Daha Eşitiz

“Ya Kraliçe gibi yürü veya Kraliçenin kim olduğunu umursamaz gibi.”

Daha önce söz etmiştim, geçen gün Ümit Kıvanç gerçek bir tehditmiş gibi söz edince bir defa daha söylemeye ihtiyaç duydum, Harari’nin kâbusu gerçekleşmeyecek.

Bir vakitler modaydı, beyin avcıları vardı. Mevcudiyetlerinin ardındaki varsayım son derece Aydınlanmacı. Oralarda bir takım insanlar var, dokunduklarını altın edecekler. Kuruluşlarda da öyle dokunduğunu altın edecek insan gücü lazım —çünkü devir artık o devir, bir kuruluşun insan sermayesi mühim. Filan. “Biz arz ile talebi birleştiririz, ne güzel de yolumuzu buluruz” diyenler peydahlandı dünyada. Ve elbette kısa süre sonra Türkiye’de de… Zannımca o tür işlerle iştigal etmeye çabalayan şirketlerden birinde çalışan bir kadın çalıştığım şirkete geldi. Uzun uzun sohbet ettik.

Nevzuhur, yeni olan faaliyet alanlarında çalışanlarda hep olduğu gibi, son derece kendinden emin biriydi. Emniyetle, öğretme azmiyle anlattı. Artık insan en önemli sermaye bile değilmiş, yegâne önemli sermaye imiş. O kadar ki Amerika’da zenginler artık çocuklarını havuzda doğuruyorlarmış ki, doğar doğmaz yüzme biliyor olsun, ileride yüzme öğrenmek için vakit kaybetmesin. Doğduktan hemen sonra meyilli ve pütürlü bir yüzeye yüzüstü bırakıyorlarmış ki, bebek tutunmak zorunda kalsın ve kasları erken gelişsin. Filan.

Böyle yığınla hikâye anlattı. Öyle şeyler ve benzerlerini yapanlar var mıydı Amerika’da? Vardıysa şaşırmayız herhalde. Bizim bunları konuştuğumuz dönem 80’lerin sonları olmalı. Eh, bu tür işler anlatılmaya başladığına göre, 80’lerin başlarında başlamış olmalı. Öyle özel tasarım mahlûkat, demek ki, şimdilerde kırklarına geldiler. Ama ABD’nin başına Trump oturuyor, rakibi Sanders olacakmış gibi görünüyor. Malı Zuckerberg, Page, Brin, Musk götürüyor. Onlar da çocuklarına bin türlü yatırım yapmışlardır veya yapacaklardır. Ama çocuklarından bir cacık olmayacağına kalıbımı basarım —tıpkı şimdi kırklarında olan, zamanın proje çocuklarından bir cacık olmadığı gibi.

Harari gibi adamların temel problemlerinden biri bu. Yapıp edilenlerin yapıp edilme sebeplerine —yapıp edenlerin niyetlerine— uygun neticeler doğuracağından şüphe etmeden konuşuyorlar. Masanın üzerindeki ozalit çıktılara bakıp, proje tamamlanacakmış ve sadece o proje tamamlanacakmış, proje gerçekleştirilirken etrafında bir yığın başka değişikliği tetiklemeyecekmiş, o yan ürünler ürünün boyunu aşmayacakmış gibi… Gerçeklikle bütün ilişkileri o ozalit çıktılardan ibaret.

Ümit Kıvanç’ın Harari’den neden etkilendiğini anlamak zor değil. Çünkü o da ozalit çıktılara bayılıyor. O ozalit çıktılardaki basitliğe, sadeliğe… Gerçekliğin o biçimsizliğine, karmaşıklığına mukabil ne kadar emniyetli bir görünüşleri var, sizce de öyle değil mi?

***

Dünya daha zengin dedim. Dünya daha çok kişiye daha geniş hayaller kurma fırsatı sunuyor, hayallerin üzerindeki sınırlamalar gevşiyor dedim. Nihayet dünya sıradan insanları daha güçlü kılıyor da dedim. Hâlâ benim gözetim altına alınmam için gerekeni yapmadıysanız, —şimdilik— son olarak şunu da ekleyeyim: Dünya kırk yıl öncesine kıyasla daha eşitlikçi.

Orada birileri on milyarlarca dolara sahipken, birkaç bin kişi koca Afrika kıtasının toplam servetine eşdeğer bir servet biriktirmişken… Bu da söylenir mi?

Söylenebilir ama meseleye bir de başka yönden bakmayı gerektiriyor. Bundan seksen yıl önce, mesela Ford, sahip olduğu servetle ne yapabilirdi? Bir ada alabilirdi, belki bir özel uçak, yanına bir yat. Ama ilaveten sıradan insanların erişemeyeceği tıbbi desteğe sahip olabilirdi. O özel tıbbi desteğin hissesinin ne kadar olduğunu, başarının pompaladığı hormonların hissesinin ne kadar olduğunu bilmesek de, kendi nesline kıyasla uzun yaşamıştı. Sonra Beyaz Saray’a özel bir hattı olabilirdi. Judy Garland’ın son filmini herkesten önce ve herkesten ayrı olarak kendi malikânesinde izleyebilirdi. Filan.

Bugün Zuckerberg sahip olduğu servetle ne yapabilir? Az çok aynı şeyleri. Ford’un yaptıkları yani… Dünya yüz yıl içinde olağanüstü değişti ama çok zenginlerin yapabilecekleri işler repertuvarı az çok aynı kaldı. Hatta daraldı bile denebilir, çünkü mesela Zuckerberg’in hekimi, sizin hekiminizden çok da iyi olmayabilir. Mevcut hekimlerin hangisinin hangi durumda daha iyi olduğunu bilebilir olmasak da, iyi hekim sayısında seksen yılda olağanüstü bir artış yaşandı.

Mukabil olarak, seksen yıl önce Ford’un bir işçisinin neler yapabilirdi olduğuna bakalım. Mesela ilk radyo yayını henüz ülke çapında yaygınlaşmadığı için radyo dinleyemezdi. Oturduğu evin sahibi olmayı veya çocuğunun üniversiteye gitmesini hayal bile edemezdi. Bütçesi herhalde Judy Garland’ın son filmine ailecek gitmeye imkân tanıyordu ama muhtemelen ayda bir defa filan. Evinde telefon yoktu herhalde.

Bugün bir Ford işçisinin evinde, muhtemelen Zuckerberg’in evindeki ebatlarda bir TV cihazı var. Eh, Zuckerberg’in bant sınırı herhalde yoktur ama işçimizin bant genişliği de İnternetten istediği porno videoyu problemsizce indirmesine kâfidir.

Sıkıldım, listeyi siz istediğiniz kadar uzatın. Aradan geçen seksen yılda kimin alanı genişlemiş, kimin imkânları, seçenekleri artmış? Aradan geçen seksen yıl, kimlerin lehine çalışmış? Üstelik 1940’ta ABD’de Ford işçisi olmayı bile hayal edemeyen on milyonlarca insanın hallerini mevzu bile etmedik. Hâlbuki 1940’ın sosyal katmanlarını Fordlar ve Ford işçileri olarak tasnif ettiğimizde, nüfusun kahir ekseriyeti dışarıda/aşağıda kalırdı. Bugün ise, o gün dışarıda kalmış olan kesimler artık ekseriyet değil.

Ne oldu da böyle oldu?

Elektrikten, telefondan başlayarak —kolaylaştırıcı ve hayat kalitesini yükselten— her yenilik, toplumun tepesinden aşağıya, bir öncekinden daha hızla süzüldü. Bu trendi tersine döndürebilecek herhangi bir şey ufukta görünmüyor. Daha önce tartışmaya çalıştım ki, sadece tarihin dokusu değil, aynı zamanda toplumun dokusu da bu trendin tersine dönmesine müsait değil.

***

Zenginlerin, aşırı zenginlerin satın alabileceği şeyler adalarla, uçaklarla, yatlarla sınırlı değil. Zaten esas mesele bunlara sahip olabiliyor olmaları da değil. Hak etmedikleri, hak etmek için gereken rekabete girmedikleri politik güce sahip olabiliyor, topluma dair kararları çarpıtabiliyorlar. “Bunu nasıl görmezden geliyorsun” denebilir.

Görmezden gelmiyorum. Ama bu hususta da seksen yılda durumun daha kötüleştiğine dair bir işaret görmüyorum. Çin’de veya Rusya’da mekanizmalar, Suudi Arabistan’da veya Kuveyt’te gördüğümüzde yadırgamadığımız mekanizmalara evrildi, evet. Ama bu hal, bence, benim bakış açımı çürütmüyor, teyit ediyor. Rusya veya Çin, o aşırı zenginler yüzünden bu hale gelmediler, o aşırı zenginler Rusya veya Çin’in çarpık siyasi örgütlenmelerinin neticesi olarak ortaya çıktılar.

Ama mesela ABD’de, yeni yetme zenginlerin sisteme müdahale imkanlarının da müdahale heveslerinin de Ford’unkinden daha düşük olduğunu zannediyorum.

***

Güven’den öğrendim ve inanıyorum, algı gerçektir. Yani eğer daha zengin olduğumuz halde kendimizi daha yoksul hissediyorsak, önümüze rakamlar konması çok da mana taşımayabilir. Hayallerimizin önündeki sınırlar çok ötelendiği halde kendimizi çok sınırlanmış hissediyorsak… Çok güçsüzleşmiş ve çok eşitsiz bir dünyada yaşıyor hissediyorsak…

Ama…

Bahse konu olan algı, mütemadiyen yeniden üretiliyor. Her gün dört koldan aynı şey servis ediliyor önümüzdeki masaya. Yeni bir şarkı yazması gerekenler, bildikleri biricik şarkıları satabilmek için bize, dünyanın her geçen gün ne kadar daha kötüye gittiği hikâyesini yeniden üretiyorlar. Aksi halde kendi şarkımızı yazıp onları tamamen unutabileceğimizden korkuyorlar. Ne yeni şarkı yazabiliyorlar ve ne de yeni şarkı yazabilecek olanların önünde takoz olmaktan vazgeçiyorlar.

Size Erdoğan’la, Trump’la, Kılıçdaroğlu’yla, Ümit Kıvanç’la, Hayrettin Karaman’la dövüşmeyi telkin ve tavsiye etmiyorum. Size, hepsinin birlikte ürettiği —çağdışı— müziğe kulaklarınızı kapatmanızı telkin ediyorum. Eski günlerin güzel olduğu, kıyamete bir adım kaldığı, onlar olmasa her şeyin ne kadar da berbat olacağı yolundaki zırvalarına… Bu akıl yürütme biçimine karşı çıkmak gerektiğini iddia ediyorum.

Geçende Ayşegül Dikenli Williams’ın Gazete Duvar’da şahane bir yazısı vardı. “Kahrolsun Kraliçe”nin yerini “umurumda değilsin Kraliçe”nin aldığını anlatan bir yazı. Ve “Özgür, bireysel, fonksiyonel. İstediğine omuz silken istemediğini değiştirmek içinse aksiyona geçmekten korkmayan 2020’ler” diye bitiyordu. Evet, öyle bir dünyada yaşıyoruz artık. Kıymetini bilmek ve onun yanında yer almak gerekiyor.

Politik•a•politik sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin