İstihbarat Devleti

Mehmet Y. Yılmaz T24’te devletin istihbarat raporlarına dayanarak yönetilmesinin adını koymuş. Mevzu, tahmin edebileceğiniz gibi, “seçilseler bile tepelerine binilecek” 340 kişi. Zat-ı şahanelerinin ifadesiyle “başka partilerden aday olmuş HDP’liler”… Yılmaz’ın da işaret ettiği gibi YSK, adaylıkları hakkında onay vermiş. Ama Süleyman’ın istihbaratı YSK’yı iplemiyor.

Türkiye hanidir bir istihbarat devleti. Öyle saklı gizli de değil devletin bu hüviyeti, Süleyman yıllardır açıktan söylüyor devletin istihbarat devleti olduğunu. Kendi hesabıma bu hususa ta yirmi ay önce değinmişim. Üstelik meselenin daha öncesi de var. Ama bildiğim kadarıyla CHP’den bu hususta herhangi bir itiraz gelmedi. İstihbarat bilgileriyle hayatı karartılan insanlara kayda değer bir destek vermeye tenezzül etmedi CHP. Şimdi, kendi canları yanınca, yargıya müracaat edeceklermiş.

Canlarım benim.

Sorarsanız ana muhalefet partisi. Yani iktidarı denetleme görevi verilmiş ahali tarafından. Nuriye ve Semih okkanın altına giderken üç maymunları oynayacak ama kendi koltukları tehdit altına girdiğinde… Maşallah kaplan gibi.

Mesele CHP’nin memlekette olup bitene kayıtsız, kendi koltuklarına ise kayıtlı olmasından ibaret olsa, dert olmayabilir. Ama çok daha ciddi bir meselemiz var. Ahali, mesela Nuriye ve Semih’in, Kavala’nın, istihbarat raporlarıyla hayatı karartılmış sayısız insanın sahiden de suçlu olabileceğine, Süleyman ve Reisi “ama istihbarat raporları var” dediler diye kani olmadı. Karşıdan bir ses çıkmadığı için kani oldu. Evet, bir yalan giderek daha gür bir sesle ve giderek artan bir sıklıkla tekrarlanırsa inandırıcı olur. Ama ses gürlüğünün ve frekansın dışında bir lazım daha var: O da aksinin söylenmemiş olması. Söylenebilecekken söylenmemiş olması…

***

Bu memlekette dört AKP’li Büyükşehir Belediye Başkanı görevden alındılar. Neden alındıklarını bilmiyoruz. İstanbullular, Ankaralılar, Bursalılar, Balıkesirliler bilmiyorlar. Ama memleketimin entelektüel elitine göre, önce bu adamları seçtikleri, şimdi de neden görevden alındıklarını bilmedikleri için, ahali suçlu. Bu ahaliyle bir halt olmaz.

Gezelim ve soralım bakalım, ahali işbu zevatın neden görevden alındığını merak ediyor mu, etmiyor mu? Peki, ne yapsın sıradan insanlar? “Bir bit yeniği olsaydı, CHP ve/veya mezkûr zevat meselenin üzerine giderdi” diye hüküm veriyor merakını bastırmak için. Bu da, istihbaratla iş görmenin meşrulaşmasını sağlıyor. “E, demek öyle de olabiliyormuş” diyor sıradan insanlar.

İlave olarak hatırlatayım, bahse konu olan dört kişi, ellerini kollarını sallayarak aramızda yaşıyorlar. Haklarında bir soruşturma filan yok. Mesela Kavala’ya yapılan kendilerine yapılmış, bir hücreye kapatılmış ve unutulmuş değiller.

Aynı memlekette, koskoca bir bölgenin neredeyse bütün Belediye Başkanları görevlerinden alındı. Neden? PKK’yla iltisaklılarmış galiba. Nereden biliyoruz, haklarında yargı hükmü var mı? Bildiğim kadarıyla yok. İstihbarat raporlarından biliyoruz.

Aylardır bu şartlar altında yaşıyoruz, CHP’den çıt çıkmadı. Çıkarsa, “vay cemaatçi, vay Kürtçü” olacaklar ya… Türkiye bir istihbarat devleti haline böyle geldi. Kimse ses çıkarmadığından. Şimdi yaygara… Demez mi ahali, “aha bugüne kadarkiler demek ki meşruymuş” diye? Dediği zaman ahali mi suçlu? Demez mi ahali, “bugüne kadarkiler meşru imiş ise, şimdiki de meşrudur, demek ki CHP suçludur” diye?

Politik•a•politik sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin