CeHaPe Mesaisi

Hayat karmaşık (complex). Karmaşık olması anlaşılmasını imkânsızlaştırmıyor, anlamak için mercek değiştirmeyi gerektiriyor, hepsi o.
Karmaşık derken ne demek istiyorum? Mesela çok faktörlü, çok aktörlü, aktörler arasındaki ilişkilerin çizgisel olmayıp bir ağ halinde örgütlendiği, yukarıdan bir tasarıya göre biçimlenmemiş de aşağıdan —aktörler arasındaki ilişkilerden— zuhur eden bir örgütlenmeye sahip olmuş, dolayısıyla durmaksızın yeni —bilinmedik— örgütlülükler potansiyeli taşıyan, yani geçmiş ile geleceğin asimetrik olduğu bir sistemden söz ediyorum —başka vasıfları da var/dır ama bu kadarının da ciddi bir mercek değişikliği gerektirdiği hususunda anlaşabiliriz herhalde.
Bütün karmaşık sistemler —yani her şey— bütün bu özellikleri ile, bir düzene sahip. Dinamik, değişken ama yine de düzen. Anlaşılabilir bir düzen.
Diyelim bir futbol takımısınız. Takımda birçok sevilen oyuncu var. Bir oyuncunuz, federasyon tarafından orantısız bir biçimde cezalandırıldı ve bir sezonun son haftalarında takımdan ayrı kaldı. O haftalardaki performansla da terfi edip en üst lige çıktınız. Taraftar, o cezalandırılmış oyuncuya vefa gösterdi. Takım en üst lige çıkınca da, bir punduna getirilip o oyuncunun cezasının kalanı affedildi.
Filan.
Sonra o oyuncu, kendisine gösterilen vefa ve muhabbeti istismar edip, takımda taraftarın sevgi gösterdiği, iyi kötü bir marifet sahibi olan —öyle görünen, rakip takımların çekindiği— oyuncuları birer birer tasfiye etmeye başladı. Yapabilir mi? Eğer kulübün yapısı müsaitse yapabilir. Yaparsa ne olur? Normal şartlarda, normal bir ligde, takım kan kaybettikçe performansı düşer. Takımdan uzaklaştırılan oyuncular başka takımlara gider, orada marifetlerini sergiler. Diğer takımların performansı yükselir. Takımın ligde kaybettiği maç sayısı artar, kazandığı maç sayısı azalır. Taraftar bu işten huzursuz olmaya başlar.
Türkiye’de işler böyle yürümedi.
Erdoğan takımda yer alan, taraftarın sevgisini kendileri ile bölüşmek zorunda olduğu oyuncuları birer birer tasfiye etti. Tasfiye edilen oyuncular başka takımlara gidemedi/gitmedi. Takımın performansı düştü, oyunu kötüleşti. Ama puan kazanma oranı düşmedi.
Çünkü…
Bir defa Türkiye’de zaten bütün takımların oyunları son derece yetersizdi. Erdoğan’ın takımı bir alt ligde zorla tutuluyordu. En üst ligdeki takımlar herhangi bir gerçek rekabet içinde değillerdi. Sistemin kompleks karakteri sebebiyle gerçekleşip duran her şey, her türlü filizlenme, daha baştan kesilip atılıyordu. “Demek ki her şey kompleks değilmiş, en azından Türkiye siyaseti/sosyolojisi değilmiş” denebilir mi? Denemez. Çünkü onlar da kompleksti ve her kesip atmaya, her zorbalığa rağmen, oradan buradan bir şeyler filizlenmeyi sürdürdü.
İkincisi, ilkinin uzantısı olarak, Türkiye’de marifetli oyuncular yetişmemişti/yetişmiyordu. Erdoğan’ın takımındakiler de öyle pek marifetli değillerdi. Marifetli olmadıklarını bildikleri için de, Erdoğan onları yedek kulübesine çekip sonra da kontratlarını yenilemediğinde başka takımlara filan gidemediler. Yani? O zorbalık dönemlerinde yapılıp edilenlerin kompleks neticelerinden biri olarak, hem zorbaların marifetlerinde ve hem de mazlumların marifetlerinde dehşetli bir yetersizlik zuhur etmişti.
Uzatmayacağım, lafı güncele getireceğim.
Erdoğan, kendisinden çok daha vasıfsız olduğundan emin olduğu, dolayısıyla tribünlerin sempati duyamayacağı garanti altına alınmış oyunculardan müteşekkil bir kadroyu sahaya sürüyor ve bütün alkışı kendisinin almasını sağlıyor uzun süredir. Ama sistem kompleks ve bu tasarrufun birçok başka neticesinin yanı sıra bir neticesi olarak da, o vasıfsızlar birbirleri ile itişip duruyorlar. Futbol berbat, sahada tam bir itiş kakış filan da… Bir de takım içi dengeleri bile muhafaza edemiyor.
