Napolyon ve Chappe Telgrafı

Geçende Celal, fırında para üstü beklerken, Ruşen Çakır’ın Medyascope’da Sırrı Süreyya Önder ile bir program yaptığını söyledi. Ertesi gün, “şunu bir izleyeyim” dedim, televizyonun başına oturdum. YouTube’un açılmasını beklerken, içim sıkışarak, uzaktan kumanda ile minimum tuşa basarak programa nasıl ulaşacağımı düşünüyordum ki… YouTube, Çakır ile Önder’in programını en üstte, gözüme sokarcasına, “sen bunu izlemek istersin”

Bilim ve Siyaset

Başımıza bir iş geldi. Körlerin fili tarifi gibi, her birimiz tuttuğu yerden tarif etmeyi sürdürüyoruz. Sadece Türkiye’de değil, dünyanın hemen her yerinde… İşin tuhafı, fil odanın ortasında belirmeden ne diyordu isek, aynı şeyleri demeyi sürdürüyoruz. Şu kapitalizm, neoliberalizm, küreselleşme şeytan üçlüsü hakkında söylene gelmiş olan ne varsa, “işte gördünüz mü, demiştik biz” edasıyla, ses yükseltilerek

Uzun Bir Gezinti

Biri bir video paylaşmış, Çin’den… Paylaşılan videonun kendisi daha çeşitli bir şey ama yüklemeyi beceremedim. Az çok şöyle bir şeydi. Sizinle paylaşmaya çalıştım ama başından sonuna izlemedim, izleyemedim. Zıplaya zıplaya baktığım karelerin hemen hepsi, midemi bulandırdı. Bir başkası videonun altına, “vay be ne disiplin, bu sayede pandeminin hakkından geliyorlar işte” diye yazmasa, aşağıda diyeceklerimi bambaşka

Kumbara

Hep virüs, hep virüs… Sıkılıyor insanlar haliyle, taze mevzular arıyorlar. Anladığım kadarıyla taze mevzuları da, virüse yer açmak için tavan arasına kaldırmak zorunda kaldıkları sandıklarda arıyorlar. Benim aklıma böylesi gelmezdi doğrusu, pes! Birileri bir erken seçim lafı etmiş anladığım kadarıyla. İşi icabı radarları Ankara semalarına salınan boşboğazlıkları tarayanlar var. O boşboğazlıklarda gelecek hakkında ipuçları arayanlar…

Biraz da İktisat

İnsanların büyük çoğunluğu ekmeklerini evde yapıyorlardı. Neredeyse her ekmek, yeneceği evde yapılıyordu yani. Fırınlar filan, son derece yeni bir moda sayılır —tarihlerini bilmiyorum ama üç yüz yılı aşacağını da zannetmiyorum. Bundan elli yıl kadar önce, Türkiye’nin köylü nüfusunun neredeyse tamamı —yani ülke nüfusunun yüzde yetmiş kadarı— hâlâ ekmeklerini kendileri yapıyordu. Buna mukabil, şehirli nüfusun neredeyse

Biraz Daha İstatistik

Sizinle, ilginç bulduğum bir istatistiği paylaşayım. Aşağıdaki grafikte, 1 Şubat ile 1 Mayıs arasındaki on üç haftada dünyada raporlanan can kayıplarının günlere göre dağılımı görülüyor. Grafikten de görüldüğü gibi, Cuma günleri gerçekleşen can kayıpları, Pazar günleri gerçekleşenlerin bir buçuk katından fazla. Turuncu çizgi ortalamayı gösteriyor ve her günün az çok o seviyede olmaması için bir

Akamayınca

Hayatın en belirgin özelliklerinden biri, akışkanlığı. Bu yüzden de hem teker teker her bir hayat ve hem de genel olarak hayat kategorisi —ve dolayısıyla toplumlar— için en uygun metaforlardan biri nehirmiş gibi geliyor bana. Hayat akıyordu. Bir yandan viskozitesi de düştüğü için, giderek daha hızlı akıyordu. Aniden durdu. Akışkanlığı kaybolduğundan veya eğim ortadan kalktığından durmadı,

Bir Dönüm Noktası Olarak Pandemi

Gazete Duvar, John Gray’in kriz sonrasına dair düşüncelerinin tercümesine yer vermiş. Başlığa da, “bu kriz tarihte bir dönüm noktasıdır” ibaresini çıkarmışlar. Bu vesileyle ve Gray’in yazısını karşıma alarak, pandemi sonrasına dair düşüncelerimi biçimlendirmeye çalışayım. Öncelikle söylemek gerekiyor ki, tarihte bir dönüm noktası tespitine katılıyorum. Ama dönüm noktasına pandemiyle gelmiş değiliz. Pandeminin kendisi —yani sebep olduğu

Pandeminin Mevcut Manzarası

Nisan’ın ilk günü, daha önce yaptığım tahmini revize etmiş ve “eğer tahminlerim mertebe olarak tutarsa kendimi başarılı addedeceğim” demiştim. Özetle, Mayıs’ın ilk haftasında dünya genelinde ölüm oranlarının zirve yapacağını ve o zirvenin de günlük 25 000 ile 32 000 arasında olacağını iddia etmiştim. Mertebe olarak bile tutturamadım. Aşağıdaki grafikteki mavi çubuklar, 10 Mart ile 29

Diyanet Baroya Karşı

Ben bilimcilerin hali hakkında yazıp dururken kıyamet başka yerde kopuyormuş. Diyanet İşleri Başkanı bir laf etmiş, Ankara Barosu bir açıklama yapmış, zatı şahanelerinin işaretiyle de Saray ahalisi sahaya inmişler. İyi. Neden iyi? Kemal Can mesela, mevzu hakkında yazdıklarını “devam eden ve yoğunlaşma istidadındaki bu tuzaklı siyasileştirmeye, olgusal değil kavramsal karşılıklar verilmediğinde ise istenen amaç kolayca