Göz Hizası

Zehra Çelenk demiş ki, “Irkçılık, komploculuk, aşı karşıtlığı… Bunların üçü azımsanmayacak bir kesişim kümesi oluşturuyor. Ortak noktaları ne peki? Dünyayı kendine ait saymak. Ötekileri, farklı olanı yok sayan, yok sayamadığında düşman gören bir tür narsisistik içe kapanma hali.” Harika bir tespit, bayıldım.

Yazı ilerliyor ve şöyle bir durakta nefesleniyoruz: “Değişmek mümkün mü bilmiyorum ama dünyaya baktığımız pencereyi genişletmek mümkün. Mesela başkalarının acılarıyla kendi deneyimimiz aracılığıyla değil onların gözüyle, üstten bakmadan, alttan almadan, göz hizasında temas kurmaya çalışmak, gerçek bir empati çabası pek çok şeyi daha iyi anlamamızı çok kolaylaştırır.” Bilhassa “üstten bakmadan, alttan almadan, göz hizası” ifadesinin altını çizeyim.

Ve…

“Delilikten bahsedeceksek yerli yerince edelim. Bugün biri güzelce, olması gerektiği şekilde delirerek isyanını yüksek sesle dile getirdi. Beslediği sokak köpeğinin barınağa alınması için şikâyet edilmesine tepki gösteren apartman sakini, daire 16’dan Özay Kaya. ‘Tek biz yaşamıyoruz bu dünyada, hayvanlar da var!’ diye haykırdı. İşte bu daire 16 ruhu genelleşirse her yer pırıl pırıl olur, dünyaya baktığımız pencereler ardına kadar açılır, pek çok canlı kendi cehenneminde sessiz sedasız acı çekmekten kurtulur. Umut burada, bu bakış açısında. ‘Tek biz yaşamıyoruz bu dünyada!’”

Böyle bitiyor yazı.

Ne anlıyoruz? Üstten bakmıyorduk, göz hizasındaydık ama birden, “bakın ben dünyanın pırıl pırıl olmasının formülünü biliyorum” noktasına geldik. Ötekileri, farklı olanları yok sayamadık, düşman gördük. Pencerelerimiz, içine ancak daire 16’nın sığabileceği kadar daraldı.

Sıklıkla Darwin’i hatırlıyorum aylardır. Tasmanya’da yerlilerin kaderine yazıklanışını… Sıklıkla hatırlamak zorunda kalıyorum çünkü neredeyse her yazı, “en alttakiler”in acıklı hallerine bakıp o hallerden mesul tuttuğu “hemen kendi altındakiler”e çemkirmekten ibaret. Zehra hanım, anlaşılan o ki, dünyayı kendine ait saymadığını zannediyor ama “daire 16 ruhunun genelleşmesine” itirazı da yok. “İtirazı yok” de ne demek, o genelleşmeden gayrı bir umut da yok.

Filan.

***

Daire 16’ya benden de kocaman bir alkış.

Ne gördünüz daire 16 hadisesinde bilmiyorum. Benim gördüğüm şu: Apartmanda birileri —zararsız olduğu söylenen— bir sokak köpeğini belediyeye haber veriyor. Daire 16 da çıkıp apartmanın önünde apartman sakinlerine haykırıyor, “ne istiyorsunuz köpekten, tek biz yaşamıyoruz bu dünyada” diye. Yani birileri kendi bakış açılarından şikâyetçi oldukları bir hali apartman sakinleriyle paylaşmadan, merkezi otorite vasıtasıyla ortadan kaldırmaya kalkıyor. Daire 16 ise, “belediyeyi arkanıza almayın, işi kendi aramızda halledelim” diyor.

Bahse konu olan köpek sahiden zararsız mıdır, bilmiyorum. Öyle görünüyor. Ama her köpeğin zararsız olmadığını biliyorum ve küçücük çocuklara ciddi zararlar veren/verebilen köpekler üzerinden de benzer tartışmalar yaşanmasına şahit oldum. Yani “tek biz yaşamıyoruz bu dünyada” bilgeliğine sahip olmayan, olamayabilecek olan köpekler de var. Kendileriyle müzakere şartları da yok.

Ama zararsız bir köpek mevzuunda, belediyeye müracaat etmeden, kendi aramızda müzakere ederek karar verebiliriz. Veremiyoruz. Çünkü belediyenin kendi lehine tutum alacağını düşünen, bizimle/başkalarıyla müzakere etmeye yanaşmıyor. Tıpkı aşı karşıtlarına, düzensiz göç karşıtlarına karşı olanların yapmaya çalıştığı gibi. İstiyorlar ki devlet araya girsin, aşı karşıtlarını, mülteci karşıtlarını “sindirsin”.

Kimse kimseyle göz hizasında değil. Olmaya yanaşmıyor. Yerli halkların acıklı kaderlerine bakıp iç çeken Darwin edasıyla, asla eşiti olarak görmediği, zerre kadar acımadığı, binlerce km ötelere kaçmasına sebep olduğu ırkdaşlarına tepeden bakan Darwin edasıyla, çemkirip duruyor. Olur a, katlanılabilir, o da bir insanlık hali.

Ama hem bu edayla çemkirip duracaksın, hem de empati, göz hizası, dünyayı kendine ait sanmak, filan. İşte orada devrelerim yanıyor benim.

Bitirmeden —tekraren— hatırlatayım, aşı oldum. Mültecilerin yanındayım. Yaşadığım yeri zararsız köpeklerle paylaşmaktan yanayım. Göz hizasını seviyorum. Ama herkesle… Yani aşı karşıtlarıyla, mülteci karşıtlarıyla da…

Ama bir süredir, böyle ahlaki üstünlük taslayarak kendilerini tatmin eden, okur, beğeni ve saire toplamaktan gayrı bir hayat beklentisi kalmamış, kimseyle göz hizasına inmeyi kendisine yediremeyip bir de âleme göz hizası telkin eden zevzeklerle göz hizasına katlanamıyorum. Sadece onlarla…