Etiket: İmamoğlu

Davutoğlu’nun Büyük Hizmeti

Başlamadan… Geçende biri Davutoğlu hakkındaki düşüncemi sorduğunda, sorduğu o değildi ama şunu deme ihtiyacı hissettim: Eğer bir yanda Erdoğan öte yanda herhangi biri olsa, ikisinden birini seçmeye mecbursam o herhangi birini seçerim. Ama istisnası var. Eğer o herhangi biri Davutoğlu ise Erdoğan’ı seçerim. Sonra, biraz düşününce, mesela Erdoğan ile Gül arasında tercih yapmak zorunda kalsam

“Kahraman” ve Performansı

Dün dedim ki mealen, performansı, performans beklentisini, bir şeyleri performansa endekslemeyi kim kaybetmiş de biz bulmuşuz? Burada işler, uzun süredir, “ne performansı kardeşim, ben o işi bizim oğlana yaptırıverdim, pekâlâ oldu” güzergâhından yol alıyor. Bir de… “Tekkeyi bekleyen çorbayı içer” güzergâhı var, unutmak olmaz. Aktüel bir misal üzerinden de görebiliriz/görüyoruz. Önce giriş. Daha önce, yeri

Siyasi İşler

Tuhaf işler oluyor. İstanbul’da deprem olmuş. Millet teyakkuza geçmiş. 17 küsur yıllık iktidarın –herhalde çok seviyor olmaları sebebiyle– İstanbul’u perişan ettiğini gösterebilseniz, iktidarın en has destekçileri bile satın almaya hazır. Gösteremiyorsunuz. Üstüne, iktidar sahipleri bugüne kadar yapmaları gerektiği halde yapmadıkları, -mış gibi bile yapmadıkları şeyleri birden –mış gibi yapmaya heveslenmişler. Önünüze bir top daha düşmüş.

Dua, Tedbir, Lisan

Türkiye’de kamyonların alnında yazan “Allah Korusun” ibaresi üzerinden mesela, memleketin okumuş çocuklarıyla yıllar boyunca tartışmıştım. Tezleri kabaca şöyle bir şeydi, “adam oraya ‘Allah Korusun’ yazınca Allah’ın koruyacağına inanıyor, tedbirsiz araç kullanıyor, yollardaki kazaların çokluğu da bu zihniyetten kaynaklanıyor”du. Gerçeklik böyle miydi? Yani adam “nasılsa Allah Koruyor” diye direksiyonu yolun dışına çeviriyor muydu mesela? Başka ülkelerin

Oyunda Olmak

Gençler hatırlamaz ama Beşiktaş’ın uzunca bir dönem boyunca Gordon Milne adında bir İngiliz teknik adamı oldu. Başkan Seba ile iyi bir eküri idiler, sanki birbirleri için —ve ikisi birlikte Beşiktaş için— yaratılmış gibiydiler. İstatistikleri harikaydı ama benim zatıâlileriyle yıldızım pek barışık değildi. Bana öyle görünüyordu ki, kafasında makine gibi çalışacak bir takım var. Bütün mesaisini,

Karafatma

Cemal Tunçdemir T24’te “Büyük Resmi Kimler Görebilir” diye sormuş. Siz onun yazdıklarını okumadan hemen cevaplayayım, elbette ben. Şöyle oldu mesela… Kendi haline bırakılırsa dünyayı parmağında oynatacak dehalarla dolu olan Türkiye, bildiğiniz gibi, yüzlerce yıldır küresel güçlerin hedefinde. Zengin ve bereketli Türkiye’nin iliğini sömürerek hayatta kalan işbu güçler, muhtelif işler işledikten sonra, 1990’lara gelindiğinde, bir başka

Erdoğan’ı Yenmek

Halil Berktay Serbestiyet’te uzun bir yazı dizisi yayınladı (bağlantı, şu ana kadarki son yazıya gidiyor, oradan, önceki yazılara ulaşılabilir). İnsan topluluklarının arınma ritüellerinin tarihini kısaca geçip, Marksizm’le —daha doğrusu Leninizm/Stalinizm’le— kendi hesaplaşmasında uzun uzun oyalandı. Ben şöyle anladım: Marks devrimden sonra burjuvazinin geri dönebileceğini düşünmemiş, en azından önemsememişti. Bu ihtimali problem haline getirip işi çığırından

Başımız Fena Halde Dertte

Dünyada hakkında konuşulacak yığınla şey oluyor, biz neler konuşmak mecburiyetinde kalıyoruz… Göz göre göre Öcalan’a, Öcalan’dan olduğu zannedilsin istenen bir işarete muhtaç mı kalındı yani? Ne kadar acıklı! Eğer bu kadar tiksinmeseydim malum heyetten, hallerine sahiden acırdım herhalde. Ve işbu heyetin tek seçicisi malum adamı bize, yıllarca, asrın lideriymiş, siyaset dehasıymış diye kakaladılar. Siz de

Düello

İmamoğlu ile Yıldırım arasında yapılan tartışma programı hakkında, videoda söyleyemediklerimi de söyleyeyim. Ama önce… Hafta sonu, “28 Şubat rezilliklerinin hepsini misliyle işlediler, işliyorlar” dedim dostlarıma, “tez zamanda ‘muhtar bile olamaz’ diye bir manşet bekliyorum.” Bugün gazete formatında dağıtılan bültenler böyle bir manşet atmadıysa şaşarım. Malum, yürütmenin başı dün, “o makama oturamaz” mealinde gürledi. Bir zaman

Süleyman’ın Halleri

Süleyman “çok açık ve net” konuşmuş. Zaten malumunuz, işbu heyet hep çok açık ve net konuşur —mesele açıklık, netlik eksikliğinden kaynaklanmıyor. Mesele, açık ve net bir biçimde konuşup düşmanlık dışında bir laf edememelerinden ve… Düşmanlarının muğlak olmasından kaynaklanıyor. Yarın siz de düşman olarak ilan edilebilirsiniz mesela. “Siz” derken herhangi birini, mesela “emret Bakanım, öldür de