Süleyman’ın İşleri

T24’te Ali Akay, Isabelle Stengers’e göndermelerle dolu iki yazı yazdı. Stengers’i ben, Prigogine dolayımından biliyorum. Akay’ın yaptığı göndermelere bakacak olursam, “iyi ki araya Prigogine girmiş” diye düşündüm, bu felsefe lisanı fena halde midemi bulandırıyor. Bence siz yine de okuyun. Âlem hakkındaki bilgimizin mahiyet değiştirmiş/değiştiriyor olduğu kanaatinin benim fantazyam olmadığını görebilirsiniz en azından. Stengers’in bulanık dilinin imalarına bir mim koyup, güncele gelelim.

İşkilli Süleyman istifa etti. İstifası kabul edilmedi. Geri döndü.

Sağda solda yazıp çizenlerin hemen hepsinin bir dizi kabulü var. Şöyle özetlenebilirler.

  1. Cuma gecesi sokağa çıkma yasağı, Erdoğan’ın kararıdır —çünkü Erdoğan’dan başka kimsenin karar verme yetkisi yok.
  2. Cuma geceki karar, diğer her şey gibi tarihsiz bir karar. Yani Erdoğan herhangi bir tereddüt duyabilir olmadığına göre, o karar belirsiz bir tarihte zaten verilmişti, Erdoğan o kararı biliyordu. Erdoğan tek adam olduğuna göre başka kimse de bilmiyordu.
  3. Kararı uygulamak Süleyman’a düştü. Ortaya berbat bir tablo çıktı. Erdoğan tablodan zarar gördüğünü/göreceğini düşündü. Bu zararı birinin üstlenmesi gerekiyordu. Fatura işkilli Süleyman’a yıkıldı.
  4. Bu süreçte damat da kayınpederini işkillendirmekten herhalde geri kalmamıştır.
  5. Süleyman istifa ederken, istifasının kabul edilmeyeceğini biliyordu.

Zannımca bu kabullerin tamamı yanlış, mesnetsiz. Esasında ne olmuş olduğunu bilemem, tarafların bile bilebileceğinden emin değilim. Ama mesela şöyle olmuşsa şaşırmam —söyleyeceklerimin bazıları açık kaynaklardan bilgi, kalanı tahmin.

  1. Erdoğan tek adam, tamam. Ama birinin tek adam olması, kararları tek başına verdiği manasına gelmez. Bunu anlamak için öyle çok sofistike teorilere ihtiyaç yok, kendinizi Erdoğan’ın yerine koymanız kâfi. “Sokağa çıkma yasağı ilan etsek mi, etmesek mi” sorusuna kendi başınıza nasıl karar verebilirsiniz? Size bir yığın veri/bilgi gerekiyor. O veriler/bilgiler katkısız halde gelmez, içinde/arasında yığınla yorum/tahminle birlikte gelir.
  2. Erdoğan’a da sürekli ve düzenli olarak veriler/bilgiler gidiyor, gitmeye çalışıyordur. Eğer ortada bir tek adam varsa, o onaylamadan herhangi bir şey gerçekleşmiyorsa, siz de mesela, ülkeyi kurtaracak kendi fikirlerinizi o tek adama ulaştırmaya çalışırsınız. Ulaştırabiliyor musunuz? Ulaştırabilir misiniz? Ulaştıramıyorsunuz/ulaştıramazsınız. Çünkü bilgi güçtür. Siz tek adama ulaşıp bir şeyi yaptırabilirseniz (a) siz güçlenirsiniz, bu birilerinin —şimdi tek adama erişimi olan güçlü birilerinin— işine gelmez, (b) sizin yaptırdığınız iş, birilerinin yaptırmak istediğinin tersidir, onlar da memnun olmazlar.
  3. Dolayısıyla tek adamlar —Aydınlanmacı akıl dediğim kavrayışın ima ettiğinin tersine— son derece bağımsız insanlar değil, olağanüstü bağımlı insanlardır. Kiminle görüşeceklerine bile kendileri karar verme gücüne sahip değillerdir.
  4. Ve ilaveten, her bir şeye karar verme yetkisini ellerinde tutan tek adamlar, yine genel kavrayışın imasının zıddına, olağanüstü kararsız kimselerdir. Çünkü kendilerine gelen verilerin/bilgilerin gerçekliği mi yansıttığını, yoksa o bilgiyi kendisine taşıyan kişinin kendi iktidar hesaplarının bir unsuru mu olduğunu asla bilemezler. Erdoğan çoktan öğrenmiştir ki, Süleyman kendisine bir dosyayla geldiğinde, o dosya bir takım gerçek malumatı ihtiva ediyordur ama bir yandan da Süleyman’ın kendisine yaptırmak istediği şeylere göre cımbızlanmıştır. Süleyman’ın —veya damadın veya başka herhangi birinin— kimin hesabına, neyi istediğini asla tam olarak bilemez. Etrafındaki herkes, etrafındaki diğer herkes hakkında imalar, ithamlar üretip durur.
  5. Dolayısıyla Erdoğan sokağa çıkma yasağı hakkında, yasak ilan edilene kadar kararsız kalmıştır. Malumat da gösteriyor ki, yasak ilan edilmeden önce, önce TRT’de ve sonra da TRT’ye ithafla aHaber’de sokağa çıkma yasağı duyurulmuş. Bu duyurular yapıldığında Erdoğan henüz karar vermemiş bile olabilir.
  6. Eğer o saatte henüz karar vermemiş idiyse, TRT’den ve aHaber’den ilan edildiğini işitince… Erdoğan için mesele “sokağa çıkma yasağı ilan etmek pandemiyle mücadele açısından doğru mu yanlış mı” sorusu olmaktan çıkar. Öncelik, “bu duyuruya rağmen sokağa çıkma yasağı ilan etmezsek, bizim iktidarımıza ne olur” sorusu olur. Dolayısıyla sokağa çıkma kararı, öyle önceden kararlılıkla belirlenmiş, son anda işkilli Süleyman’a bildirilmiş filan değildir. Olağanüstü türbülanslı bir ortamda, birilerinin yaptığı bir emrivakinin neticesi olarak, mecburiyetten verilmiş bir karardır, uygulamak Süleyman’a düşmüştür.
  7. O emrivakiyi yapan damat olabilir. TRT’nin, aHaber’in işin içinde olması ve damada yakın basının sonrasında yaptığı yayınlar, damadın bu işi taammüden yapmış olabileceğine işaret ediyor. Ama Erdoğan için söylediklerim, az çok, damat için de, Süleyman için de geçerli. Damat, bilemeyeceğimiz sebeplerle, son derece saygıdeğer olabilecek sebeplerle sokağa çıkma yasağını istiyor olabilir. Erdoğan’ı buna ikna etmeye çalışmış olabilir. Veya bütün derdi, sadece işkilli Süleyman’ı zor durumda bırakmaktan ibaret olabilir. Bilemeyiz.
  8. Damat, sadece ve sadece pandemiyle mücadele öylesini gerektirdiği için sokağa çıkma yasağını istiyor idiyse bile, ortaya çıkan kaosu, Süleyman’a karşı bir zafer için fırsat olarak görmemişse, şaşırtıcı olur. Dolayısıyla mesele kendi beklendik seyri içinde gelişip dururken, birden bir kaos çıkmışsa, “aha bunu kendi lehime nasıl kullanabilirim” diye düşünmesi, o meseleleri kurgulamış olmasından farklı bir hal. Aydınlanma aklı mütemadiyen bir takım kurgulamalar vehmetse de, dünyada genellikle olan şey, olup bitenin üzerinden bir fayda devşirme şeklinde olur.
  9. Cuma gecesi ortaya çıkan kaosun Erdoğan’ı endişelendirdiği, “vay pandemiyle mücadelemizde başarısız göründük, ahali bunun hesabını bizden sorar” diye düşündüğü filan gibi varsayımların tamamı bence manasız. Erdoğan daha o geceden itibaren, “ulan bizim çetenin içindeki çatlaklar benim yönetemeyeceğim boyutlara mı geldi” diye endişelenmiştir. Dolayısıyla birilerine bir fatura çıkarma ihtiyacı filan hâsıl olmuş değildir. Erdoğan’ın toplumsal desteğinin Cuma gecesi olanlar yüzünden yara aldığını, bunun da Erdoğan’ı ürküttüğünü fütursuzca yazıp çizen zavallıların nasıl bir ülkede yaşıyor olduklarından bu kadar habersiz zavallıların, bir de ahaliyi zekâsızlıkla itham etmesi yok mu… İnsanın nutku tutuluyor. Aha işte o zavallıların akıl yürütme tarzına Aydınlanma aklı diyorum. Bütün bu mesnetsiz varsayımlarını dayandırdıkları, “olsa olsa” mantığıyla imal ettikleri hükümleri üretmelerini sağlayan âlem kavrayışına…
  10. Sizin/bizim sokağa çıkamadığımız 48 saat boyunca Saray’daki mesai, “yahu Cuma gecesi yaşananlar yüzünden virüs bulaşanların sayısı şu kadar artarsa ne yapacağız, bunun altından nasıl kalkacağız” filan gibi mevzulara teğet bile geçmemiştir. “Kim, kime, neden madik atmaya çalışıyor” etrafında dolaşılmıştır. Biz Erdoğan’ın damada bağımlılığının sebeplerini ve büyüklüğünü tahmin edemeyiz. Mesela Emine hanımın damadı koruyucu bir tutum almış olması sır değil gibi ve tuhaf da olmaz. Emine hanımın eşi üzerindeki tesiri de azımsanamaz.
  11. O 48 saat içinde her ne olduysa, tarafların hiçbiri, hatta Erdoğan’ın kendisi bile tam olarak bilmez/bilemez. Herkes bir köşede bir oyun kurmuş, oynamış, değişen şartlara göre kurgusunu revize etmiş… Birçok şey olmuştur. İttifaklar kurulmaya çalışılmış, kurulmuş, durumdan vazife çıkaranlar olmuş, onların bir bölümü yardım etmek istediklerine zarar vermiş… Birçok şey…
  12. Süleyman’ın istifası da danışıklı filan olmak zorunda değil. Muhtemelen danışıklı da değildir. Birbirine tamamen zıt iki durumdan biri gerçekleşmiştir diye düşünüyorum: (a) Süleyman elinin çok zayıf olduğunu veya zayıfladığını hesaplamış olabilir, (b) çok güçlü olduğunu, güçlendiğini… Bu noktada işaret etmek gerekiyor, Süleyman’ın kendi yaptığı hesaplardan söz ediyoruz, o hesapların gerçekliğe ne kadar uyduğundan değil. Yani Süleyman, eli aslında güçlü iken yanlış hesap yapıp zayıfladığına hükmetmiş olabilir. Aydınlanma aklı, her nasıl oluyorsa, şahısların hesapları ile gerçekliği birbirinin yerine ikame etmekte de bir beis görmüyor.

