Beni şahsen tanıyan bir genç, bu platformda yazdığım bir yazı üzerine “Hocam sonunda sizi de dinden-imandan çıkardılar galiba. Ama bu kadar kibir size de yakışmıyor bilesiniz. Ümmeti olmaya layık olamadığımız âlemlere rahmet o güzel nebiye ayıp ettiniz.” demiş. İyi etmiş. Kendisine “uyarı için teşekkürler” diye cevap yazdım. Aslında söylemek istediğim çok şey vardı ama sadece
Alıştık ilkokul üçüncü sınıf Türkçe ödevi kıvamındaki ifadelere. Dolayısıyla “bunun benim müsaademle yapıldığının iddia edilmesi kesinlikle dürüst bir hareket değildir” lafının “benim haberim yoktu” yerine söylendiğini varsayıp devam edelim. Yani aslında haberinin olduğunu, olmadığını yekten söylemeye dilinin varmıyor olduğunu, bu yüzden böyle dolambaçlı ifadelerin arasında gerçekliği kaybetmeye çalıştığını düşünmeyelim de, haberinin olmadığını kabul edelim. Ee?
Diyelim Viyana’da bir dairedeki yaralılara ulaşmaya çalışan ambülansa silahlı saldırı olsa… Ambülans yaralıları hastaneye götüremese… Ne olur? Başbakan, İçişleri Bakanı filan, “mevzu duyulmasa” diye içlerinden geçirirler. Duyulur. Eğer Başbakan değilse, en azından İçişleri Bakanı istifa etmek zorunda kalır. Bizde İçişleri Bakanlığı koltuğunu işgal eden zat, eğer doğruysa, “biz yaralıları tahliye etmeye çalışıyoruz ama ambülans silahlı
Buyurmuşlar ki, Sur’u Toledo yapacaklarmış. Zaten İslam’ı da Suudilerle birlikte yeniden yapacaklarmış anlaşılan. Maliyeti nedir, söyleyin siz. İki kazı gütmekten acizler, mesul oldukları memleket yangın yerine dönmüş, ama şehir yapacaklar, din yapacaklar. İşaretler zaten hanidir vardı ve işaret edip duruyordum. Bunların aklı 19. Yüzyıl aklı. 19. Yüzyıl böyle sınırsızca küstah, haddini bilmezce iddialıydı. Her şeyin
Daha önce anlatmış olabilirim –çünkü anlatmayı çok severim. Muhtemelen biliyorsunuz, rivayete göre Sinan Selimiye’yi yaparken çocuklar gelip “minare eğri” derler. Bunun üzerine Sinan minareye bir halat bağlar, “çekin, düzeltin” der. Çocuklar oflaya puflaya çekerler. Yorulurlar. “Düzeldi mi” diye sorar Koca Sinan, “düzeldi” derler. Çocuklar yorgun ve mutlu uzaklaşırlar. Olaya şahit olan biri “yakıştı mı koca
Rivayet doğruysa, mahkeme Yaylalı’nın vicdani ret davasında, Yaylalı’nın fikir ve ifadelerinin fikir ve ifade sayılamayacağını, dolayısıyla sanığın fikir ve ifade hürriyetinden yararlanamayacağını ileri sürmüş. Çünkü Yaylalı’nın fiili (yani yazdıkları) ham bilgiden ibaretmiş. Bir fikir ve düşünceden bahsedebilmek için ise, klasik manada tez, antitez, sentez üçlüsünü bir arada harmanlayıp üzerinde düşünüp okumalar yapmak gerekiyormuş. Aman diyim!
Mahçupyan mevcut çatışmalı süreç ile ilgili olarak, memlekette yazıp çizenleri (a) PKK yanlısı veya sempatizanı ya da AKP karşıtı olanlar ile (b) AKP yanlısı ve/veya PKK karşıtı olanlar olarak ikiye bölmüş (http://www.aksam.com.tr/yazarlar/etyen-mahcupyan/guzelim-catisma-varken-niye-muzakere-olsun/haber-484193). Eh herhalde bu iki kategoriye girenler vardır. Belki çokturlar da… Hatta belki de bu iki kategoriden herhangi birine girmeyenler pek azınlık kalmışlardır. Ben
Alatlı diye birinin yaşadığını öğrenmem, Avcı ve Koru’nun yönettiği Zaman gazetesinde yayınlanan bir röportajla oldu. Mısır’da Müslüman Kardeşlerin liderleriyle görüşmüştü. Bir yerde onlara, eğer imkânları olsa nükleer silah sahibi olmak isteyip istemediklerini sormuş, onlar da “elbette” diye cevap vermişlerdi. Röportaj elimde yok. Ama bende kalan izi şöyle: Müslüman Kardeşler, dünyanın mevcut konjonktüründe, dünyada herhangi birinin
Mustafa Koç, eğer ölmeseymiş, rivayet o ki, milli otomobil ve milli uçak üretecekmiş. Direktifleri kimden almış, kime söz vermiş, tahmin etmeniz müşkül değil. *** Çok küçük yaşlarıma dair hatırladığım şeylerin başında, milli otomobil yapmak konusundaki heyecanım geliyor. Otomobille hiç alakam yok. Kullanmayı bilmem ve hayatımın herhangi bir döneminde de öğrenmeye heves etmedim. Yine de, daha
Bugün –benden bir hayli genç– bir arkadaşımla aramızda şöyle bir sohbet geçti: – “Türkiye bitti” diyorsun yani… – Öyle diyorum, baksana şu üsluba. Bunca yıl bu memlekette yaşadın. Benzerine şahit oldun mu? – Olmadım. Bu “olmadım” cevabı sahiciydi ama içinde biraz “iyi de ben iş adamıyım, bunlar benim için çok şey söylemiyor, netice ne, netice”