Seçim bitti. Sayısız rakam ve isme maruz kaldık. Sayın ki bir futbol haftası geride kaldı, skorlar, golcüler, kart görenler ve saire konuşulup durdu. Konuşup duruyoruz. Ama bir de taraftarlar var. Kimisi boynu bükük, bayrakları ellerinde, sükût içinde, kimisi ise bağırmaktan sesi kısılmış bir halde, bayraklarını coşkuyla sallayarak evlerinin yolunu tutmuş olan taraftarlar. Ama bir üçüncü
Mehmet Y. Yılmaz T24’te devletin istihbarat raporlarına dayanarak yönetilmesinin adını koymuş. Mevzu, tahmin edebileceğiniz gibi, “seçilseler bile tepelerine binilecek” 340 kişi. Zat-ı şahanelerinin ifadesiyle “başka partilerden aday olmuş HDP’liler”… Yılmaz’ın da işaret ettiği gibi YSK, adaylıkları hakkında onay vermiş. Ama Süleyman’ın istihbaratı YSK’yı iplemiyor. Türkiye hanidir bir istihbarat devleti. Öyle saklı gizli de değil devletin
Her şeyi olduğu gibi ekonomiyi de çürüten Reislerine belki birkaç rey kazandırır ümidiyle Abdülhamid’i zelil eden rezillerden, bu haftaki bölümde Yeni Zelanda’da bir camiye saldıran bir saldırgana karşı kükreyen bir Abdülhamid bekliyorum. Yeni Zelanda olmazsa mesela Hindistan da olur, gerçeklikle bir nebze irtibatı olsun denirse… Gerçeklik, irtibat… Bu reziller sürüsü… Neler diyorum ben! Malum heyetten
İmamoğlu Yeni Zelanda kurbanları için Yasin okumuş. Haberi paylaşan Sputnik tweetinin altına biri, “Oyumuz CHP adayına Yasin okutan AK Parti’yedir. Bu onun başarısı çünkü…” diye yazmış. Darılmaca gücenmece yok, biri yazmamış olsa ben diyecektim. CHP’nin, CHP’lilerin meselenin kaynağını teşhis etmekte müthiş bir beceriksizliği var. Ama İmamoğlu’nun yaptığı şeyin bu beceriksizlikle bile açıklanamayacak bir zaafı var.
Önceki gün dedim ki, “Erdoğan’a inanıyorlar, dediklerine değil”. Aynı şey değil mi? Değil. Dediklerine inanıyor olsalar, o aynı lafları başkaları dediğinde de inanmaları lazım gelirdi. Dediklerine inansalar, neredeyse aynı gün içinde yüz seksen derece döndüğünde, Erdoğan’ın peşinden ayrılmış olurlardı. Hepimiz —siz, ben, Erdoğan, Erdoğan’dan nefret edenler, Erdoğan’a bayılanlar— biliyoruz ki, defalarca test ettik ki, hal
Kaosu bilimin bir nesnesi olarak ele alan çalışmaların hikâyesini anlatan hemen herkes, anlatısına, Lorenz’in meteorolojik tahmin çalışmalarıyla başlar. O çalışmalar bize garip çekiciler (strange attractor) kavramını hediye etti. Daha önce âlemin iki tür çekicisi olduğunu varsayıyorduk. Birincisi… Çukur bir kabın içindeki bir bilyeye kuvvet uygularsanız, uyguladığınız kuvvete uygun bir biçimde hareket eder, bir yörünge çizer
Dinçer Demirkent geçen gün Gazete Duvar’da “Yazıda açıklamaya çalışacağım iddiayı başta söyleyeyim” diyerek söylemiş: “Yüz yıl dönümünde Türkiye’nin kurucu çelişkilerine ilişkin bir tartışmayı başlatmak ve bunu ülkenin geleceğine ilişkin kurucu bir perspektif ile yapmak, mevcut siyasal ve anayasal boşluk üzerinde gerçek bir siyasal hat oluşturmanın koşuludur. Bugünün siyasetsiz, tartışmasız, Erdoğan’ın belirlediği gündemler içinde salınan, özneleşemeyen
“Enflasyonla Topyekûn Mücadele” deyip esnafa ve sanayiciye “fiyatları yüzde on düşürün n’olur, hiç değilse yılbaşına kadar” diye yalvardıklarında, kendi kendime “yılbaşından sonrasına dair ne gibi bir hesapları var acaba” diye düşünmüştüm. Kendi kendime düşündüğümü, fıtratım icabı, sağda solda da paylaşmıştım. Bir tuhaflık vardı, yılbaşından üç ay sonra seçim vardı ve 2018 sonunda pir aşkına baskılanan
Mahalli seçimlere iki ay kaldı. Günün mana ve ehemmiyetine uygun olarak, kısa bir değerlendirme yapmakta fayda var. Görünen o ki, muhalefet cephesinde yine, yeniden bir iyimserlik peyda oldu. İyimserlik iyidir, nasıl —hangi malzemeden— imal ediliyor olduğu hakkında bir fikrim olmasa da, iyimserliğin imal ediliyor olmasından memnunum yani. Ama… Eğer iktidar cenahının dağınıklığından kaynaklanıyorsa bu iyimserlik,
Pazarlama iletişiminde —konunun uzmanları beni bağışlasın— mesele sizinle —yani müşteri ile— ürün arasında bir bağ kurmaktır. Diyelim filanca marka yoğurdun iletişimini yapıyorsanız, bir ihtimal önce yoğurt tüketimini özendiren ve sonra da filanca markaya bir kıymet yüklemenizi sağlayan şeyler gerekir. Mesele siz ve size satılmak istenen yoğurt arasındadır. Siyasal iletişimde işler öyle değil. Siyasal iletişimin hedefleri