Bazen çok akıllıymışım gibi hissediyorum. Bazen dedimse, sık sık… Mesela Süleyman, Nebati, Fahrettin, Bekir ve saire âlemin aklıyla alay edecek laflar ettiklerinde ve o laflar —ne kadar kaçsam da— bir biçimde bana ulaştığında, “oha, bu akıllarla böyle yerlere gelinebiliyorsa” diye düşüyor aklıma. Sonra pek sevdiğim bir mottoyu hatırlıyorum, “kuşlar kuş beyinlidirler, o yüzden uçabilirler.” Eh,
Hollywood’a bir proje götürseniz, 8-10 milyon dolar yatırması gerekenler yatırımı yapmadan önce “yatırdığımızın karşılığını alabilir miyiz” diye bir dizi ön test yapıyorlar. 8-10 milyon doları harcamayı göze almışlarsa, çekimleri yapıp kurguyu tamamladıktan sonra, filmi vizyona sokmadan önce yine bir grupla test ediyor, gerekirse gereken değişiklikleri yapıyorlar. Bir bisküvi firması üzerinde aylarca, belki yıllarca çalıştığı yeni
Posta kutuma bir e-posta düştü. Kılıçdaroğlu’na oy vermediğini, yerine başka bir isim aday olsaydı yine vermeyecekti olduğunu söylüyordu. Çünkü sadece Kılıçdaroğlu değil esasen onu destekleyen “kesimler” Aydınlanma aklıyla malul idiler. Mesela pandemi esnasında zorbalıkla bizi evlere kapatmış, faydasız aşıları dayatmışlardı. Mesela sokak köpeklerini —ki yakında nüfusları bizim nüfusumuzu aşacaktı— bizden çok seviyor idiler (kelimelendirme benim).
Geçenlerde OpenAI, GPT-3’ü duyurdu. Sevdiğiniz bir şairin tarzıyla bir şiir talep ediyorsunuz, yazıyor. Filan. Çok geçmeden The Guardian’da, GPT-3 tarafından yazılmış bir makale yayınlandı. İşte biz bunları hep önceden haber vermiştik (burada bir gülümseyen surat olacak). Çocuklarınızın nasıl bir dünyada yaşıyor olacağı hususunda, GPT-3’ün işkilli Süleyman’dan daha müessir olacağına dair bahse girerim. O kadar uzak
Güneç Kıyak T24’te hafta sonları fizik hakkında yazılar yazıyor —hoş bir motivasyona sahip olduğu anlaşılıyor. Hidrojen, oksijen ve karbon atomlarının tarihçesini anlatıp demiş ki, “Onlar, biz doğmadan milyarlarca yıl öncesinden geldiler, bizimle hayat buldular, bizden sonra da var olacaklar: Belki başka bir galakside, belki başka bir canlı yapının içinde. Yani, atomlarımızla evrende hep var olmaya
Pazarlama iletişiminde —konunun uzmanları beni bağışlasın— mesele sizinle —yani müşteri ile— ürün arasında bir bağ kurmaktır. Diyelim filanca marka yoğurdun iletişimini yapıyorsanız, bir ihtimal önce yoğurt tüketimini özendiren ve sonra da filanca markaya bir kıymet yüklemenizi sağlayan şeyler gerekir. Mesele siz ve size satılmak istenen yoğurt arasındadır. Siyasal iletişimde işler öyle değil. Siyasal iletişimin hedefleri