Müzayede

Beni heyecanlandıran mevzulara devam etme niyetindeydim. Ama malum…

Hadise Irak’ta geçiyor, cinayet Irak’ta işlendi. Katil Amerikalılar. Öldürülen ise İran generali. Sahne bir polisiye romanda kurgulanmış olsa, okur olarak yükselen gerilimin tam tamlarını işitmeye başlarsınız, yerinizde doğrulursunuz. Hadise otuz yıl önce gerçekleşmiş olsaydı, petrol fiyatları fırlar, borsalar çöker, dünyanın dört bir yanında herkes —yüreği tetikte— bir sonraki misilleme adımının seslerini işitmeye ayarlardı kulaklarını.

Filan.

Yine herkes bir misillemeden söz ediyor, gerilim yüksek gibi ama bildiğim kadarıyla piyasaların kalp atışlarında herhangi bir ritim bozukluğu olmadı. Bir manada, pisipisine gitti Kasım Süleymani. Hayatının borsa ederi çok yüksek görünüyordu, ölümü ucuza gitti.

“Ulan zaten ritmi bozuk bir dünyanın ritmi en bozuk bölgesinde oldu olanlar, daha neye yaslanarak ‘ritim bozukluğu olmadı’ diyorsun” denebilir. Diyenler haklı da olur ama…

Kasım Süleymani, sembolik kıymeti çok yüksek biriydi. Elbette operasyonel olarak da çok mühimdi, İran’ın yıllara sâri bütün sınır ötesi operasyonlarının kilit ismi idi. İran açısından bakıldığında ikame edilemez, yeri doldurulamaz görünüyor.

(Burada bir parantez açmak faideli olabilir. Yeri doldurulamaz görünmenin kendine has dinamikleri var. İlkokuldaki çocuğunuzun okulunun müdürü mesela, sizin için genellikle yeri doldurulamaz değildir. Bir müdür gider, diğeri gelir, medeni/bürokratik ilişkiler içinde temasınız sürer. Ama çocuğunuzun öğretmeni yeri doldurulamaz görünebilir. Çünkü —en azından— çocuğunuzla duygusal bir bağ kurulmuştur. Ayrılması sayısız komplikasyona yol açacaktır. Öte yandan, yeri doldurulamaz görünenler, genellikle, o yeri doldurabilecek vasıflara sahip başkalarının kendilerini gösterme imkânları pahasına o algıyı üretmiştir. Bakarsınız çocuğunuzun yeni öğretmeni, kısa süre içinde çocuğunuzun ve sizin gönlünüzü kazanmış, kaybettiğinizden çok daha verimli ilişkiler kurabilmişsiniz. Yaşadığımız vaka bize en azından gösteriyor ki, Süleymani bir okul müdürü değildi. Gücünü kurumsal pozisyonundan almıyordu, kurduğu ve işlettiği networkü işletmekteki becerisinden alıyordu. Yine de İran’ın kolunun kanadının kırıldığını varsaymak için erken olabilir. Süleymani’nin İran açısından yerinin doldurulabilmesi ihtimalinin düşük olduğuna itirazım yok ama hiç ihtimal olmadığını düşünmek de yersiz olabilir.)

Operasyonel ederi çok yüksek olsa da, Süleymani’nin sembolik değerinin çok daha yüksek olduğunu emniyetle söyleyebiliriz. İran ahalisi açısından bakıldığında, kaybı en zor telafi edilebilir insan olabilir Süleymani. Yani mesela Cumhurbaşkanının öldürülmesi daha az tesir yaratabilir, o derece. Dolayısıyla onu öldürenler de, İran Cumhurbaşkanını öldürmüş olmaktan daha şatafatlı bir cinayet işlemiş olmanın prestijiyle dolaşabiliyor olmalıydı sokakta.

