Medar-ı Maişet Motoru

Ümit Kıvanç P24’te demiş ki, 6 Mayıs öğleden sonrası için

“Ruh hali, hava, moral durumu kısacık sürede dönüştü, tersine döndü ve ‘şöyle mi yapıyoruz böyle mi?’ diye konuşan bir koordine muhalefet hareketi potansiyeli doğdu. Burada, doğru zamanlama ile doğru mesaj ve duyguyu verebilen yeni lider İmamoğlu’nun ateşleyiciliği kadar, muktedir tek adamın attığı son adımın ve o adımla saptığı yolun belirleyici rol oynadığı açık. Belki de bugüne kadarki mücadelesizlik birikiminin rolü bunlardan fazladır.”

Murat Sevinç de Diken’de demiş ki

“Dolayısıyla ‘seçime gitme’ kararı, ortalama dürüst/kaygılı yurttaşın üzerindeki ölü toprağını silkmesine yardım ediyor. Sanırım bu sonucu, olası seçim sonuçlarından daha değerli bir kazanım kabul etmek doğru olur.”

Gerek sebepler ve gerekse sonuçlar açısından her ikisine de katılıyorum. Evet, İmamoğlu müthiş bir gol attı ama (a) Erdoğan’ın pasının kıymetini (b) zeminin uygunluğunu ihmal etmemek gerekir. Ve evet, gol maçı kazanmaya yetmeyebilir ama kendi başına kıymetli. Çok kıymetli.

YSK kararının gerekçeleri —bildiğim kadarıyla— hâlâ açıklanmadı. Açıklandığında inandırıcı olacakmış gibi görünmüyor. Nereden biliyoruz? Erdoğan ve şürekâsının seçim iptaline dair yaratmaya çalıştıkları algının seçimin iptali için yapılan itirazlar ile hiç alakası yok. Yani onlar bile biliyorlar ki, seçim iptaline sebep olan itirazlardan, kanunlar ne kadar esnetilirse esnetilsin, iptale gerekçe çıkarılamaz. YSK şapkadan nasıl edip de nasıl bir tavşan çıkaracak, onlar da bizim kadar merakla bekliyorlar besbelli. Bu arada da suyu bulandıracak lafları peş peşe sıralamayı ihmal etmiyorlar.

Neyse… Zaten YSK’nın gerekçelerinin hiçbir ehemmiyeti yok. YSK’nın gerekçesizlikleri, yeni bir hal de değil. Hanidir düşmekte olan ve düşüşü giderek hızlanan Erdoğan balonunun yeni bir çaresizliğiyle karşı karşıyayız. Önce arkadaşlarını attılar küpeşteden, düşüşü yavaşlatmak için. Sonra aklı. Sonra utanmayı. Sonra insana dair diğer hasletleri. Sonra devleti. Sonra halkı. Sonra hukuku. Geriye, yere vuruşun şiddetinin ürküntüsüyle birbirine yapışmış, hepsi de Erdoğan’ın eteklerine yapışmış, paniklemiş bir avuç şey kaldı balonun sepetinde. Küpeşteden atılmamak için her biri her şeyi göze alabileceğini ispatlamış bir avuç şey —YSK üyeleri de dâhil.

Futbolcu eskilerini, sanatçı bozuntularını her ihtiyaç duyduğunda kendi pespayelikleri için fütursuzca kullanan Erdoğan, sosyal medyadan “her şey güzel olacak” etiketi paylaşan sanatçıları, iş insanlarını azarlamış, “biz siyaset yapıyoruz, siz işinizi yapın” diye. E evet, adam ve balonda kalanlar için siyaset, medar-ı maişet motorunu çevirmeyi sürdürmek için yapılan iş. İşleri bu mezkûr zevatın. Hayatlarını buradan kazanıyorlar.

Firma iflas etti. Rakiplerinin ve borazanlarının türlü kıymetler vehmettikleri Erdoğan’ın balonu düşüyor. Sadece içindekilerin hasar göreceği bir biçimde boş bir araziye mi düşecek, yoksa aramızdan birilerinin tepesine bir kamikaze düşüşü mü deneyecek, bilemiyoruz —kendi hesabıma, çok can daha yakacaklarından endişeliyim.

Her şeye rağmen, balon düştükten sonrası için kafa yormaya başlamak gerektiğini düşünüyorum.