Ertuğrul Özkök yine küçücük simgelerden devasa çıkarımlar yapmış. Benim de yine itirazım var. Birincisi… Bir düşünce deneyi yapalım. Feyza Erbaş’ın malum paylaşımını o değil de mesela “modern” —ve istikbal vadeden— bir dizi oyuncusu yapmış olsaydı, sizce Feyza Erbaş’ın aldığından daha farklı tepkiler mi alacaktı? Bence hayır. Millet burnundan soluyor, iktisadi durumun toplu taşıma ücretleri üzerinden
Sanık sandalyesine oturtmaya çalıştığım kesimler hakkında fazlasıyla müsamahasız olduğum hissine kapılabilirsiniz. Öyle olmadığını iddia edecek, bunu da memleketin medya düzeni ile örneklendirecektim. Alper Görmüş, muhalefetin operasyon görünümlü Gara trajedisine gösterdiği reaksiyona altlık olsun diye 90’ların medya düzeninden bir hatıra paylaşmış. İlaç gibi geldi. Bence okumalısınız. Neymiş? Devletin musluklarına yanaşık parselleri kapmış olanlar akla sığmaz şımarıklıkları
Vefatının ardından, Doğan Cüceloğlu’na ait olduğu iddia edilen metinlerin bombardımanına maruz kaldık hep birlikte. İkisinin frekansı özellikle çok yüksek. Birisinde, sahnedeyken yere ekmek parçası koymuş da, o ekmeğe basana para ödülü vadetmiş. Kimse basmamış, Cüceloğlu da “işte değerler eğitimi budur” demiş. Ama efendim, ekmeğe basmayan insanlar nasıl olup da bu kadar kolay yalan söyleyebiliyorlar, yalan
Azı iş gören şeyin çoğuna ihtiyaç duyulmaz. Eğer kullandığınız deterjanın azı çamaşırlarınızı temizliyorsa, daha çoğunu kullanmaya kalkmazsınız. Bazı çamaşırlar için daha çoğu gerekebilir. Sonra daha çoğu… Bazı lekeler deterjan miktarını artırmakla çıkmaz —gereken temizlik sağlanmaz. Ya başka bir kimyasal formülü olan bir leke çıkarıcı bulmanız gerekir veya lekeli olanı atıp, yerine yenisini almanız. Türkiye’de siyaset
Dünyada tuhaf şeyler oluyor. Olup bitene bakıp “hmm, bu hastalığı biliyoruz, adına popülizm deniyor, derhal bürokrasi kürü lazım” diyenler, laboratuvar tahlillerine baktıklarında da hiç sektirmiyorlar: “Hmm, öyle görünüyor ki fena halde kutuplaşma başlamış, behemehâl yatıracak, kutupları alacağız.” Yetersiz beslenmenin, temiz içme suyundan mahrum olmanın, erken yaşta evlenip genç yaşta dört doğum yapmış olmanın norm olduğu
AlphaGo-Sedol maç serisinin birinde, meşhur bir 37. hamle var. Go’dan anlamadığım için oyunun gidişatını neden değiştirdiğini de anlamış değilim ama anladığını zannetmemiz istenen hemen herkes mutabık ki, AlphaGo’nun yaptığı bu hamle (a) beklenmedik, (b) sonuç alıcı bir hamleydi. Madem o kadar sonuç alıcıydı, yapıldığı anda maçı AlphaGo lehine döndürülemez hale getirmişti, nasıl olup da o
Soner Yalçın, Muzaffer Şerif’in bir grup deneyinden söz etmiş (https://www.sozcu.com.tr/2018/yazarlar/soner-yalcin/aci-bir-deney-2682756/). Neticeyi bağladığı yeri geçiniz, deneyler bana, kendi derdimi ifade etmek için elverişli ipuçları sağlıyor. Deneyleri aslından okumadım, kendisine güvenerek, Soner Yalçın’ın anlatımıyla aktarayım. “Deneyden haberi olmayan 11 yaşında 22 çocuk seçilir ve bir tatil kampına götürülür. Birbirlerini hiç tanımayan çocuklar iki gruba ayrılır. “Ve bir süre sonra rekabete dayalı aktiviteler gruplarda