GPT-3 Neyi Yapamaz?

Geçenlerde OpenAI, GPT-3’ü duyurdu. Sevdiğiniz bir şairin tarzıyla bir şiir talep ediyorsunuz, yazıyor. Filan. Çok geçmeden The Guardian’da, GPT-3 tarafından yazılmış bir makale yayınlandı. İşte biz bunları hep önceden haber vermiştik (burada bir gülümseyen surat olacak).

Çocuklarınızın nasıl bir dünyada yaşıyor olacağı hususunda, GPT-3’ün işkilli Süleyman’dan daha müessir olacağına dair bahse girerim. O kadar uzak bir geleceğe odaklanmaya da lüzum yok, eğer tez zamanda hayata veda etmeyecekseniz, sizin hayatınızı da GPT-3 ve benzeri işler şekillendirecekler. Bir dakika, neler diyorum ben! Esasen zaten şimdi de hayatımızı esas şekillendiriyor olan şeyler öyle şeyler.

Devam etmeden belirteyim, GPT-3’ün şahane performansının misalleri gözlerimi yaşarttı. Ama nasıl çalışıyor olduğu hakkında bir fikrim yok. Sadece tahmin olarak diyebilirim ki, yukarıda bağlantısını verdiğim yazıda iddia ettiğimin aksine, “bir makale yazayım, onu da The Guardian’a yollayayım” diyen özne GPT-3 değil. Hatta “bazıları benim zuhur etmemden fevkalade tedirgin oldu, o tedirginliği yatıştırmak için bir makale gerekiyor” diye akıl yürüttüğünü bile zannetmiyorum. Bu hususlarda yanılıyorsam… Benim işim bitmiş demektir.

İmdi…

“Yahu boş verin, hayatımızı belirleyen esas unsurlar başka yerde, işkilli Süleyman’a takılmayın” filan demek derdinde de değilim. Netice olarak Süleyman veya patronu veya patronunun koltuk değneği, hayatımızı zorlaştırmak konusunda ciddi ölçüde müessirler, ben de farkındayım. Yegâne derdim, birileri GPT-3 ile uğraşıyor iken, bizim burada Süleyman’ın Anayasa Mahkemesi Başkanına, patronunun Macron’a, patronun koltuk değneğinin TTB’ye ayar verişini izlemek zorunda kalışımız arasındaki kontrasta dikkatinizi çekmek. Hani az ileride, “bu memleket neden bu halde” diye sorulduğunda toplum, kültür, coğrafya filan denecek, siz de muhtemelen diyeceksiniz ya, mesele oralarda değil işte. Aha böyle bir siyasi heyetimiz var ve durduramıyoruz, mütemadiyen birilerine atarlanıyorlar.

Evcilleşmemiş insanlardan müteşekkil bir heyetimiz var. Esasen bütün gösteri, önüne gelene atarlanmalar filan, mezkûr heyetin evcilleşmemiş olduklarını teşhir etme çabalarından ibaret. “Ben bir fino değilim,” diyor her biri, “bir pitbull’um”.

İnsanoğlunun evcilleştirdiği ilk canlı, kendisi. Evcilleştiğimiz için insan olduk yani. Aramızda bazılarının köpekliğe heves etmeyi sürdürmesi, elbette, insan türünün tamamını bağlamaz. Aramızdan bazılarının, gördüğü canlıyı parçalayan türden köpekler olması, hiç bağlamaz. Neticede her bir pitbull’un önüne kemik atan bir sahibi var. Aramızdan bazılarının pitbull gibi canavarlar besliyor olması da, insan türünü bağlamaz. Günün sonunda insanlar kazanır. Yine öyle olacak.

Eh, ele âleme bir pitbull olduğunu ispatlama telaşında olanlar da biliyor, günün sonunda kaybedenlerden olacaklar. Zaten bu arada —günün sonu gelmeden— neyi koparabilirlerse… Bütün telaş ondan.

Yolun sonu görünüyor yani.

Ama biz, net bakiye olarak, yol alamamış oluyoruz. Birileri GPT-3’le filan uğraşırken, nelere maruz kalıyoruz!

Bu arada… Eğer GPT-3’ü test etme imkânım olsaydı, Süleyman’ın, patronunun ve koltuk değneğinin ağzından bir şeyler yazmasını isterdim. Sahiden… Acaba bu ölçüde terbiyesizleşebilir miydi, yerine söz söyleyeceği şeylerin henüz sahneleyemedikleri saçmalıklar akıl edebilir miydi, çok merak ediyorum.