Dün mahkemeden İmamoğlu’nu siyasi yasaklı duruma düşürebilecek karar çıktı. Kendi bakış açımı sıcağı sıcağına Serbestiyet’te yazdım. Sonra da Celal’le konuştum. O videonun altına gelen bazı sorulara ve cevap vermek, o sorulara kaynaklık ettiğini düşündüğüm kavrayışlar hakkında akıl yürütmek için de aşağıdakileri yazmaya karar verdim. Son zamanlarda pek yazmadığım uzunlukta bir yazı olacak herhalde. İlk olarak
Halil Berktay Serbestiyet’te uzun bir yazı dizisi yayınladı (bağlantı, şu ana kadarki son yazıya gidiyor, oradan, önceki yazılara ulaşılabilir). İnsan topluluklarının arınma ritüellerinin tarihini kısaca geçip, Marksizm’le —daha doğrusu Leninizm/Stalinizm’le— kendi hesaplaşmasında uzun uzun oyalandı. Ben şöyle anladım: Marks devrimden sonra burjuvazinin geri dönebileceğini düşünmemiş, en azından önemsememişti. Bu ihtimali problem haline getirip işi çığırından
Tütün tüketimi zararlı değil mi? Petrol endüstrisi çevreyi tahrip etmiyor mu? Çernobil’de gerçek bir felaket vuku bulmadı mı? Öyle, herkesin kendisine göre hakikatlerden söz etmeyi nasıl sürdürebilirim? Birincisi, tütün tüketimi zararlıdır herhalde, başlamayanların başlamaması için yapılabilecek şeyler yapılsın. Petrol endüstrisinin yaşadığımız çevre problemlerinde ciddi oranda hissesi de vardır. Çernobil’de de gerçek bir felaket vuku buldu.
Gılgamış Destanında Şamhat’ın Enkidu’yu baştan çıkarıp altı gün yedi gece boyunca sevişerek insana dönüştürmesi, iki farklı netice doğuruyor gibi görünüyormuş. Birinde Enkidu şehre, Uruk’a gelip, Gılgamış’a meydan okuyor, onunla güreşiyor ve sonunda dost oluyorlarmış. Bir başka versiyonda ise altı gün yedi gecelik sevişme sonrasında Enkidu şehre geliyor ve… Şehirli oluyormuş. Esasen derdim şu şehirli olma