Derken…
Takımın sağ açığı, deplase olan sağ beke çaktırmadan çelme takıyor. Beriki kalkıp kaptana bakıyor, şu torpilli sağ açığa artık bir şey söyleyecek mi diye. Kaptan ne yapacağını bilemeyecek kadar vasıfsız bir zavallı olduğundan, görmezden gelmeyi tercih ediyor. Sağ bek de maçın ortasında sahayı terk edip kulübeye doğru gidiyor.
Tekrar normal şartlara dönelim. Sahada her manada perişan duruma düşmüş olan bu takımın başına ne gelir? Rakipler sağlı sollu ataklarla gelir, gol üstüne gol atarlar. Öyle olmuyor. Rakipler sahanın ortasında toplanıyor, kafa kafaya veriyor ve… “Hmm, herif yine kendi perişanlığını örtmek için müthiş bir tiyatro sahneledi” hükmünde birleşiyorlar.
Sorumuz aslında son derece basit.
Erdoğan, yönetemediği için ortaya çıkan problemlerin tasarlayıcısı, kurgulaycısı olarak görüldüğü, konumlandırıldığı durumda, onu öyle görenler tarafından yenilebilir mi?
Dâhiler topluluğu CHP’nin dâhi grup başkanvekili Özgür Özel, şifreyi şıp diye çözüvermiş işte: Soylu kendisini siyasi paratoner olarak sarayın tepesine atamış. Yani metaforun deha katsayısına bakar mısınız! Bu defa Özel’e denk gelmiş, yoksa her birinin dehası eşsiz. Şıp diye çözüyorlar rakip takımın planlarını, projelerini… Şıp diye deşifre ediyor ve dehalarının mahsullerini bizimle paylaşıp bizi aydınlatıyorlar.
Bu sayede öğrenmiş oluyoruz ki…
Erdoğan’ın takımı yenilemez. Orada, her bir hamleyi ta baştan, ortada fol yok yumurta yokken akıl etmiş, planlamış bir kaptan var.
CHP’lilerin Türkiye kavrayışı şöyle özetlenebilir: Her bir şerri planlayacak kadar muktedir bir özne bir yanda, her bir planı deşifre edecek kadar dâhi kendileri öte yanda.
Buradan da CeHaPe kafasının dünya kavrayışı hakkında fikir sahibi olabiliriz. Bu kafaya göre dünya, şifresi çözülecek bir şey. Yani bir şifresi var ve insanın işi de o şifreyi çözmek. Aha işte bu da Aydınlanma aklının tezahürlerinden biri. Şifreyi çözdüğünüzde, her şey güllük gülistanlık olacak, aslanlar ceylanları yemeyecek, çiçekler hiç solmayacak, hayat bayram olacak.
Dolayısıyla siyaset filan beyhude bir iş. Bütün meselemiz şifreyi çözmek. E çözdük de zaten, ama ahali budala. Sokağa çıkma yasağı ilan edildiğinde, gidip market kuyruğunda… Filan. Hâlbuki iki gün aç kalsa ne olur? Ahali budala ve o ahalinin kodlarını iyi bilen bir de Erdoğan var, İçişleri Bakanını istifa ettirip sonra da istifayı kabul etmeyip…
CeHaPe’nin mesaisi sona erdi.
Sizi Kurultaya yine bekleriz.
***
CeHaPe akıllarına benzer akıllarla AKP’nin neden kazanıp CHP’nin neden kaybettiğinin şifresini çözdüğünü zanneden, sonra da bunun kitabını yazan İlyas Başsoy, son 31 Mart seçimlerinde aktifti. CHP son derece elverişli şartlara rağmen, Anayasa oylamasındaki performansı aşamadı. Ama buradan bir başarı hikâyesi yazıp üstüne yatıldı.
Hâlbuki son derece karmaşık bir sistemin içine gerçekleşiyor olmasına rağmen AKP’nin neden kazandığı son derece sade: CHP kaybettiği için kazanıyor. CHP neden kaybediyor? Çünkü gol atması gereken anda, “Erdoğan bunu neden yaptı” diye düşünüyor. Şifre çözüyor. Gol atmaya vakit kalmıyor.
Siz zannediyorsunuz ki skor mühim. Hâlbuki şifre mühim. Onu bir çözdük mü… Aslanlar acıkmayacak, ceylanları yemeyecekler, çiçekler hiç solmayacak, yeni çiçeklere lüzum kalmayacak, hayat bayram… Bayram… Bayram…