Zincirlerinden Başka…

Nişanyan’ın bir sohbetinden kesilmiş bir video düştü önüme.

“Bir yanda Aydınlanmacılar, karşılarında da çomarlar var” diyor ve iki tarafın tutumunu da veciz bir biçimde özetliyor. Tasnife de, terimlere de itirazım olamayacağını, beni bilenler bilir.

Mesele başka yerde.

Diyor ki mealen, “Aydınlanmacılar açık ara önde”. Katılmıyorum. Evet, gazeteler, üniversiteler, Hollywood, dijital platformlar filan ellerinde. Ama uzun süredir, sadece bunlar ellerinde. Daha kırk yıl önce servet, sermaye ve siyaset de ellerindeydi. Olağanüstü mevzi kaybettiler. Daha mühimi, moral üstünlüklerini kaybettiler. “Çalışın gelin, siz de bizim gibi olacaksınız” diyorlardı kırk yıl önce. Kendilerine güvenleri tamdı ve evet, çalışıp giden onlara katılabiliyorlardı. Şimdi “gelmeyin ulan, hepimize yetecek yer yok burada”  diyorlar hanidir.

Esas mühimi, karşı taraftakilerin olanca dezavantajlarına rağmen kazanabileceklerini öne sürerken, “kaybedecek bir şeyi olmayanlar kazanabilir” diyor. Birkaç yerde, birkaç defa iddia ettim, bu klişeye itibar etmem. Kaybedecek bir şeyi olmayanlar kazanamazlar, çünkü sahaya çıkamazlar. Çaresizlik içinde intihar saldırıları düzenlediklerinde de… İntihar etmiş olurlar. Tarih boyunca hep öyle oldu.

Kaldı ki Aydınlanmacıların karşısındakilerin kaybedecekleri çok şey var. Artık çok şeye sahipler. Diplomaları var. Şehri gördüler, hayalleri oldu. İktidara ortak oldular, hayalleri büyüdü. Olan bitenden haberleri var. Fikirleri var. Sadece Türkiye’den söz etmiyorum, belki Çin ve Hindistan dışındaki bütün dünyadan söz ediyorum. Kaybedecekleri çok şey var ama daha çoğunu kazanabileceklerine dair bir ümitleri var artık. Hâkim tabaka (Aydınlanmacılar) için esas sıkıntı, diğerlerinin kaybedecek bir şeyleri olmamasından kaynaklanmıyor, daha çoğuna talip olmalarından ve bu taleple harekete geçmiş olmalarından kaynaklanıyor.

Dünya herkese yetecek kadar geniş ve zengin. Bunu —en son— Aydınlanma sonrasında gördük. Gerçekleşen zenginleşme Aydınlanmanın fikirleri, dünya tasavvuru sayesinde gerçekleşmedi. Daha çok insanın daha çoğunu isteyip harekete geçmesi/geçebilmesi sayesinde gerçekleşti. Nispeten iyileşmiş şartlarına yaslanarak daha çoğunu isteyenler, son derece muhkem görünen düzenleri alt ettiler. Daha çok insan “katılınca”, olağanüstü bir zenginlik üretildi. Bugün diğerlerine “gelmeyin ulan, burada başka kimseye yer yok” diyenler, o dönemde hareketlenmiş olanların torunları.

Üstelik haklılar, orada başka kimseye yer yok. Nasıl 18. Yüzyılda daha çok aristokrata yer yoktuysa… Bugün de —mevcut örgütlenme tarzıyla— daha çok burjuvaya yer yok. (Aristokrat ve burjuva tabirleri için özür dilerim, yaygın kullanıldıkları için kullanıyorum, daha iyisini de bulamadım. Anlayın gari.) “Yer” yeniden tanımlanacak ve herkesin kendisine bir yer bulabileceği bir “yer” zuhur edecek. Esasen ediyor. İçinde yaşıyor olduğumuz için görmekte, anlamakta, adlandırmakta müşkülat çekiyoruz.

Daha basık, daha yaygın bir dünyada yaşıyoruz. Temel iktisadi faktör insan olduğu sürece de, daha çok kişinin katılımı, daha çok zenginlik manasına geliyor. Bugün de dünya, kırk yıl önceki dünya ile kıyaslanmayacak kadar zengin.

Aristokratların meselesi “daha zengin olunsun, ben de daha zengin olayım” değildi, “yığınlarla aramızdaki ‘zenginlik farkı’ baki kalsın” idi. Bugün hâkim burjuvazinin meselesi de bu. “Ben yek parmak üstte olayım da, gerekirse zenginlik artmasın” diyor Nişanyan’ın Aydınlanmacılar dediği kesim. Ama diğerleri zenginliğin kokusunu aldı, onları durdurmak kabil değil artık. İstediklerini alacaklar ve… Hep birlikte başka bir şey olacağız.