Etiket: İmamoğlu

Karafatma

Cemal Tunçdemir T24’te “Büyük Resmi Kimler Görebilir” diye sormuş. Siz onun yazdıklarını okumadan hemen cevaplayayım, elbette ben. Şöyle oldu mesela… Kendi haline bırakılırsa dünyayı parmağında oynatacak dehalarla dolu olan Türkiye, bildiğiniz gibi, yüzlerce yıldır küresel güçlerin hedefinde. Zengin ve bereketli Türkiye’nin iliğini sömürerek hayatta kalan işbu güçler, muhtelif işler işledikten sonra, 1990’lara gelindiğinde, bir başka

Erdoğan’ı Yenmek

Halil Berktay Serbestiyet’te uzun bir yazı dizisi yayınladı (bağlantı, şu ana kadarki son yazıya gidiyor, oradan, önceki yazılara ulaşılabilir). İnsan topluluklarının arınma ritüellerinin tarihini kısaca geçip, Marksizm’le —daha doğrusu Leninizm/Stalinizm’le— kendi hesaplaşmasında uzun uzun oyalandı. Ben şöyle anladım: Marks devrimden sonra burjuvazinin geri dönebileceğini düşünmemiş, en azından önemsememişti. Bu ihtimali problem haline getirip işi çığırından

Başımız Fena Halde Dertte

Dünyada hakkında konuşulacak yığınla şey oluyor, biz neler konuşmak mecburiyetinde kalıyoruz… Göz göre göre Öcalan’a, Öcalan’dan olduğu zannedilsin istenen bir işarete muhtaç mı kalındı yani? Ne kadar acıklı! Eğer bu kadar tiksinmeseydim malum heyetten, hallerine sahiden acırdım herhalde. Ve işbu heyetin tek seçicisi malum adamı bize, yıllarca, asrın lideriymiş, siyaset dehasıymış diye kakaladılar. Siz de

Düello

İmamoğlu ile Yıldırım arasında yapılan tartışma programı hakkında, videoda söyleyemediklerimi de söyleyeyim. Ama önce… Hafta sonu, “28 Şubat rezilliklerinin hepsini misliyle işlediler, işliyorlar” dedim dostlarıma, “tez zamanda ‘muhtar bile olamaz’ diye bir manşet bekliyorum.” Bugün gazete formatında dağıtılan bültenler böyle bir manşet atmadıysa şaşarım. Malum, yürütmenin başı dün, “o makama oturamaz” mealinde gürledi. Bir zaman

Süleyman’ın Halleri

Süleyman “çok açık ve net” konuşmuş. Zaten malumunuz, işbu heyet hep çok açık ve net konuşur —mesele açıklık, netlik eksikliğinden kaynaklanmıyor. Mesele, açık ve net bir biçimde konuşup düşmanlık dışında bir laf edememelerinden ve… Düşmanlarının muğlak olmasından kaynaklanıyor. Yarın siz de düşman olarak ilan edilebilirsiniz mesela. “Siz” derken herhangi birini, mesela “emret Bakanım, öldür de

Şu Dağın Ardında Bir Dağ Daha Var

Göcek koylarında bir balıkçı motorundan etrafa baktığınızda dümdüz —genellikle kıpırtısız— bir deniz görüyorsunuz. Başınızı biraz kaldırdığınızda ise, hemen az ileride yemyeşil bir tepe. O tepenin ardından kendisini gösteren bir başka tepe. Onun ardında, daha uzakta, daha açık renkli bir tepe. Onun da ardında, daha açık renkte… Öyle gidiyor. Tecrübe eden biliyordur, etkileyici bir manzaradır. Giderek

Taze Hikâye

İmamoğlu’na manasız taarruzlar gerçekleştirildi ve yine post-truth analizleri patladı. T24’te Emre Tansu Keten’in, Lee McIntyre’nin kitabına gönderme yaptığı yazısı, yaygın “ne günlere kaldık, ah nerede eski güzel hakikat günleri” modelinden biraz farklılık gösteriyor gibi görünüyor. Biraz… Daha önce dedim, tekrarlamak gerekiyor: Hakikat sonrası yeni bir hal değil —Osmanlı’nın Kayı kökenleri, Edebali’nin Osman’a nasihati filan gibi

Yurttaşlık Olarak Seyircilik

Akranlarımla sohbet etmenin muhtelif zorlukları var. En olmayacak yerde bayat –ve bayatladığının pek farkında olmadığımız– bir kavram düşüyor ortaya. Sonra hep birlikte onu kemirmeye başlıyoruz. Sonra? Arkası geliyor. Bildik şeyler işte. Öyle olmasa? Herhalde iyi olur ama her birimizin yığınla bagajı var. Bunca yıl yaşamışız. Yaşanmış olanlar yaşanmamış gibi olmuyor işte. Dolayısıyla… Öyle oluyor işte.

İki Mesele

31 Mart öncesinde bir Türkiye’de yaşıyorduk. Toplumun önemli bir bölümü, (a) öngörülemez bir ülkede yaşıyor olduğumuz, (b) şartları değiştirmek için ellerinde uygun enstrüman olmadığı ve (c) yaşanan şartların toplumun ana gövdesi için zaten istenen şartlar olduğu kanaatlerine sahip idi. Bir başka geniş kesim ise (a) işlerin sarpa sardığı çünkü uluslararası bir taarruz altında olduğumuz, (b)

Medar-ı Maişet Motoru

Ümit Kıvanç P24’te demiş ki, 6 Mayıs öğleden sonrası için… “Ruh hali, hava, moral durumu kısacık sürede dönüştü, tersine döndü ve ‘şöyle mi yapıyoruz böyle mi?’ diye konuşan bir koordine muhalefet hareketi potansiyeli doğdu. Burada, doğru zamanlama ile doğru mesaj ve duyguyu verebilen yeni lider İmamoğlu’nun ateşleyiciliği kadar, muktedir tek adamın attığı son adımın ve