Nişanyan twitter hesabında, anladığım kadarıyla demiş ki (mealen): Erdoğan bir siyasi dehadır. İstanbul seçimini tekrarlattığına göre kazanacağına emindir, çalışacağından şüphe etmeyeceği bir planı vardır —kaybederse kendi koltuğunun sallanacağını biliyordur. O plan, galip ihtimal, Kürt reylerini İmamoğlu’nun arkasından çekmeye matuftur. Kemalist CHP, Kürtçülük suçlamaları karşısında —Kürt düşmanı olduğunu ispatlama gayretiyle— meydanı boşaltacağı için, Erdoğan’ın stratejisi çalışır.
Daha önce yazmıştım, bence (a) 31 Mart’a kadar bir İmamoğlu, (b) 31 Mart gecesi bir İmamoğlu ve (c) 31 Mart sonrası bir İmamoğlu var. Dün gece buna, bir de, (d) 6 Mayıs gecesi bir İmamoğlu eklendi. 31 Mart gecesindeki performans müthişti. Dün geceki ise büyüleyici. Çok uzun süredir Türkiye’de bu kadar etkileyici bir siyasi performans
Alper Görmüş Serbestiyet’te laik nihilizm diye adlandırdığı ruh halinin gel-gitlerini özetlemiş. Türkiye’de belirli bir çevrenin temel belirleyeninin laikçilik olduğu tespitine itirazım yok. AKP’ye muhalif olanların altında toplanacakları başka bir bayrak açılmadığı/açılamadığı —açılmasına Baykal tarafından mani olunduğu— için, bütün muhalefetin laikçi hassasiyetlerin şemsiyesi altında tasnif edilmesine ise itirazım var. Türkiye’de laikçi olarak nitelenebilecek sosyoloji, dinci olarak
Memleketin literatürüne siyasetsiz seçmen diye bir ucube terim kazandıran Ateş İlyas Başsoy, geçtiğimiz seçimde CHP Genel Merkezinin mutfağındaydı, anlaşıldığı kadarıyla. Yine anladığım kadarıyla, mezkûr seçimdeki CHP zaferini, kendisinin fikirlerinin nihayet hayata geçirilebilmiş olmasıyla açıklamaya hevesli. 31 Mart’ta aynı seçimi mi yaşadık? Sandık neticelerini siyasetsiz seçmen mi tayin etti? Sandık sonrası araştırmalar yapıldıysa yayınlanmadı. Yayınlandıysa ben
Pazar günü, malumunuz, İmamoğlu’nun Maltepe mitingi vardı. Mitingden önce Çubuk’ta, Kılıçdaroğlu’na bir linç teşebbüsü oldu. Bu tür durumlarda iki soru öne çıkar: (a) Olan neden, hangi öznelerin hangi tercihleri sebebiyle oldu? (b) Olan, olacaklara nasıl tesir eder? Uzaktan görünen tablo şöyle: Mazbatası geciktirilip duran İmamoğlu, mazbatasını alır almaz, ilk Pazar günü, seçmenleriyle buluştu. Bu süreçte
Ankara’da AKP-MHP bloku 2014’te mahalli seçimlerde 52,6, 2018’te genel seçimde ise ise 53,5 oy almıştı. İstanbul’da ise bu oranlar sırasıyla 52,0 ve 51,0 idi. Evet, Kürt oyları İstanbul’a kıyasla Ankara’da çok düşük olduğundan, CHP ve İyi Parti oylarının toplamı da İstanbul’da Ankara’ya kıyasla daha düşüktü. Elinizde sadece bu veriler olsa ve Kürtlerin de CHP adaylarını
Alper Görmüş, Yıldıray Oğur ile Ali Bayramoğlu arasındaki bir programdaki diyalogları, aklında kaldığı biçimde aktarmış: “Yıldıray Oğur, o günlerde yazdığı bir yazıdaki bilgileri kullanarak böyle bir ‘fikri katkı’nın [Otpor’un Gezi sürecine katkısı] söz konusu olmadığını, iddianameyi hazırlayan savcının bu sonuca kimi varsayımlarla ulaştığını ve dolayısıyla hukuki bir değerinin olmadığını anlatıyordu ki Bayramoğlu araya girip şöyle
Seçim bitti. Sayısız rakam ve isme maruz kaldık. Sayın ki bir futbol haftası geride kaldı, skorlar, golcüler, kart görenler ve saire konuşulup durdu. Konuşup duruyoruz. Ama bir de taraftarlar var. Kimisi boynu bükük, bayrakları ellerinde, sükût içinde, kimisi ise bağırmaktan sesi kısılmış bir halde, bayraklarını coşkuyla sallayarak evlerinin yolunu tutmuş olan taraftarlar. Ama bir üçüncü
İmamoğlu Yeni Zelanda kurbanları için Yasin okumuş. Haberi paylaşan Sputnik tweetinin altına biri, “Oyumuz CHP adayına Yasin okutan AK Parti’yedir. Bu onun başarısı çünkü…” diye yazmış. Darılmaca gücenmece yok, biri yazmamış olsa ben diyecektim. CHP’nin, CHP’lilerin meselenin kaynağını teşhis etmekte müthiş bir beceriksizliği var. Ama İmamoğlu’nun yaptığı şeyin bu beceriksizlikle bile açıklanamayacak bir zaafı var.