Bu rüzgâr Kılıçdaroğlu’nu götürür. Götüremezse? CHP’yi götürür. *** Meseleyi AKP’li şarlatanların servis ettiği gibi görmüyorum. “Önüne yatmak” deyiminin ne manaya geldiğini elbette biliyorum. Dahası, kendisi hakkında bu deyimin sarfedildiği şahsın —ve cansiperane bir tarzda onun önüne yatanların— deyimin vatandaşa servis ettikleri çağrışımlarını da ziyadesiyle hak ettiklerini düşünüyorum. Ama… Mesele haklılık meselesi değil. Hiç olmadı. Ve
NNT’nin Antikırılganlık diye adlandırdığı şey, benim budaklılık dediğim halle akraba. Budaklılık derken neyi kastettiğimi özetlemek zor —burada daha önce de denedim. Ama belki lego oyuncaklar yardımcı olabilir. Bilirsiniz, lego parçalarının her birine başka parçalar ekleyebilirsiniz. Altı budağı olan bir legoya, biri dört, diğeri sekiz budağı olan iki parça ekleyebilirsiniz mesela. Sonra onlara da başka parçalar…
Black Swan’ın (Siyah Kuğu) yazarı NNT, önceki yıl Antifragile adıyla yeni bir kitap yazmış. Diyor ki “Kırılganlık diye bir kelimemiz var. ‘Peki, kırılganlığın karşıtı nedir?’ diye sorsam, sağlamlık (robustness) diye cevap verirsiniz. Hâlbuki kırılgan olan darbeye uğradığında kırılan, sağlam olan ise değişmeden çıkandır. Darbeye uğradığında zenginleşerek —darbeye uğramadan önceki halinden daha iyi bir halde— çıkan
Hürriyet gazetesi, daha Doğan grubu filan yokken, daha kurulduğunda, Hearst’in ABD’deki performansından alınmış ilhamla doğdu. Stratejisi, yükselen orta sınıfın duygularını ajite etmek, onları sürekli teyakkuzda tutmak, bu yolla çok gazete satmak ve… Çok reklam geliri elde etmek gibi bir stratejiydi. Yükselen orta sınıf dediğim de, en çok iki kuşaktır şehirde yaşayan ve en çok iki
Memleket ne güzel! Sanki bir Hitchcock senaryosunun içinde yaşıyoruz. Son derece sıradan bir şey yapıyor, mesela eve girmek için kapıyı açıyorsunuz ya, arkasından hangi gerilimlerin zuhur edebileceği meçhul. Boşuna tahminde bulunmaya da kalkmayın, çünkü —dedim ya— sanki bütün mesaisini sizin tahminlerinizi boşa çıkarmak için harcamış bir Hitchcock var. Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturan zat ABD’ye gidiyor. Günler
Mahçupyan’la T24 bir röportaj yapmış (http://t24.com.tr/haber/mahcupyan-ergenekon-kck-ve-cemaat-tartismalari-surecinde-daha-mesafeli-olmaliydim,333770 ve http://t24.com.tr/haber/etyen-mahcupyan-laik-kesim-pek-anlamiyor-din-de-ozgurluk-alanlari-acan-bir-sey,333935). Birçok şey konuşulmuş. Bu arada —tam da bu kelimelerle söylememiş ama— benim anladığım, “devlet/iktidar öyle sizin zannettiğiniz gibi romantik bir şey değil, gerçekçi bir şey” de demiş. Şöyle bir şey yani: Görüntüye bakıyoruz, AKP’ye bir etiket —diyelim dinci etiketi— yapıştırıyoruz, sonra AKP’lilerin, kendi aralarında toplandıklarında, “acaba nasıl
El aletleri satan bir mağazanın direktörü, işe yeni aldığı bir tezgâhtara “biz ne satıyoruz, biliyor musun” diye sormuş. Çocuk şaşkın, raftaki matkabı göstermiş. Direktör “hayır” demiş, matkabı almış, duvara dayamış, çalıştırmış, duvarda bir delik açmış. “İşte bunu satıyoruz” demiş, “müşterinin ihtiyaç duyduğu şey matkap değil, duvarda istediği gibi bir delik.” AKP (yani Erdoğan) bize, Kürt
Amerika Irak’ta manasız işlere giriştiğinde, herkes meseleyi enerji haritalarının yardımıyla okumaya çalışırken, İnternet’te okuldaşlarımla yaptığımız tartışmalar sırasında demiştim ki, “mesele petrol meselesi değil, doların statüsü meselesi”. Operasyondan kısa süre önce Fransa ve İtalya’nın da aralarında bulunduğu itirazcılar doların statüsüne karşı —ürkek de olsa— parazit yapmaya başlamışlar, Saddam da petrol ticaretini dolarsızlaştırmaya teşebbüs etmişti. Saddam’ın devrilişinin
Daha biri küllenmeden yenisi ortaya çıkıyor. Öğrencilerin cinsel istismarı vakalarından söz ediyorum. N’oluyor? Eh, herhalde hepsi gerçektir. Ortaya çıkmalılar. Yapanlar fena halde cezalandırılmalı. Tamam da… Bu işte bir iş var… …gibi görünüyor. *** Ensar Vakfı, İmam Hatip Lisesi, filan… 28 Şubat dönemini hatırlatan nokta atışlar bunlar. 28 Şubat’ta yaradıkları işe yarayabilirler mi? O dönemde, meşru
Dünkü yazıyı yazdıktan sonra nette arama yaptım. Bu kadarını beklemiyordum, CIA’in Türkçe sayfası bile var. O kadar aleni bir teşkilat yani… Ne iş yaptığını filan saklamadan, gizlemeden anlatıyor. Anlatmasa da biliyoruz. CIA’in işi ABD’nin menfaatlerini korumak ve geliştirmek. Demek ki, ABD’nin menfaati ile Türkiye’ninkiler birbiriyle çeliştiğinde, Türkiye’nin menfaatine zarar vermek. Eh, Türkiye eğer bir antiemperyalist