Gecekondu denen şeyi nasıl bilirsiniz? Ben şöyle bir şey öğrenmiştim: Adam köyden çıkıyor, şehrin kıyısındaki kamu arazilerini işgal ediyor, işgal ettiği yere sağdan soldan bedavaya edindiği malzemeyle bir şeyler dikiyor, sonra da kamu hizmetlerinin ayağına gelmesini talep ediyordu. Güzide medyamızın bize sunduğu fotoğraf buydu. Yaşım kemale erdikten sonra öğrenebildim, gecekondu sahiplerinin arsalar için birilerine ciddi
“Siyaset böler, bölünmek iyidir” dediydim, aylar önce. Memleketin iki kampa bölünmüş olmasından şikâyetim yok yani. Aksine… Bir tek kafatasının içindeki milyarlarca nöron da —görünürde bir sebep yokken— iki yarıküre halinde organize olduğuna göre, vardır bölünmekte bir hikmet. Kampların diğerini susturmaya çalışmasından da bir şikâyetim yok. Görünüşe göre beynin her iki yarıküresinin de en öncelikli işi
Matematiğin çok sade bir şey olduğuna inanmayanların, hayatın ne kadar karmaşık olduğunun farkında olmadıklarını söylemişti von Neumann. Yani 20. Yüzyılın muhtemelen en büyük matematikçisi ve en orijinal adamlarından biri… Türk eğitim sistemi kimseye matematik öğretemiyor. Ama o çok sade bir şey olan matematiği öğrenememekle neredeyse övünen herkes, her nasıl oluyorsa, hiç şüphe duymayacağı kadar derin
Susan Sontag 1968’de Hanoi ziyaretinden Amerika’ya döndüğünde, muhtemel bir Kuzey Vietnam zaferinin, Vietnam, Amerika ve dünya için olabilecek en iyi şey olduğunu söylemişti. Oğlu David Rieff ise Amerika’yı çeşitli uluslararası krizlere müdahale etmemekle, geç kalmakla suçladı durdu. Usta ve usanmaz bir polemikçi olarak, sayısız yazı yazdı. Sonra insani müdahale başlığı altında işlenen işlerin, hayal ettiği
Hatırlamak denen şey, bir vakitler yaşanmış olanların kayıtlarına pasif bir biçimde erişmek değil. Halbwachs bunu, nörobiyoloji hakkında neredeyse kör cahil olduğumuz bir dönemde tespit etmişti. Artık çok daha emniyetle söyleyebiliyoruz ki, hatırlamak şimdiye dair bir şey. Hatırladığımızda, geçmişi bugünün ihtiyaçlarına göre ve bugünün kavramsal imkânlarıyla yeniden inşa ediyoruz. Eh, yeniden inşa ettiğimiz şey, her seferinde,
İnternette dolanan bir videoda, bazı kıymetli şahsiyetler evrimi savunuyorlar. “Yani neyi savunuyorlar” diye sorarsanız, fazlaca bir fikrim yok. Yerçekimini savunmak gibi bir şey mesela… Veya kıştan sonra baharın gelmesini savunmak gibi… Pazar günü de Nazım Hikmet Kültür Merkezinde “Neden Saldırıyorlar Nasıl Savunacağız” paneli düzenlenmiş. İstanbul’da olsaydım kaçırmazdım. Ne komiklikler yaşanmıştır kim bilir. Evrimi değil de
CHP’nin işleri ve Hocalı’yı anma gibi bir yığın mevzu var ama… Şu tuhaf 4+4+4 sayesinde projektörler okul üzerine düşmüşken, fırsatı kaçırmayayım. Okul ve öğrenme iki farklı şey. Eğitimi hesaba bile katmıyorum. Orta öğretimde kaç saat İngilizce dersine maruz kaldınız, bilmiyorum. “Yes this is a pencil”den daha ileri seviyelere yol alabilmişseniz, muhtemelen, sıradan İngilizce derslerinden çok
Mesela Amerika’ysanız, Irak’ı da işgal etmeniz gerekiyorsa, Irak’a demokrasi götürüyor olduğunuza inanacak Amerikalılar lazım gelir. O Amerikalılar okulda üretilir. Elbette devletin ahaliyi yalanlarına inandırma süreci bir yığın unsurun cansiperane çabasını gerektirir. Ama okul olmasa, ahali vaktiyle okullandırılmış olmasa, o unsurların hiçbiri işlemez. Her devletin yalan söylemesi gerekir. Dolayısıyla her devletin, en zırva şeylere bile inanmaya
Sol, özellikle Türkiye’de, kendi ajandasını gerçekleştirmek konusunda başarısız bulunabilir. Ancak meseleye “sol neyi gerçekleştirmek istiyordu, ne kadar gerçekleştirdi” diye bakmak yerine, “sol olmasaydı şimdi ne halde olurduk” diye bakacak olursak, fotoğrafı başka türlü okumak mümkün. Hiçbir siyasi/sosyolojik durum, aktörlerden sadece birinin faaliyetleri veya iradeleriyle açıklanamaz. Hatta bir futbol maçı bile… Gerçi bizim futbol yorumcularımız bu
Daily Telegraph’ın haberine göre, Glasgow Üniversitesinde, elektrik enerjisini ve güneş ışığını yakıta dönüştürecek bir proses gerçekleştirilmiş. Proses fotosentezi andırdığı için de, yapay yaprak metaforuyla sunmuşlar. Ama ortada yaprak filan yok. Bir su tankında, genetik mühendisliğinin ürünü olan bakteriler, güneş panellerinden elde edilen elektrikle uyarılıyorlar. Güneş ışığını, fotosentezi andıran bir yolla, yakıta dönüştürüyorlar. Makul bir süre