Neler Oluyor, Bilseniz!

Şehir, kendisine dair gösterişli planlar yapanların planları doğrultusunda değişmez. Planlar yapılır ama şehrin halini belirleyen, kimi zayıf kimi daha güçlü kimi çok güçlü aktörlerin gündelik tercih ve eylemleri olur. Şurada bir parseli ele geçiren bir güçlü müteahhit devasa bir iş merkezi projesi gerçekleştirir, yanındaki yamacındaki parsellerin üzerindeki gerilimler değişir. Uyanığın biri, bir fastfood restoranı açmak için uygun bir dükkan arar, onlarca yıldır helvacılık yapan birini ikna eder, yerini kiralar dönüştürür. Ve saire…
Bahçeli’nin kafasında bir plan var mıdır? İlköğretim 4. Sınıf kalibresinde laflar edip duran birinin kafasına ne kadar ölçekte bir plan sığar bilmem ama kendince bir tahayyülü vardır, öyle tahmin ediyorum. Ve lakin ettiği lafların, mesela Mahçupyan’ın yaptığı gibi yorumlanmasının büsbütün saçma olduğuna bahse girerim. Bahçeli’nin ve Erdoğan’ın Anayasa tartışması açmaya teşebbüs etmeleri, öyle uzun vadeli bir planın günü gelmiş bir faaliyeti filan değil.
Tam aksine… Koltuklarını korumak için çırpınırken icat ettikleri şeylerden bir yenisi.
Tekrarlayayım, orada, raflarda, uzun vadeli bir tahayyüller manzumesi olarak bir plan mevcut olabilir ama yapılan her tercih, gündelik, kısa vadeli, koltuğu korumaya, süngüyü dik tutmaya yönelik bir çabadan ibaret. Üstelik sadece şimdi böyle değil, uzun süredir böyle. Esasen hep böyleydi, çünkü başka türlüsü gerçek hayatta —hele ki siyasette— mümkün olmaz.
Bahçeli denen zatın her dediğinin satır aralarında bir mana bulmaya çalışanlar hep oldu. Uzun süre, “Erdoğan’a öyle bir kin duyuyor ki, o kin sebebiyle ona öyle bir tuzak kuruyor ki” filan geyikleri dolaşımdaydı. Bugün hâlâ Bahçeli’nin Erdoğan’ı yükseklere taşıyıp aniden bırakacağı beklentisinde olanlar pek çok. Bir gün öyle bir şey olacak, Erdoğan Bahçeli’den bir kazık yiyecek de… Ama bu, Bahçeli’nin öyle bir şeyi planlamış olmasından filan kaynaklanmayacak, çaresizliğinden kaynaklanacak.
Bugün nasıl çaresizlikten Anayasa değişikliği lafları etmek zorunda kalıyorsa…
Memlekette uzun süredir çaresiz bir iktidar bloku var. Siyaset üretemeyen bir iktidar bloku. Siyaset üretemediği için polisten, yargıdan medet uman bir blok. Siyasetçiler susmuş, memurlar konuşuyor. Siyaset niyetine servis edilen şeyi Fahrettinler, Süleymanlar filan yapıyor. Mahkemeler yapıyor. Yapabiliyor, çünkü karşı tarafta da “sen sus Fahrettinciğim, senin aklın almaz bu işleri, patronun konuşsun” diyen bir muhalefet yok.
İşlerin bu hale gelmesi sürpriz değil. Beklenmesi gerekiyordu. “Siz ne ayaksınız, ben olmasam bir seçim bile alamazsınız” diyen kifayetsiz muhteris kendi partisini battal edince, işlerin bu hale gelmesinde anlaşılmaz bir hal yok. Meclis Başkanlığı koltuğunda ikamet eden zat mesela, Anayasa Mahkemesine görev ve yetki dersi vermeye kalkmış. Canım benim. Gözlerim yaşardı. Meclisin yetkisini ve görevini çok iyi biliyor çünkü. Saraydan emir gelecek, hep birlikte parmak kaldıracaklar. Parmaklarından —ve koltuklarından— ibaretler.
Sadece Mahçupyan değil, pek çok kişi Saraydan ve/veya Bahçeli’den çıkan seslerde bir mana arayıp duruyor. Ve ben yıllardır deyip duruyorum ki, karanlık bir odada bir kara kedi arıyorsunuz ve öyle bir kedi… Yok! Ama Mahçupyan da haklı, geçimini —statüsünü— mevcut olmayan o kedi varmış ve onu da kendisi yakalamış gibi yapmasıyla sağlıyor. Yani biri bir bina dikmiş, Mahçupyan gibiler de etrafında yeni fırsatlar peşinde koşuyor.
Necati Özkan’ı tanıyorsunuz mesela. Boğaziçi rektörlüğüne yapılan atamayı tahlil etmiş. Zekâya bakar mısınız! Derdi belli esasında, akıl verdiği İmamoğlu’na söyletecek sözü yok. Siyasetsiz bir siyasi inşa etmeye çalışıyor. İktidar düşecek ve mal İmamoğlu’nun kucağına düşecek ya…
Ne diyeceksin!
Ulan adam neden erken seçim yapmak istesin? Eğer öyle sosyal gerginliği yükseltmekle oluyorsa bu işler, ve yüzde kırklara da düşmüşse, ortalığı bulandırmadan 2023’e kadar gidip, kozlarını seçime dört ay kala oynaması daha mantıklı değil mi? Filan. İlaveten, Boğaziçi rektör atamasına gösterilen reaksiyon adamın işine mi yarıyor? Yaradığı kadarı neden yarıyor?
Sorulacak kırk soru var da, Özkan’ın aklının ereceği şeyler değil bunlar. Onun ezberleri var. Zannediyor ki —daha doğrusu zannetmemizi, bilhassa da İmamoğlu’nun zannetmesini istiyor ki— İstanbul seçimi onun gerginliği düşürme stratejisi sayesinde kazanıldı. Hâlbuki derin bir kriz ortamında yapılan seçimde, Anayasa oylamasındaki Hayır oyları kadar bile oy alınamadı. Üstelik de Yıldırım gibi bir rakibin karşısında… Neyi anlatacaksın, adam siyaset bilmiyor, iletişim bilmiyor. Ama yeni bir inşaatın kıyısında kendisine bir iş fırsatı bulmuş, derdi gücü onu korumak ve büyütmek.
İmamoğlu Boğaziçi direnişi hakkında abuk sabuk laflar etmiş twitterda. Gençlerden biri “abi sen yokken burada neler oldu, bilsen” mealinde bir cevap yazmış. Özeti budur. Siyasetçiler yokken bu ülkede neler oluyor, bir bilseler.