Bütün ülkelerin gizli servisleri var. Onlara gizli servis diyoruz ama gizli saklı olduklarından değil, gizli saklı işler işlediklerinden. Yani varlar, var olduklarını biliyoruz, gizli saklı işler işlediklerini de… Türkiye’nin de gizli servisi var. Bizim gizli servisimiz, genellikle, ülke içinde, ülke vatandaşlarıyla uğraşıyor. Ülkede, ülkenin gizli servisinin şerrinden korkmayan pek az kişi vardır herhalde. Hâlbuki âdet,
“Ben gidersem devlet yıkılır” lafının her yanı problemli. Bu lafı lafa sayıp ona karşı argümanlar yetiştirmek? Onlar da ziyadesiyle problemli. “Ben gidersem devlet yıkılır” lafını eden adam, sahiden de kendisi giderse devletin yıkılacağını filan düşünüyor değil. Kendisine öyle geliyor olsa bile, normal şartlarda, böyle bir laf edilmemesi gerektiğini herkes bilir. Erdoğan bile… Ama işte anahtar
Ekim’den beri “Türkiye Suriyeleşecek, üstelik bu süreç öyle çok da vakit almayacak” diyorum. Türkiye Suriyeleşirse… Türkiye kaybedecek. Kürtler kısa vadede herhalde kazançlı çıkacak, kazançlarını orta vadede koruyabilmeleri ihtimali de düşük görünmüyor. Rusya, İran ve İsrail kısa vadede kazançlı çıkacak. Rusya ve İran’ın kazançlarını orta vadede koruyabileceklerine ihtimal vermiyorum. Amerika? Eh, günü kurtaracak. Zaten fazlasını ümit
Bilim insanları Allah’ın huzuruna çıkıp “artık sana ihtiyacımız kalmadı, insan bile yapabiliyoruz” demişler. “Yapın bakayım” demiş Allah. Bilim insanlarının biri eğilip yerden bir avuç toprak almaya kalkınca da, “kendi toprağınızdan, kendi toprağınızdan” diye seslenmiş. Toprak mevcut olduktan sonra, gerisi kolay. (Bu cümledeki toprak kelimesi, her durumda, malzemenin yerini tutuyor.) Kâinatın başlangıcından bu yana hiçbir şey
Bu, çok uzun bir metin olacak gibi görünüyor. Ama bölemeyeceğim. Eski bir AKP mebusu arkadaşım, İmralı Notları’nı okumuş, hararetle tavsiye etti. Öcalan’ın ve onunla birlikte hareket edenlerin derinliğinden çok etkilenmişti. Benim gördüğüm, onun gördüğünü pek andırmıyor. Öcalan, hissettiğim kadarıyla, Küçük Prens’teki krala benziyor. Hani “sana ne emretmemi istersin” diye soran ve aldığı cevaba göre emir
Digitürk’ün dudak uçuklatan fiyatlara yükseldiği futbol ihalesini, televizyondan canlı olarak izliyorduk. Etraftakiler futbol adına hayallere dalmakta gecikmediler. Dünya yıldızları Türkiye’ye gelecek, Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş filan Avrupa devleriyle aşık atacak, Anadolu kulüpleri gösterişli kadrolar kuracaklar… Filan. “Bu ihale Türk futbolunun sonunun başlangıcı” dedim. Tuhaf tuhaf baktılar yüzüme. Hesabım basitti. Futbolun mevcut organizasyon yapısı ve insan malzemesi,
Önce —tedbir olarak— iki hatırlatma yapayım. Bir: Dünyada Almanlık denen şey olmasa, insanlığın ciddi bir kaybı olmaz diye düşünüyorum. Eh, abarttığımı kabul edeyim. Ama yıllardır —her fırsatı değerlendirerek— bunu söyleyip durduğumu da hatırlatayım. İki: Geçende Ortaylı, Merkel de dâhil mevcut politik aktörleri bizim gençliğimizdeki aktörler ile kıyaslayarak “bunlar o vakitler siyasi partilerde —bırakın başkan filan
Serinkanlı olmaya çalışayım, oğluna anlatır gibi anlatayım: Diyelim baban bir kasabada hırdavatçılık yapıyormuş. Kuruş kuruş kazanmış, şehirde bir dükkân açmış. Fazlasıyla tedbirli biriymiş, kredi filan kullanmaya yanaşmamış. İnat mı inatmış, “şimdi devir benzinci açma devri” diyenleri, sonra da “şimdi cep telefonu bayii açmalı” diyenleri de püskürtmüş. Sadece bildiği işi yapmaya çalışmış. Onu da daha iyi
Dünden devam edeyim. Esayan ile Mahçupyan’ın hallerinden… Önce… David Deutsch İngiltere’de bilim yapan İsrailli bir fizikçi. The Beginning of Infinity adlı kitabında, kötü açıklamalar ile iyi açıklamalar arasında farkı şöyle koyuyor: Kötü açıklamalar darbelere mukavimdir, ufak tefek düzeltmelerle hayatta kalırlar. İyi açıklamaların öyle şansları yoktur, ilk ciddi darbede un ufak olur, ölürler. Tersi olmalıydı gibi
Mecliste birkaç defa Markar Esayan’ın odasının önünden geçtim. Kapısı hep açık olan odada hummalı bir çalışma var gibi görünüyor dışarıdan. Ama çalışanlar danışmanları, Esayan Meclisteki odasına pek uğramazmış. Bunu bir eleştiri olarak söylemiyorum, zaten ben de olsam uğramazdım. Yazdıklarına bakılırsa, bizim yaşadığımız ülkeyi ve mecbur olduğumuz gerçekliği hiç andırmayan bir yerde yaşıyor. Şöyle şeylerin denebileceği