TDK’ya göre: isim Utanma, utanç, sıkılma *** Bir vakitler çalıştığım şirketin sahibi ile Trabzon’a gittik. Yeni seçilmiş belediye başkanı, kendisi için neler yapabileceğimizi görüşmek istemişti. Uçaktan indik, otele yerleştik, şehir merkezine gittik, bir köfteciye oturduk. Köfteci servisi yaparken “hayrola” diye sordu, “Trabzon’a neden geldiniz?” Suratında, mana veremediğim tuhaf bir istihza vardı. “Ne demek istiyor bu”
Akif Beki’nin yazısının üzerine yazarken başka, Can Dündar’ınkinin üzerine yazarken çok daha donuk, kuru… Neden? Bir defa, dün yazmaya oturduğumda ruh durumum çok elverişsizdi, onun payı var. İkincisi, Dündargiller bana göre, Bekigiller kadar ciddi bir tehdit oluşturmuyor. Dündargiller düne dair. Arada bir böyle manasız çıkışlarını sergileyecek olsalar da, yarında hiç hisseleri olmayacak. Dündargillerin çoğu, çoktan
Can Dündar Merkel’e bir açık mektup yazmış. Die Welt’te yayınlanmış. Bugünkü Cumhuriyet’te de vardı (http://www.gercekgundem.com/medya/183698/can-dundardan-merkele-cagri). Bugünlerde bahtım, birilerinin yazdıkları üzerine yazmaktan açıldı. Bugün artık başka şeyler yazmak niyetindeydim ama kısmet değilmiş. Dündar’ın mektubu ibretlik. Diyor ki mealen, seçimden önce geldiniz, Erdoğan’a hayat öpücüğü verdiniz, hâlbuki o Batı’nın takipçisi olduğu evrensel değerlere düşman, biz değiliz, ona
Türkiye kamyonunun son hızla duvara yaklaştığını düşünüyorum, sizin için sır değil. Direksiyondakiler gözlerini hız göstergesine dikmiş, her gün yeni hız rekorları kırmanın coşkusuyla kendilerini kutluyor, birbirlerini alkışlıyorlar. Duvara çok yaklaştık. Çarpmadan durmak için artık çok geç. Akademisyenlerin bildirgesi, Türkiye’nin duvara çarpmayabileceği filan gibi saçma bir ümit vermedi bana. Ama tuhaf, kendime bile açıklayamadığım, adını tam
Oh, nihayet! Makbul bir vatandaş zuhur etti (http://odatv.com/devlet-burada-ne-ariyor-diye-bas-bas-bagiranlar-var-ya…-0401161200.html)! Elbette birkaç ufak problem var ama benim için problem. Yoksa beyazların kendi aralarında hiç de problem olmaması lazım geliyor. Feyzioğlu, neticede, Erdoğan’ın talebini bihakkın yerine getirmiş, devleti eleştirmeden önce terör örgütünü itinayla fırçalamış. *** Sırayla gidecek olursam, başlıktan başlamak gerekiyor. Benim okuduğum kadarıyla akademisyenlerin bildirgesinde “devlet orada
Ben bu işe taktım. Şu Akademisyenler Bildirgesi işine. Daha doğrusu onun getirildiği hale. Taktım, sadece Erdoğan taktığından değil. Memleketin hali ve istikbali hakkında çok mühim bir gösterge olduğunu düşündüğümden. *** Dün demiştim ki mealen, PKK’dan söz ederken onu devletin muadili olarak konumlarsanız, PKK’ya –başka türlü asla yapılamayacak kadar büyük bir– iyilik yapmış olursunuz. Dedim ama
Malum zat ve korosunun anlayabilecek zihni donanımları yok, artık besbelli. Ben size hatırlatayım. Biz gençken çok durulmuştu üstünde, terörle mücadelenin en önemli enstrümanlarından biri lisandır. O uzun tartışmalardan kalan tortuyla PKK’ya PKK demiyor, terör örgütü diyorlar mesela. Sadece o kadarını akıllarında tutabilmişler işte. Hoşgörün siz onları, kapasiteleri bu kadar. Lisan her alanda mühim elbette. Terörle
Etyen Mahçupyan, “Erdoğan fikrini değiştirse, bugün söylediklerinin tam tersini savunacak bir amigo sürüsü var” demiş (http://www.aksam.com.tr/yazarlar/etyen-mahcupyan/baskanlik-ve-duzeysizlik/haber-480009). Ne kadar şanslı… Mahçupyan, diyorum, ne kadar şanslı… Uluorta ortalığa savrulan laflara fikir muamelesi yapabilecek kadar aklını yediği için, ne kadar şanslı. *** Galiba Gülse Birsel’in bir dizisinin Burhan diye bir karakteri varmış. Burhan’ı yatağın üzerinde pijamalarla “cingıl bells”
Can Paker, “liberalim diyenler AKP’yi destekleyenlerin yanında olmalı” demiş (http://www.haberturk.com/gundem/haber/1179217-liberalim-diyenler-ak-partiyi-destekleyenlerin-yaninda-olmali). Seçim sonuçlarına bakıp, “toplumun yarısı Erdoğan’ın otoriter olduğunu düşünmüyor” filan gibi manasız neticeler çıkarması bir yana, kendince tutarlı bir açıklaması da var. (Sözünü ettiğim çıkarım neden manasız? Diyelim Erdoğan’a oy verenlerden birinin oğlu polisti ve Güneydoğu’da öldü. “Erdoğan’a oy vereceğim çünkü oğlum ölsün istiyorum” diye
Soner Yalçın geçenlerde 2016 yılının falına bakmış (http://www.sozcu.com.tr/2016/yazarlar/soner-yalcin/2016-1025323/). İlginç tespitler var ama biri bence çok manidar: İsviçre ve Finlandiya referanduma giderek herkese eşit maaş vermeyi halkına soracak diye tahminde bulunmuş. Soner Yalçın’ın elinde belki de bir malumat vardır, bilmiyorum. Ama yazının gidişinden hissettiğim kadarıyla, bu sadece bir fantezi. Herhalde böyle bir referandum olmayacak. Zaten olup