İstatistikler ve Tahminler

Emre Erdoğan önümüzdeki seçimlerin muhtemel neticelerine serinkanlı bir biçimde yaklaşan hoş bir yazı yazmış. Siyaset ve siyasetsizlik hakkında demeye çalışıp diyemiyor olduklarımı bir defa daha ve başka türlü söylemeye teşvik etti beni.
Ama önce…
Anlaşılan o ki öğrencilerine “neden sosyal bilim yapıyoruz” diye sorup “belirsiz bir dünyada belirsizliği azaltacak modeller geliştirmemize yarıyor” basitliğinde bir cevap veriyormuş Emre Erdoğan. Cevabın basitliğine bir itirazım yok. Esasen benim hassasiyetimin de gözetildiğini söyleyebilirim ama yine de kendi perspektifimi vurgulayayım: Genelde bilim, demek ki özelde de sosyal bilim, şu veya bu hedefe ulaşmak için yapılmaz. Bir hedefin çekmesiyle değil, bir güdünün itmesiyle yapılır —merak güdüsünün. Bilim insanı merak eder ve merakını tatmin etmek için bir takım faaliyetlerde bulunur. Aha o faaliyetlere biz —sonradan, uzaktan bakarak— bilim deriz.
Bir siyaset bilimci, seçimlerde insanların yaptıkları tercihleri neden yaptıklarını merak eder. Modeller geliştirir. Emre Erdoğan’ın dediği gibi, geliştirdiği modeller gerçekliğin testine tabi tutulduğunda çatlar, kimi zaman kırılır, kimi zaman ufalanır. Çatlamışsa onarmak, kırılmışsa parçalardan başka bir işe yarar model kurmak, ufalanmışsa… Neyse…
Siyaset bilimci böyle şeyler yapar, kendi merakını tatmin eder. Siyasetçi de siyaset bilimcinin yapıp ettiklerini, seçim kazanmak, arkasındaki desteği büyütmek, tahkim etmek veya en azından muhafaza etmek için kullanır. Siyaset bilimci ile siyasetçi arasındaki fark, Newton ile topçu üsteğmen arasındaki fark gibidir yani. Bilim ile teknoloji arasındaki fark gibi…
İmdi…
Esas diyeceğime gelebilirim. Ferruh, başka türlü anlatamayıp usandığında, “reklamcılık istatistiklere göre yapılmaz,” der, “istatistikleri değiştirmek için yapılır.” Reklamcılık bir teknoloji, muhtelif bilimlerden faydalanan bir teknoloji. Mevcudiyetinin temel dayanağı, istatistiklerin değişebilir/değiştirilebilir olduğu varsayımı. Eğer Pazar payları değişmez şeylerse, reklam yapmanın, reklam için para harcamanın manası yok, öyle değil mi?
Siyaset de, yukarıda işaret ettiğim gibi, bir teknoloji. Mevcudiyetinin temel varsayımı, istatistiklerin değiştirilebilir olduğu varsayımı —olması gerekiyor en azından. Ama memleketimde siyasetçilerin topluma ve siyasete bakışı pek de öyle değil. Adeta istatistikleri değiştirmeye gönülsüz gibiler.
Emre Erdoğan’ın yazısında işaret ettiği hususlardan biri mesela kimlikler. Kimlikler üzerinde çok fazla kafa yorup kimliklerle modeller kurduğumuzda… Bingo! Kimlikler üzerinden siyasi rant üretmeye çalışan birilerinin karşısındakiler de karşı kimlikleri sahaya sürer. Kazanan o mu, bu mu olur bilemeyiz ama kimlik siyaseti kazanır. Bilim cenahında da, siyaseti kimliklerle açıklayan modeller…
Defalarca verdiğim misalle söyleyeyim, Dünya Kupasında diyelim 32 takım kapışıyor olsun. 30’u 3-5-2, biri 4-3-3 ve sonuncusu da 4-4-2 düzeninde oynuyor olsun. Kazanan, galip ihtimal, 3-5-2 oynayanlardan biri olacak/oldu/oluyor. Sonra da tahliller yapılıp, 3-5-2’nin neden en iyi olduğu hususunda ahkâmlar kesiliyor. İyi ama, kaybedenlerin 29’u da 3-5-2 oynuyordu…
Kimlikler siyasi tercihlerde mühim, çünkü herkes kimlik siyaseti yapıyor. Herkes kimlik siyaseti yapınca da, seçmene denmiş oluyor ki “kimliğine göre tercih yap.” O da öyle yapıyor. Zaten başka şansı yok. Menüdeki yemeklerin hepsi kimlikli, ne yese kimlikli bir şey yemiş olacak.
Dolayısıyla… Seçmenin kimliğine göre siyasi tercih yapmış olması, kimlik siyasetini tercih ettiği manasına gelmiyor. İşi istatistikleri değiştirmek olan siyasetçi esnafının istatistiklere göre tutum almış olduğu manasına geliyor. Sosyal bilim başlığı altında yürütülen çalışmalar da, seçim neticeleri hakkında analizler yapa yapa o istatistikleri pekiştiriyor.
Gidin Gürcistan’ın, Bulgaristan’ın kumarhanelerine —gitmişliğim ne yazık ki yok ama gidip gelenlerden tanıdıklarım var. Bir gecede bilmem kaç bin dolar kaybedip sonra da kaybın yol açtığı moral bozukluğunu telafi etmek için birkaç kadınla âlem yapanlara sorun bakalım, kime oy veriyorlar? Seçimde sadece onlar oy kullanıyor olsalar, sizi temin ederim ki AKP ve MHP dışında hiçbir parti barajı geçemez, hiçbir belediye kazanamaz. Bu insanlar hakkında sadece yukarıda verdiğim bilgiyi biliyorsanız, kimlikleri hakkında varacağınız yargı herhalde tercihlerini tahmin etmekte işinize yaramaz. Kumar oynuyorlar, dindar olamazlar. Türk’ün parasını elin gâvuruna yediriyorlar, milliyetçi olamazlar. Filan.
Veya…
Sadece işbu insanlar üzerinden bir sosyal bilim analizi, modeli geliştirseniz, dindarlık ve/veya milliyetçilik hakkında tuhaf şeyler söylemek zorunda kalırsınız.
“Canım kaç kişi ki bunlar, temsil kabiliyetleri ne kadar” diyebilirsiniz. Dememelisiniz —çünkü mevcudiyetleri, geliştirdiğiniz ve istatistiklere yaslanan modellerin büyük delikleri olduğunun işareti— ama diyebilirsiniz. O halde size çok daha fazla sayıda ve sıradan insanların katıldığı bir başka oyundan söz edeyim. Orta öğrenimde seçmeli derslerin ağırlığı artırıldı, malum. Seçenekler arasına Kuran ve Siyer gibi dersler de yerleştirildi. Ahalinin her dediğine inandığı iddia edilen Erdoğan yaptı bu işi ve meydanlarda, ekranlarda ahaliyi çocukları için bu dersleri seçmeye de teşvik etti. Hatta, bildiğim kadarıyla, okul yönetimleri de seçmeli dersleri olabildiği ölçüde seçeneksizleştirerek bu derslere yönlendirdiler insanları. Ne oldu? Eğer çocukları için Kuran ve Siyer dersi seçenler, sadece onlar Erdoğan’a oy verseydi, partisi barajı geçemeyecekti.
İmdi… Nasıl bir şeymiş bu dindarlık kimliği? Sandığa girerken giyilen, oğlanın kaydı için okula giderken çıkarılan bir şey mi? Değilse?
“Kimlik diye bir şey yok” demiyorum. Lakin kimlik dediğiniz şey öyle tek boyutlu bir şey değil ve… Esas mühimi, değişmez, öze dair bir şey değil. Zaten öz yok. Herkesin yalan söylediği olur söz temsili, ama “insanlar yalancıdır” diyemezsiniz —çünkü herkes, hemen herkes, olabildiği ölçüde doğru söylemeye eğilimlidir. Filanca çocuğun ilik nakli için kimse bir şey yapmıyor/yapmamış, kayıtsız kalmış olabilir mesela ama “insanlar başkalarının acılarına kayıtsızdır” diyemezsiniz. Hemen herkes, muhtelif başkalarının acılarına derman olmak için çok sayıda iş yapmıştır. Ölçtüğünüz ve istatistikleştirdiğiniz şeyler, insanlar hakkında pek az şey söyler yani. Geride, her insanda, ölçmediğiniz sayısız nitelik var.
Muhtelif veri kaynaklarını değerlendirip modeller kurmak, onları teste tabi tutup rafine etmek filan elbette elzem. Meselemiz bunların yapılıyor olmasından kaynaklanmıyor, yeterince geniş bir perspektifle ve gerektiği kadar çok yapılmıyor olmasından kaynaklanıyor. Ama esas mühimi, son derece özensiz ve sığ bir model havuzuna hak ettiğinden çok kıymet atfedip, o havuzun siyaset üretmemek için bahane olarak kullanılmasından kaynaklanıyor.