erdoğan’ın nerede olduğunu/olacağını bilmiyorlar. Gerçi darbe günü Erdoğan’ın yanında adamları da var işbu şebekenin, sonradan öğrendik ama yine de bilmiyorlar Erdoğan nerede. Yine de darbeye teşebbüs ediyorlar. Herhalde “’şeytan aldı götürdü, satamadan getirdi’ filan diye aranır, buluruz” diye düşünmüş olmalılar.
Neden olanca melanetleriyle ve şeytanlıklarıyla ta Erdoğan’ın burnunun dibine kadar soktukları adamlarına sormuyorlar? Belki sormuşlardır. O da şöyle bir bakınmıştır etrafına, “ulan şimdi buradaydı, nereye gitti bu” diye söylenmiş, “gazetecilere soralım bakalım” demiştir. Veya ByLock şifrelerini kaybetmişlerdir, haberleşmeleri kesilmiştir.
Ne bileyim… Köprünün bir yanını trafiğe kapatıp darbe yapmaya kalkan heyetten her türlü ahmaklık beklenir. Bu da olmuş olabilir.
İyi de, hal öyleyse sormamız gerekiyor, “ulan bu kadar ahmak bir çeteden 250 insanımızı nasıl koruyamadınız” diye. Enişte mesela, Erdoğan’a haber yetiştirmek için vakit kaybedeceğine meseleye el koymaya kalksa, anlaşılan o ki, Yılmaz’ın sorduğu sorulara lüzum kalmayacak, bir başına enişte mani olabilecek darbe teşebbüsüne. Daha başlamadan…
Yani?
Doluya koysan almıyor, boşa koyunca dolmuyor.
Eğer malum şer odağı artı CIA bu kadar ahmaksa, darbe teşebbüsünün bir tek vatandaşın burnu kanamadan, başlamadan bastırılmış olması gerekiyordu. Bastırılamadıysa, devlet görünümlü şey bu kadar ahmak bir heyetin hakkından 250 insanımıza kıymadan gelemediyse, Fidanlar, Akarlar, İçişleri Bakanları, Başbakanlar, Cumhurbaşkanları… Hepsinin toplamı da pek akıllı sayılmazlar.
Yok, eğer malum şer odağı artı CIA o kadar ahmak değillerse… Neden işlerin karışmaya başladığını hissettikleri anda Erdoğan’ı derdest edivermek gibi basit bir işi işlemediler? Açıklamaya muhtaç tuhaflıkların sadece birinden söz ediyorum, bakın. Yoksa “şunu neden yapıvermediler” diye sormaya başlarsak, ciltlerle kitap olur.
***
Sonradan olup biten her şey, sormaya başlayamayalım diye oldu. Başımıza gelen onca musibet, bu kadar basit ve naif soruları sormayalım diye getirildi. “Koskoca ABD, yıllarca büyütüp beslediği ve devletin her hücresine nüfuz etmesini sağladığı dehşetengiz bir suç şebekesini Erdoğan’ımızın üstüne saldı ama…” hikâyesi, ortalık yerde yaşanan tuhaflıkları örtebilmek için uyduruldu. “Koskoca ABD ve hepimizin düşmanı Gülen Erdoğan’a karşı taarruza geçmişken başka şey konuşulur mu” diyebilmek için.
Konuşulur.
Konuşulmalıydı, konuşulmadı.
Bak şimdi yine cinlerim tepeme çıktı, hatırlayınca. O gün yaşanan tuhaflıkların hiçbirini konuşamadık yahu biz. Bizim yerimize konuşması gerekenlerin hiçbiri konuşamadı. Mazeretleri vardır, çok mazeretleri vardır, eminim. Bir dinlemeye başlasak, aha onların mazeretlerinden de ciltlerle kitap olur.
***
Dolayısıyla…
Benim için 15 Temmuz’da kurban verilen her can mukaddestir ve her birine çok borçluyuz, amenna. Ama 15 Temmuz günü olup bitenler hakkında imal edilen ve sonra da hap haline getirilip zorla yutturulan ne varsa, reddedilmesi gerekir. Önce bir bilmediğimizi, bilmememiz için türlü şeytanlıklar yapıldığını kabul etmemiz gerekir.
O gün, Türkiye tarihinin en tuhaf günlerinden biriydi, çok tuhaf şeyler oldu. Neler olduğu hakkında da, hemen hiçbir fikrim yok. Neredeyse emin olduğum bir tek şey var, o da olayın tarafları hakkında bize anlatılan, “bir kefede CIA ve Gülen çetesi, öteki kefede de Erdoğan ve kahraman Türk milleti” hikâyesinin hikâye olduğu. Denklemde başka kimler vardı ve iki kefeye esasında nasıl paylaştırılmışlardı bilmiyorum ama sadece bu kadar olmadıklarını ve böyle paylaştırılmadıklarını biliyorum.