Toplumların—şu veya bu eksiklikleri sebebiyle— popülizm yapan liderlere gönül indiriyor oldukları, dolayısıyla da karar mekanizmalarından toplumların uzaklaştırılması için uygun, yakışıklı bir yol bulunması gerektiği gibi tezler… Bana şöyle görünüyorlar: Oğlunuz matematikten çakıyor, final imtihanına onun yerine girecek birini bulup oğlanın okuldan atılmasına mani olmaya çalışmak gibi… Diyelim uygun birini buldunuz, oğlan geçer not aldı. Problem
Geçen gün kulak misafiri olduğum kadarıyla… Yaşlı, Kürt-Alevi bir kadın, bir önceki mahalli seçimlerde, ilçesindeki AKP’li adaya rey vermiş. Neden? Çünkü İlçede MHP’li belediye varmış. MHP’li belediye partili olmayan belediye çalışanlarına mobbing uyguluyor, sokak hayvanlarına eziyet ediyormuş. Bu zulümler sona erer ümidiyle, mevcut başkanı geçme ihtimali olan tek adaya, AKP’li adaya oy vermiş, hep CHP’ye
Arap Baharı denen hadiseler başladığında, Akşam’da yazıyordum. Olup bitenler hakkında yazılıp çizilenler karşısında hissettiğim şaşkınlık, sonra tiksinti ve nihayet öfke, mevzu hakkında yazdığım birkaç yazıda herhalde hissediliyordu. Dünyanın geniş bir coğrafyası var, uzun süredir despotik rejimler tarafından baskıyla yönetiliyorlar. Baskı –Tunus hariç hemen hepsinde– hem İslam ve hem de sosyalizm gibi gösterilen bir şeylerle bir
CHP bir Suriye Konferansı düzenlemiş. Hanidir hazırlanıyorlardı, sonunda yapmışlar. Haberiniz olmuştur, benim bile oldu. Fehim Taştekin’in konuşmasının kesilmesi vesilesiyle duydum. Konferansta neler oldu, ne gibi bir neticeye vardılar, bilmiyorum. Bilenlerin ve anlayanların söylediklerine itimat edecek olursam, “bizim Kürtleri döverken görmezden gelelim, hatta değneği taşıyalım tamam ama elin Kürt’ünü döverken onların da işe iştirak etmesini sağlamak
Tuhaf işler oluyor. İstanbul’da deprem olmuş. Millet teyakkuza geçmiş. 17 küsur yıllık iktidarın –herhalde çok seviyor olmaları sebebiyle– İstanbul’u perişan ettiğini gösterebilseniz, iktidarın en has destekçileri bile satın almaya hazır. Gösteremiyorsunuz. Üstüne, iktidar sahipleri bugüne kadar yapmaları gerektiği halde yapmadıkları, -mış gibi bile yapmadıkları şeyleri birden –mış gibi yapmaya heveslenmişler. Önünüze bir top daha düşmüş.
Türkiye’de kamyonların alnında yazan “Allah Korusun” ibaresi üzerinden mesela, memleketin okumuş çocuklarıyla yıllar boyunca tartışmıştım. Tezleri kabaca şöyle bir şeydi, “adam oraya ‘Allah Korusun’ yazınca Allah’ın koruyacağına inanıyor, tedbirsiz araç kullanıyor, yollardaki kazaların çokluğu da bu zihniyetten kaynaklanıyor”du. Gerçeklik böyle miydi? Yani adam “nasılsa Allah Koruyor” diye direksiyonu yolun dışına çeviriyor muydu mesela? Başka ülkelerin
Geçen gün dediklerimin üzerinden gideyim. Yıllar önce bir tartışmada demiştim ki mealen “Hıristiyanlık başka, Kilise başka.” Başkalar. Hıristiyanlık inananlarına, yaşamaya değer bir hayat için yol göstericidir. İşaret edendir, gösterendir. Gösterdiği hayattır. Kilisenin işaret ettiği ise Hıristiyanlıktır. Hayatı hiçleştirir. Tastamam aynı şeyleri –sadece dinler için değil– sosyalizm için, felsefe için, sanat için, bilim için, siyaset için
Ege Cansen Christakis’e gönderme yaparak, “dünya iyiye gider, çünkü iyi olarak tasarlanmıştır” demiş. Christakis’in böyle bir şey dediğini bilmiyordum, öğrendim, memnun oldum. Benim bakış açıma göre de dünya giderek daha iyi oldu ve bundan böyle de her nesilde daha da iyi olması galip ihtimal. Ve benim bakış açıma göre de bu gidişat, dünyanın tasarımının beklendik
Trende arkamda oturan, ellilerinin sonlarında olduklarını tahmin ettiğim ve profesör oldukları anlaşılan iki kadın muhabbet ediyorlardı. Laf çocuklara geldi. Anlaşıldı ki, her ikisinin de yurt dışında okuyan çocukları var. Önce, çocukların peşinde helak olmaktan yakındılar. Sonra onları özlediklerinden… Ve… Muhabbet, “ah, eskiden ne güzelmiş, herkes aynı çatı altında” finaline geldi. *** Eskiden öyle miymiş? Veya
Alper Görmüş Serbestiyet’te “derin sahtelik” üzerine bir yazı yazmış. Mevzua, yani derin sahtelik hususuna geçmeden önce, bir yazı ile benim ilişkim hakkında bir şeyler söyleyeyim. Yani Ümit Kıvanç’ın yazılarının çoğunu okuduğumda neden koltuğumda raptiye varmış gibi zıplıyorum da, Alper Görmüş’ün bu yazısı bende aynı reaksiyona yol açmıyor, tespit etmeye çalışayım. Görmüş tüylerimi diken diken edecek