Seçimlerden önce yerli araştırma şirketlerinin araştırmalarının yanı sıra yabancı kuruluşların, genellikle de iktisadi kuruluşların yaptırdığı araştırmalar dolaşıma girerdi. “Dolaşıma girmek” dedimse, öyle medyada filan görünmek manasına değil. Araştırmaların hedef kitlesinde olanlar, ilgilenebilecek ve değerlendirebilecek olanlarla paylaşırlardı. Birkaç seçimdir bu tür araştırmalar bana ulaşmıyor. Araştırma yaptırılmadığını zannetmiyorum. Ya daha dar bir kesimle paylaşıyorlar veya paylaşılan kesimlerle
Alper Görmüş, Serbestiyet’teki yazısına “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın (ya da aynı manaya gelmek üzere iktidarın) şapka çıkartılacak, sihir gibi bir ustalığı var: Kendisinin inanmadığına dahi destekçilerini inandırabilmek…” diyerek başlamış. Sihir yok. Ustalık da yok. Çünkü… Destekçilerde inanma denebilecek bir hal, dolayısıyla da Erdoğan’da inandırma denebilecek bir marifet yok. Bu hususta ısrar ediyorum, edeceğim. Çünkü (a) şu alıntıladığım
Endüstri Mühendisliğinin taşıyıcı sütunlarının belki de en mühimi Yöneylem Araştırmasıdır (Operations Research – OR). Mezkûr disiplinin esas derdi en iyi seçeneği, eğer muhtelif sebeplerle o tespit edilemiyorsa makul bir seçeneği tespit etmektir. OR kitaplarında —bütün disiplinlerin ders kitaplarının hepsinde olduğu gibi— veri probleminiz yoktur. Filanca ürünün maliyeti, falanca deponun kirası, A ve B noktaları arasındaki
Tekrar olacak ama… Nietzsche Deccal’de “bir yanağına vururlarsa öbürünü uzat” telkini üzerinden Hıristiyanlığa yüklenir. Okurken öyle zannedersiniz ki, sahiden de “ben Hıristiyan’ım” diyenler bir yanaklarına vurulduğunda öbürünü uzatmışlar ve bu sünepelik yüzünden de… Öyle şeyler olmadı. İnsanlar “ben Hıristiyan’ım” demeyi sürdürdüler. Pazar ayinlerinde, huşu ve saygı içinde “bir yanağına vururlarsa öbürünü uzat” telkinlerini dinlediler. Bu
Daha önce de işaret etmiş olmalıyım… Yanlış hatırlamıyorsam “Annemi, Kız Kardeşimi, Erkek Kardeşimi Katleden Ben, Pierre Riviere”nin bir yerinde Foucault, kitabın ana akışı için bir mana taşımayan bir ayrıntı verir. 19. Yüzyıldayız. Fransa dünyanın ikinci büyük gücü ve en zengin ikinci ülkesi. O Fransa’da, bir ahşap masa ve biri kırık dört sandalyeden ibaret bir mirasın ciddi
Dün gece, çoğunluğu “İslami hassasiyetleri yüksek” diye tarif etsek herhalde çok da yanılmayacağımız kişilerden oluşan büyükçe bir grubun, “n’olcak bu Müslümanlığın hali” kıvamındaki bir sohbetine şahit oldum. Yer yer müdahil olmaya çalışsam da, gruptaki birçok kişiyle aynı frekansa gelmemizin çok vakit gerektireceği açıktı, çok da şey etmedim yani. Ama üzerinde düşünülecek, konuşulacak çok şey vardı.