Sarı Yelek

Bahçeli, “dağdan kestim kereste / kuş besledim kafeste” makamındaki şairaneliği ile yine kükremiş ve nihayet demiş ki: Sarı yelek giyen çıplak yatmayı göze almalı (https://www.gazeteduvar.com.tr/politika/2018/12/12/bahceli-sari-yeleklilere-ozenen-bedelini-agir-oder/).
Korktunuz mu?
Bence korkmalısınız, korkmalıyız. İlköğretim dördüncü sınıf seviyesindeki Türkçe ve aritmetik bilgisiyle ve o seviye için bile son derece kifayetsiz olan insanlık bilgisiyle… Oturduğu koltuktan kalkmak zorunda kalırsa bir hiç bile olamayacak, “boşluk” bile olamayacak bu “adam”lardan korkmalısınız, korkmalıyız. Bunların emriyle hakkımızda soruşturma açmaktan imtina etmeyecek sayısız savcı, içeri atmaktan imtina etmeyecek sayısız yargıç, ensemizden vurmaktan imtina etmeyecek —ve buradan bir “kahramanlık” çıkaracak— sayısız vasıfsız kahraman…
Hepsinin gözü döndü.
Kutsadıkları “devlet”i, akla saydıkları şeyleriyle işletemediler. O akıl zannettikleri şeyle zannediyorlardı ki, kendileri, Türkoğlu Türkler, “vatan, bayrak” filan şiirlerinden gayrı bir şey bilmeden, sadece damarlarındaki asil kan sayesinde… Bir ellerine geçirirlerse… Türkiye’yi uçuracaklardı. Öteki biçareler de zannediyorlardı ki, alnı secde görenler ipleri ele geçirdiklerinde… Allah bunların devletine “yürüyün, kim tutar sizi” diyecekti.
Kimse tutmadı sahiden. Uçurdular, gördüğünüz gibi Türkiye’yi… Uçurumdan aşağı…
Ve gördüğünüz gibi, hanidir, uçmaktan, uçurmaktan filan söz eden yok. Hanidir biricik meselemiz beka. Nasıl olacaksa?
Türkiye’nin bekası, devletin bekası filan değil sözünü ettikleri. Oturdukları koltuklardan kalkmak zorunda kalırlarsa bir sinek kadar bile hükümleri olmayacak zavallılar, o koltuklara sıvanmış olarak yaşamayı sürdürebilmek için her şeyi yapabilirler. Her şeyi… Her şeyi yapıyorlar zaten. Her gün üçümüzü beşimizi içeri atıyorlar. Her gün… Koltuktan ibaret, koltuklara “sıvanmış” bu “malzeme”, sarı yelek giyerseniz size olmayacak şeyler yapabilirler. Korkmalısınız, korkmalıyız.
Lakin…
Korkunun ecele “sahiden” faydası yok. Çünkü bu aynı zevat, yarın mesela, sarı yelek “giymediğimiz” için de tehdit edebilirler, içeri atabilir, attırabilirler bizi. Bunlar sizin ne giydiğinizden, ne giymediğinizden işkilleniyor değiller, “mevcudiyetinizden” rahatsızlar. Rahatsız olmaları da gerekiyor zaten. Siz şiir olanı kafiyeli safsatadan ayırt edebilirsiniz mesela. Onlar edemiyorlar. Siz şu veya bu sistemi işletebilirsiniz. Onlar işletemiyorlar.
***
Neyse, endişeye mahal yok. Bahçeli’nin bu ölçüsüz tehditleri savurduğu gün, müthiş muhalefetimiz, Kılıçdaroğlu ve Akşener, bilmem kaç ilde “anlaştılar”.
Evet, sahiden… Öyle oldu. Abuk sabuk iddianamelerle bir yığın insan içeri atılıp dururken, Bahçeli alenen iç savaş tehdidi savururken, cici muhalefetimizin gündemi, Erdoğan ve Bahçeli’den “kurtarabileceklerini” zannettikleri koltukların pazarlığı idi.
İnsanın kanı donuyor.