Tekrarlayayım, âlemin işleyişi hakkında tamamen mesnetsiz bir yığın varsayımı fütursuzca istihdam eden bir yığın zavallı, klavyelerinin başına oturup ahkâm kesiyor. Bu arada iki şişe Coca Cola almak için markete giden birini ahmaklıkla itham etmekten de geri durmuyor.

Ve buradan, meselemize dönelim. Benim açımdan emniyetle söylenebilecek bir tek şey var: Saraydaki güç mücadelesinde yeni bir faza geçildiği görülüyor. Hepsi bu. Yeni bir faza geçiş, genellikle, ya yeni fetihler ve dolayısıyla yeni yağma imkânları doğduğunda ortaya çıkar veya imkânlar daraldığında… Görünen o ki imkânlar daraldı/daralıyor. Sahneye yeni aktörler de çıkıyor olabilir —Sağlık Bakanı gibi… Her durumda, sahnedeki aktörler, klavyelerinin başında ahkâm kesenlerin zannettiklerinden çok farklı bir ortamda, bir ölüm-kalım mücadelesi veriyorlar.

Bu bir oyun (game). Kaybedenin her şeyini kaybedeceği bir oyun. Dinamik bir oyun. Sahnedeki oyuncular, onların ittifakları, mütemadiyen değişiyor. Şimdi de değişiyordur. Bu bir oyun ve kimin kazanacağını bilemeyiz/bilinemez. Kimin kaybedeceği ise bilinebilir. Ta zamanında başka bir vesileyle söylediğim gibi, seyircilerin kazandığı bir oyun henüz icat edilmedi.

Dolayısıyla CHP’nin, HDP’nin filan kaybedeceğini emniyetle söyleyebilirim.

Dün gece bütün bu işler olurken, Kılıçdaroğlu HaberTürk’te Fatih Altaylı’nın misafiri imiş. Ta neden sonra haberim oldu. Benim bile haberim olmadı yani. Çünkü kimse Kılıçdaroğlu’nun herhangi bir meselede ne diyeceğini merak bile etmiyor. Bunca yıldan sonra ne diyeceği merak edilen biri olmayı becerememiş adam, oturduğu koltuktan kalkmayı aklına getirmiyor, onu oradan kaldırmak da kimsenin aklına gelmiyor.

Memleketin ahvalini bundan daha iyi özetleyecek bir şey yok.

Süleyman mı kazanır, damat mı? Aradan yine arkada kendi oyununu kurmuş bekliyor olan Binali Yıldırım mı çıkar, yoksa Numan Kurtulmuş mu? Sağlık Bakanı bu oyunda kalıcı olmayı becerebilecek vasıflara/tecrübeye sahip mi? Bunların hepsini göreceğiz, ömrümüz varsa.

Ama CHP, Kılıçdaroğlu ve tuhaf akıllarıyla her bir denklemi şıp diye çözüverdiğini zannedip ahaliye akıl verip durmaktan bıkmayan zavallıların kaybedeceğine bahse girebiliriz.

Politik•a•politik sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin