Bir Maymuncuk Olarak Popülizm

Dün dediğimi tekrarlayarak başlayayım, popülizm, toplum için neyin iyi olduğuna toplumun karar vermesidir.
Dikkat edilirse, “toplum iyidir, doğru tercihler yapar” filan demiyorum. “Toplum ahmaktır, yanlış tercihler yapar” da demiyorum. Toplumun iyi olup olmaması, doğru tercih yapıp yapmaması bağlam dışı. Yükseköğretim yapmaya karar verdiğinizde, okuyacağınız yeri tercih ettiğinizde, sizin o kararları vermek için yeterli olup olmamanız nasıl bağlam dışı idiyse.
Yani?
Bir.
Toplumun kendi kararlarını vermesi için mükemmel olması, doğru tercih yapacağını ispatlaması filan gerekmiyor. Sizin okuyup okumayacağınızı, okuyacaksanız nerede okuyacağınızı başkaları kararlaştırırsa, hayatınız çığırından çıkar. Önünüze çıkan her müşkülde, “ah ulan şurada değil de burada okusaydım” demeye başlarsınız. Eğer şu değil de bu tercihi yapsaydınız başınıza ne çoraplar örüleceğini bilmediğiniz/bilemeyeceğiniz için, yaşadığınız her tatsızlığı okul tercihi ile açıklamaya başlarsınız. Her durumda da tatsız şeyler gelir başınıza. Tarihin bir noktasında takılır kalırsınız. Türkiye’nin olduğu gibi…
İki.
Zaten doğru tercih yok. Nerede okuyacağınızı tercih ederken, nerede okursanız hayatınızın nasıl seyredeceğini bilmiyorsunuz. Esasen Mimarlık okusanız nasıl, Endüstri Mühendisliği okursanız nasıl, İletişim okursanız nasıl bir hayatınız olacağı belli de siz bilmiyor değilsiniz. Bunların hiçbiri belli değil. Gelecek yok. Yapılacak. Yaptığınız tercihlere göre yapılacak. Sizin için öyle olan, toplum için de öyle.
***
Mevzuu somutlaştırmaya çalışayım.
Dünya genelinde olduğu gibi Türkiye’de de genç ve okumuş işsizliği yükseliyor. Ve periyodik olarak gündeme gelen “herkes okumak zorunda değil” nidaları bir defa daha yükseliyor. Galiba Milli Eğitim Bakanlığı koltuğunu işgal eden zat da geçenlerde bu derin bilgeliği yumurtlamış.
Size göre de herkes okumak zorunda değildir muhtemelen. O herkes “sizin dışınızdaki herkes” olmak şartıyla. Canım aşikâr değil mi, memlekette bu kadar Makine Mühendisine ihtiyaç yok. O halde? Kapasiteleri düşürelim, bazı Makine Mühendisliği bölümlerini kapatalım.
Devam etmeden… Memlekette hemen herkes okumayı hunharca istiyor. Popülizm, demek ki, yükseköğretim talebini karşılamak için kaynak tahsisini gerektiriyor. Popülist davranmazsak? Besbelli işte, Makine Mühendisliği bölümlerinin toplam kapasitesini daraltacağız. Ne kadar? Nereye kadar? Kim verecek bu kararı? Neye göre verecek?
Popülizmin dışına çıktığımız anda, görüldüğü gibi, bir dışsallaşma vuku buldu. Orada bir yerde, toplumun taleplerinden bağımsız, optimum bir Makine Mühendisliği bölümleri kapasitesi var. Öyle olduğunu varsaymış olduk, otomatik olarak. Eğer referans toplumun tercihleri değilse, demek ki toplumun dışında bir yerlerde…
Mesela şöyle yapabilir miyiz? Başarılı toplumların Makine Mühendisliği kapasitesine bakar, nüfuslarına, sınai gelişmişliklerine, şuna buna göre oranlar, Türkiye için optimum kapasiteyi hesaplayabiliriz.
İyi ama… O başarılı toplumlar bu tür kararları böyle vermiyorlar. Yani başarılı olan başkalarına bakıp, kendi parametrelerine uygunlaştırıp vermiyorlar. Ne yapacağız şimdi?
Canım esasen bütün bunlara hiç lüzum yok. Bilim var. Oturur hesaplarız memleketin Makine Mühendisliği ihtiyacı ne? Nasıl değişecek? Önümüzdeki dönemde ne olacak? Ona göre belirleriz her bir bölümün kapasitesini…
Dünyanın her yerinde genç ve okumuş işsizliğinin dramatik artışı da gösteriyor ki, eğer böyle bir iş işlesek, muhtemelen bütün bölümleri kapatmak gerekir. Çünkü birikmiş stoklar, görünüşe göre, toplumların ihtiyacını uzunca bir süre karşılayabilir durumda…
Ama esas mesele buralarda değil. Siz yükseköğretim yapmaya karar verdiğinizde, iş garantiniz yoktu. Daha yüksek ücret garantiniz de yoktu. Evet, iş bulma ve daha yüksek standarda sahip olma ihtimaliniz yükseliyordu yükseköğretim görürseniz ama işte o kadar. İhtimal. Esasen yükseköğretim yapmaya karar verdiğinizde, iş piyasasını, ücret dağılımını filan etraflıca araştırmış, tercihlerinizi de ona göre yapmış değilsiniz. Toplumdan kendi tercihlerini yaparken böyle yapmasını neden ve hangi hakla bekliyorsunuz?
Neyse mevzuu dağıtmayalım. Sizin “okuyacağım ben” demenize sebep olan şeyin bir bileşeni iş piyasası, ücret piyasası idiyse bile, küçük bir bileşendi o. Yükseköğretim diploması, iş ve ücretten çok başka şeyler için talep edilen bir şey. Kabaca bir başlık altında toplamak istersek, sosyal statü diyebileceğimiz şey, çok daha mühim. Üniversite mezunu işsizliğin ne kadar dramatikleştiğini göre göre milyonlarca insan üniversiteye girmek için birbirini çiğniyorsa… Öyle kendi kafanıza göre, “eğitim iş becerisi kazanmak içindir, işe ihtiyaç yoksa eğitime de yok” akılları, akıl değil yani.
***
Öte yandan, hiçbir vakit toplumun bütün fertleri yükseköğretim talep etmedi. Ama Türkiye’de eğitim talebi, kendisine benzer toplumların eğitim talebinden yüksek. Toplum derken sözünü ettiğimiz özne, bu farka sahip olan şey. O öznenin birçok başka farkı daha var. O farklar yüzünden burası Türkiye, orası Almanya, şurası Şili.
Popülizm, o farklara hassas olan politikalar üretme işidir. Siyasetçinin yaptığı bir şey. Siyasetçi dediğin bir karar —kararlar— üretecek. Kısıtlı kaynakları şuraya değil de buraya —şuralara daha çok, buralara daha az— tahsis edecek. Bu kararları üretirken kullandığı referans toplum ise, popülizm yapıyor demektir.
“Ulan işsiz kalacaksınız, ne demeye yükseköğretim talep ediyorsunuz, etmeyin, edemesiniz” demek ise popülizm değil mesela. Nedir? Faşizm. Ve topluma, “sana ne ulan” deme hakkı doğurur. “Sen kimsin” deme hakkı… Ve sahiden de popülizmden şikâyet edip duranlara her defasında hep aynı “sen kimsin” sorusunu sorma ihtiyacı hissediyorum.
Yükseköğretim talebi, toplumun kendisine dair kararlarından sadece biri. Yükseköğretim konusunda söylediklerimi diğer alanlara da teşmil edebilirsiniz.
Ama…
Toplumun yükseköğretim talep etmesini ciddiye alıp kaynak tahsisinde dikkate almanın sayısız yolu var. Dün dediğim gibi, “her ile bir üniversite” sadece bir yol. Mesela İstanbul’un aşırı büyümüş olmasını ve bu büyüklüğün Türkiye için bir risk olduğunu düşünüyorsanız, İstanbul’a göçün temel kaynaklarından birinin de İstanbul’da yükseköğretim görmek olduğunu biliyorsanız, İstanbul’a üniversite açılmasına mani olabilirsiniz, İzmir’e, Mersin’e, Erzurum’a yönlendirebilirsiniz talebi. O da bir yol.
