ABD’nin Halleri

Ukrayna ve Ukraynalılar için üzülüyorum.

Bir adım daha atarak diyebilirim ki, Ukrayna’nın emperyalizmin kurbanı olduğunu düşünüyorum. Bir antiemperyalist olarak, Ukrayna’nın düşürüldüğü hale öfkeleniyorum.

Dün videoda dedim ki, “bu vatanseverliktir” demekle “vatanseverlik budur” demek aynı şey değil. Benzer şekilde “bu antiemperyalizmdir” ifadesi “antiemperyalizm budur” ifadesinden çok farklı. “Antiemperyalizm budur” der duruma düşmekten ürküyorum ama çiğ bir Amerikan düşmanlığını meze yapıp Putin’e eşlik etmekler de midemi bulandırıyor.

Bütün bunlar hakkında daha derin düşünmeye, daha çok laf etmeye belki de vaktimiz olur. Bugünlük meselem bu değil. Önümüzde çok tayin edici bir soru var: ABD bütün bu hikâye boyunca neden davrandığı gibi davrandı? Soruyu biraz genişleterek, belki daha cazip hale getirebiliriz. ABD semalarından üzerimize, bir vakittir, “orada bir Çin var uzakta, hepimizi ‘ham’ yapacak” konfetileri yağıyor, malumunuz. Eğer esas tehlike Çin ise, ABD eğer sahiden öyle görüyorsa, Çin’i çevreleme işine, en önce Rusya’yı kendi yanına çekmeye çalışmakla başlaması gerekir. İran’ın ehlileştirilmesi işini de Rusya’ya havale etmek hem daha ekonomik ve hem de daha uygulanabilir (feasible) görünüyor ilaveten.

Yani?

Eğer ABD dünya hakkında bize anlattığı masallara sahiden inanıyorsa, samimiyse… Gerilemekte olan, gerilemesini kısa vadede durdurması imansız görünen Rusya’yı karşısına almak yerine yanına çekmeyi tercih etmesi gerekir. Öyle yapmadı. Tam tersini, taammüden yaptı. Rus ayısının gözüne Ukrayna çomağını ısrarla soktu. Neden?

Hatırlatayım, “ABD emperyalisttir, emperyalizm fenadır, savaş da çok kötüdür” filan gibi değer yargıları yüklü bütün önermelerden bağımsız olarak soruyorum, ABD neden Rusya’yı karşısına almaya bu kadar hevesli davrandı?

Aklıma gelen birinci şık, bize anlattığı masallara ABD’nin kendisinin inanmadığı. Çin’i öyle ciddi bir tehdit olarak filan görmüyor mesela. Yanına Rusya’yı da alsa bile dert değil. Olabilir mi? Bence olabilir.

İkinci şık, Rusya’yı Çin’in yanına iterek, Avrupa’yı kendi yanında kenetlemek. Son dönemde gevşemiş ve ABD’ye kayıtsızlaşmış olan Avrupalıları Çin tehdidiyle hizaya sokmak pek mümkün değil ama yanı başlarındaki Rusya’yı azdırmak Avrupalıları kendilerine getirmek için işe yarayabilir diye “düşünülmüş” olabilir. Öyleyse, şimdilik işe yaramış görünüyor. Ama eğer proje buyduysa, demek ki… (a) Çin tehdidi o kadar mühim —veya yakın— görünmüyor, öncelik liberal kapitalist Batı ittifakını disipline sokmak. Veya (b) Çin’le baş etmek için Çin artı Rusya karşısında ABD artı müttefikleri denklemi daha makul görünüyor. Rusya’yı verip Avrupa’yı almakla (daha doğrusu Avrupa’ya katılmış ekstra enerjiyi almakla) momentumun kendi lehine çevrileceği hesaplanıyor.

Aklıma gelen bir üçüncü şık var ki, o çok daha muhtemel görünüyor bana. Dünya budalaların elinde. Doğru hesap yapmaktan aciz, kaba güç kullanarak netice almaktan/alamamaktan beyinleri uyuşmuş, ama kendilerini pek akıllı, pek mahir zanneden bir takım insanlar Washington’u ele geçirmiş durumda. “Benim yapabildiğim hesabı bile yapamıyorlar” gibi bir mana çıkmasın, münhasıran Ukrayna hadisesi hakkında yapılıp edilenlere bakarak söylemiyorum söylediklerimi. ABD’nin onlarca yıldır yapıp ettiklerine bakarak, kaba güç kullanarak berbat ettiği her şeyi yine kaba güç kullanarak düzeltme çabalarına, işler daha da berbat olunca kulakları sağır eden bir yaygarayla meselenin üstünü örtmesine, örtmüş olmasına bakıyorum, bir. İkincisi, Washington’da politika yapan zevatın, kendilerine oy vermeyen Amerikalıları bile aptal, kendi menfaatinin nerede olduğunu bilmeyen cahil mahlûkat olarak görüyor olmasından pay biçerek, Ruslar, Ukraynalılar filan hakkında nasıl varsayımlara sahip olabileceklerini tahmin etmeye çalışıyorum, yüreğim yerinden oynuyor.