Kategori: Akşam Gazetesi Yazıları

Ne Görüyorsunuz?

Etrafınıza baktığınızda ne gördüğünüzü zannediyorsunuz? Ne varsa onu mu? Yanılıyorsunuz. Çevrenizdeki cisimlerden yansıyan fotonların gözünüzün retinasına değmesi ile beyninizin o cismin görsel bir algısını oluşturması arasında yaklaşık olarak yüz milisaniyelik bir gecikme var. Bir maratoncunun hızıyla koşuyorsanız, yüz milisaniyede kabaca yarım metre yol alırsınız. Arkadaşınızın size attığı top bir metre mesafe kat eder. Yani, eğer

Bir Fani Savaş

Herkes bir kutsal orduya nefer yazılmış, olup biteni kendi ordusunun merceğinden seyrediyor. Kutsal savaşlar da muhtelif. MİT Müsteşarı yargının hedefine yerleşmişse, dünyayı Kürt meselesi zaviyesinden okuyanlara göre, olsa olsa Oslo görüşmeleri yüzündendir. Birileri müzakere imkânlarını berhava etmeye kararlı. Yargı ve Emniyet Cemaatin arka bahçesi ya, her münafıklığı Cemaatten bilenlere kalırsa, Fidan’ın ifadeye çağrılması da Cemaatin

Rant

“Yetti mazinin muhasebesi, biraz istikbal bahsine gelin” deyip duruyordum ya… Elbette beni memnun etmek için değil, öyle denk geldiğinden, Erdoğan istikbale dair bir laf etti. Caydım vallahi, aman bildiklerinden şaşmasınlar. Bildiniz siz o lafı. Dindar nesiller yetiştirmekten söz ediyorum. Dindar olmazlarsa tinerci olacak olanlardan. Ben yetişirken hükümetlerin dindar nesiller yetiştirme kastı yoktu. “Tinerci de olmadım”

Münafık Nesil

Erdoğan dindar nesil yetiştirmeye heveslendiğini ilan etti ama… Eğer gelecek nesillerin daha dindar olmasından memnuniyet duyacak olanlardan iseniz, bence boşuna ümitlenmeyin. Rahatsız olacak olanlardan iseniz de, boşuna kendinizi üzmeyin. Bir defa, devlet dindar veya sosyalist veya demokrat veya başka türlü nesiller yetiştirmek için uygun bir aygıt değil. Hani televizyon alıcısıyla ekmek kızartmak ne kadar mümkünse,

Siz Amerika’dan Ne İsterdiniz?

1921’in ilk haftalarında, Philadelphia Public Ledger muhabiri Clarence K. Streit Ankara’daki gelişmeleri yerinde gözlemlemeye heveslenmiş. Samsun’da karaya çıkmış, maceralı bir yolculuğun nihayetinde Ankara’ya ulaşmış. Ankara’da üç hafta kadar kaldıktan sonra, Eskişehir üzerinden Antalya’ya gitmiş. Antalya’dan da bir gemiyle ayrılmış. İki aydan uzun süren bu seyahat sırasındaki gözlemleri, yenilerde, Bahçeşehir Üniversitesi tarafından Bilinmeyen Türkler adıyla, Heath

Birlik ve Beraberliğe Bu Kadar İhtiyacımız Varken

Hani Ankara Savaşından sonra Timur’un Bayezid’e “Allah dünyayı senin gibi bir kör ile benim gibi bir topala bırakmış” dediği rivayet edilir ya, Türk futbolunun şimdilerdeki hali daha acıklı. Aydınlar ile Demirören’e kalmış, ne diyeceksiniz. *** Birisi Federasyon Başkanı olduğu günden beri sızlanıp duruyor. Bize teklif ettiği reçete az çok belli: Bir ölçek görmezden gelme, bir

Şeytan İşi

Hıristiyanlık Avrupa’ya hicret ettiğinde, bir yığın mahalli inanç unsuruyla bir bulamaç haline getirildi —hep öyle olur. Mesela Hıristiyanlığın kadınsızlaştırılması da o süreçte gerçekleşti. Bilmem artık o süreçte eklenen şeylerden biri miydi, yoksa bu topraklardan ihraç edilen malzemenin arasında mıydı, Avrupa Hıristiyan kavrayışına göre iyi özne kötülük, kötü özne iyilik yap(a)maz. Şu meşhur Şeytan Paradoksu da

Sayıklıyorlar mı, Ninni mi Söylüyorlar?

Şöyle konuşuyorlar (mealen): “Erdoğan Dink’in asıl katillerini neden korusun? Dink cinayetinin arkasında olduğu vehmedilen odak Ergenekon değil mi? Dink’i öldürterek (ve başka menhus işler işleyerek) aslında Erdoğan’ı düşürmek için lazım gelen iklimi tesis etmeye çalışmıyorlar mıydı? Tam suçüstü yakalanmışlarken Erdoğan onların yakasını neden bıraksın?” Bu hesapça, ya mahkeme heyeti haklı, cinayet bir örgüt işi değil,

Devlet Sırrı

İsmet Özel “Telaş içinde kendime bir devlet sırrı beğeniyorum / çünkü bu, ruhum olmasa da saklanacak bir şeydir / devlet sırrıyla birlikte insanın / sinematografik bir hayatı olabilir” demişti, bir şiirinin bir yerinde. Şimdilerde, sinematografik bir hayat hayali bile kuramayacak bir grup ahmaktan, sinematografik bir ölüme çoktan fit olmuş bir vasıfsızlar güruhundan mamul bir çete,

Temel İsnat Hatası

Wikipedia’nın şöyle bir faydası da var: Türkçe karşılığını bilmediğim teknik bir terimi Wikipedia’da arıyorum. Genellikle buluyorum. Sonra Türkçe sayfaya geçiyorum. Türkçe sayfalar genellikle pek doyurucu olmasa da, hiç değilse başlıktan, terimin Türkçe karşılığını öğrenebiliyorum. Teknik jargon, ne de olsa, her zaman kelime kelime tercüme etmekle elde edilemiyor. Fundemental Attribution Error kavramı için de aynı şeyi