Ama mesele sadece yer seçim meselesi değil. Mesela yükseköğretim kaynaklarının onda dokuzunu yükseköğretim kurumlarının onda birine yoğunlaştırırsınız veya her kuruma olabildiğince eşit paylaştırmaya gayret edersiniz. Bunlar da farklı yollar. İkisinin de artıları, eksileri var. Dünyadaki bütün kararlar gibi…
Yükseköğretimi paralı yaparsınız, gücü yetmeyenlere devlet desteği sağlarsınız. Yükseköğretim ücretini şu kadar, yok bu kadar yaparsınız. Bütün bunlar da farklı yollar ve her birinin artıları var, eksileri var.
Yani?
Popülist politikaların da yanlış olanları var, daha az yanlış olanları var. Siyasetçi iseniz, popülist davranmak zorundasınız ve… Toplumu sizin tercihlerinizin doğru olduğuna ikna etmek zorundasınız. Siyaset denen şey bundan ibaret. “Orada, dışarıda, doğru tercihler var, bilim insanlarına soracağız, o doğru tercihleri bulacaklar, biz de iktidara geldiğimizde onları tatbik edeceğiz…”
Aha CHP. CHP’nin siyasetten anladığı şey…
Bu CHP aklı, neticede, toplumun yerine bilimi —bilim zannettiği şeyi— koyduğu için çuvallıyor. Ama dinsiz zannedildiği için çuvalladığını zannediyor. Sonra da “muhafazakâr kesime ulaşmak için Cuma’ya gidelim, Yasin okuyalım, içkiyi kendi ücramızda içelim” filan…
İddia ettiğim şey, yıllardır iddia edegeldiğim şey aynı. Topluma dair her kararın referansı toplum olmak zorundadır. E, iyi de, “her ile bir üniversite açılmasın” diyenler de bu toplumun unsurları değil mi? Yani “popülizm kötüdür” diyenler? Evet, onlar da bu toplumun unsurları. Ve topluma dair kararları toplum dışındaki referanslarla çözüme kavuşturma taleplerini dile getirebilirler.
Ama…
Öyle davrandıkları için, öyle davranıldığı için ortaya çıkan problemleri, sanki ortada popülizm varmış da ondan kaynaklanıyormuş gibi gösteremezler. Popülizmden şikâyet ederken, nedir alternatifiniz? Topluma dair kararların referansı toplum değilse ne? Neden o? Siz kimsiniz de sizin referansınız toplumun yerine geçecek?
Popülizm, tıpkı kapitalizm gibi, tıpkı küreselleşme gibi, tıpkı dış mihraklar gibi, tıpkı emperyalizm gibi, sınırları keyfe göre genişletilen, her bir musibetin sebebi olarak baştan teşhis edilmiş bir kavram halini aldı. Nedir mesela Kanal İstanbul dayatmasının arkasında olan şey?
Sorarsanız popülizm. Ama dün dedim, memlekette “Kanal İstanbul isteriz, olmazsa da kendimizi asarız” diye inatlaşan bir kesim var mı? Hangi topluma neyin popülizmi? Sorarsanız kapitalizm? Hangi kapitalizm öyle irrasyonel bir projeye, neden evet desin? Sorsanız, Kanal İstanbul dayatmasının arkasında küreselleşme, emperyalizm, dış mihraklar… Ne varsa bulunuyor. Hiçbiri yok. Aksine, “nedir lan projeniz” diye diye cinnet geçirtilmiş, zırva bir politika ortamında, “aha en büyüğü bu” demek için uydurulmuş bir şey var. Şimdi de inatlaşma. Toplumla, gerçeklikle, gerçekçilikle, aklınıza ne geliyorsa onunla bir inatlaşma…
Eğer siyaset topluma hassas bir şey olsaydı ve esasen rıza üretmek işi olduğu ıskalanmasaydı, bir projeler savaşı olarak algılanmasa, algılatılmasaydı, Kanal İstanbul gibi bir zırvalık herhangi bir akla bile düşmeyecekti.
Neticeten…
Memleketin aydınının işi, kavramları bulanıklaştırmak değil, bulanıklıkları gidermektir. Türkiye’de bu iş yapılmıyor. Aksi yapılıyor, kavramlar bulanıklaştırılıyor. Her bir kavram, her kapıyı açacak bir maymuncuk haline getiriliyor. Buna yaslanarak diyebiliriz ki, memleketin aydını yok.
Eh, aydını olmayan, memleketin başını derde sokmak için popülizme, kapitalizme, küreselleşmeye, dış güçlere filan ihtiyacı yok.