Ve…

Göründüğü kadarıyla, İran devletinin köpürtme gayretlerine rağmen ortada beklenen infial yok. Trump’ın köpürtmelerine rağmen sokakta kabadayıya beklenen itibar yok. Mesela, bildiğim kadarıyla, Trump’ın seçilme şansına şöyle okkalı bir katkı yapmış gibi görünmüyor hadise. Dün Trump’ın şansı ne idiyse, bugün de az çok aynı. Yarın, olayın sıcaklığı geçtiğinde, tam da bu hadise, Trump’ın şansına darbe vurursa şaşırtıcı da olmayacak.

Ne oluyor?

Göründüğü kadarıyla kredileri olağanüstü düşmüş iki oyuncu, sahnede bilek güreşi yapıyor. Bir yanda Trump, öte yanda İran rejimi. Hadisenin bize öğrettiği en önemli şey, bence, her iki tarafın kredisinin ne kadar düşmüş olduğu… Bilek güreşini seyretmek üzere toplanmış kalabalıkta, kıyamet koparması en muhtemel iş yapıldığında bile “bu muydu” havası… Becerebileceğiniz en şatafatlı, en gösterişli atraksiyonu yapıyorsunuz ve… Sadece “arkasından heyecan verici bir şey gelebilir mi” beklentisini uyandırabiliyorsunuz. Acıklı…

Sahnenin tamamını gösterebilmek için bir metafora ihtiyacım var. Zor duruma düşmüş tüccarlar, olağanüstü teminatlar gösterip, zor şer kredi almışlar. Müzayedeye katılmışlar. Biri kelepir fiyatına bir Picasso, öteki bir Dali düşürmüş. Hevesle evlerine dönmüşler, kelepir fiyatına düşürdüklerini gerçek fiyatından satıp borçlarını ödeyecek, nefes alacaklar. Ama bir de bakıyorlar ki, piyasa çökmüş. Ellerindeki kıymete, onların ödediğini ödemeye yanaşan bile yok. Kasa başlangıçtakinden de negatif yani.

Öte yanda hiç krediyle işlem yapmayan, kasasında olanla alışveriş yapan, piyasanın düşmesinden ve herkesin Picassolara, Dalilere hücum etmesinden istifade, değeri sahiden çok düşmüş, yarın değer kazanacak parçaları toplayıp duran biri var: Rusya. Her müzayededen onun kasası artı vererek, onun koleksiyonu zenginleşmiş olarak çıkılıyor.

Beri yanda ise… Biliyorsunuz işte, kasası tamtakır olmanın yanında, neyi teminat gösterirse göstersin zırnık kredi de alamayan biz varız. Hiçbir müzayededen geri kalmıyor, her parçaya fiyat veriyor, taahhütte bulunuyoruz. Fiyat vermeyi sahada olmak zannediyor, “sonunu düşünen kahraman olmaz” lafından “sonunu düşünmeyen kahraman olur” anlıyoruz. Duvarlarımızda geçmiş müzayedelerin en pahalı parçalarının yerleri, fiyakayla fiyat vermiş olduğumuz ama parasını ödeyemediğimiz için haliyle teslimatı gerçekleşmemiş tabloların yerleri boş. Boşluk belli olmasın diye şuraya Kanal İstanbul eskizi, buraya yerli otomobil maketi… Bu emtia ile kendimizi zengin zannetmemizi isteyen zibidiler, Kasım Süleymani’nin öldürülmesinde taraf olarak kendilerini tatmin ediyorlar. Ölen İranlı, öldüren Amerikalı, vaka Irak’ta geçiyor, bizimkiler ikiye bölünmüş birbirleri ile itişiyor.

Bence manzara budur.

Ve öyle zamanlarda yaşıyoruz ki, zemin o kadar kaygan ki, günün sonunda Trump’ın, İran rejiminin, Rusya’nın kasası ne gösterecek, yine de belli değil bana kalırsa. İyi oynayanın kazanacağına garanti vermek kabil değil. Ama bizim başımızın dertte olduğundan şüphem yok.

Politik•a•politik sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin