Daha önce demiş olmalıyım, 1995 seçimlerini müteakip hazırladığım bir raporda, Türkiye’nin güneydoğusundaki fay hattından daha kırılgan bir fay hattı olduğunu —sandık neticelerine yaslanarak— göstermiştim. Kabaca Balıkesir-Uşak-Fethiye üçgeninin batısı, sosyo-politik olarak, Türkiye’nin kalanına çok yabancı görünüyordu. 1999, 2002 ve kısmen 2007 seçimlerinden sonra da —beni “burada bir fay var” kanaatine ulaştıran— analizleri tekrarladım. O dönemde kullandığım
Telefonla konuştuğum bir AKP bürokratı arkadaşıma söylediğimi söyleyeyim: Diyelim Norveç’te bir Anayasa değişikliği için referandum yapıldığını, 51-49 Evet çıktığını öğrendiniz. Ne düşünürsünüz? Ben, “Norveçlilerin işi zor” diye düşünürüm. Haftalar önce söyledim, Anayasa değişiklikleri bu kadar dar marjlarla kabul edildiğinde sıkıntı vardır. Bürokrat arkadaşım dedi ki, “e, bundan önceki de buna benzer bir neticeyle geçmişti.” “Tam
Erdoğan’ın danışmanlarından biri eyalet lafı etmiş, bu da Bahçeli’ye çok dokunmuş. Ülkücüler —hani başlarında kendisi gibi birinin, koltuk uğruna partilerini tarumar eden bir acuzenin oturup durmasına ses etmeyen tosuncuklar— şimdi ne derlermiş? Sahi ne derler? Adamın biri oradan “Evet farzdır” filan diye fetva verecek, herif örümcek ağlarından filan söz ederek kendini peygamber yerine koyacak, devletin
“Denize dökeriz” diyen CHP milletvekilinin 88 yaşındaki annesini, 2,5 yıldır tedavi gördüğü Konya’daki hastaneden taburcu etmişler. Meselenin teferruatı nasıl bilemiyoruz. Ama eğer hastane yönetimi, milletvekili Hüsnü Bozkurt aleyhine inşa edilmiş kampanyanın tesiriyle böyle bir karar vermişse, şaşırır mıyız? Elcevap: Şaşırmayız. Dahası, Hayrettin Karaman filan gibi heriflere “bu ne iş” diye sorsanız, ayetler, hadislerle Hüsnü Bozkurt’u
Tay atasözüne göre, sular çekilince de karıncalar balıkları yer. Yani ki… Balıkların hayatlarını devam ettirmesi, eğer mercekleri balıkların üzerine, onların organizmalarının üzerine odaklarsanız, hayranlık verici bir performans, bir başarı hikâyesi olarak okunabilir. Nehirde akıntıya karşı yüzebilmelerini sağlayan anatomileri filan… Ama… Sular çekilince bütün bu başarı hikâyesi masal olur. Karıncalar balıkları yer. Bu bakış açısını hayatın
Daha önce dedim, 16 Nisan’da ne çıkarsa çıksın, çok da mana ifade etmiyor. Çünkü zemin bataklık, üzerine dikilecek bina her ne olsa, ilk sallantıda başımıza yıkılacak. Daha fenası, yine daha önce dedim, beklendiği kadar az farkla biterse eğer referandum, toplumdaki yarılmayı derinleştirmekten gayrı hiçbir işe yaramayacak. Daha da fenası, 16 Nisan’da Evet çıkarsa neye “Evet”
Amerika, malumunuz, birkaç ay önce bir seçim yaptı. Yine malumunuz, Amerikan seçimlerinde adaylardan biri aleyhine, Amerika’nın can düşmanı Rusya’nın siber casusluk uzmanları müdahil oldu. Rusya’nın hedefe yerleştirdiği Demokrat aday kaybetti, kendisine yardımcı olduğu Cumhuriyetçi aday ise kazandı. Kazanan adayın ekibinden başkalarının da Rusya ile netameli işlere bulaştığı anlaşıldı. Bu arada, Cumhuriyetçi adayın ekibindeki üç numaralı
Suriye’deki kimyasal saldırıyı kim yaptı, neden yaptı, bir fikrim yok. Bir yığın hususta karar verebilmemiz için, en azından kimin yaptığını bilmemiz gerekiyor, ona da itirazım yok. Ama kimin yaptığını bilmesek de, şimdi, üç gün önce bilmiyordu olduğumuz bir yığın şeyi biliyoruz. Biraz geriye gitmek gerekiyor. Bölgedeki Amerikalı istihbaratçıların ve askerlerin mevcudiyetini delil gösterip olup biten
Geçende Gazete Duvar’da Reyya Advan’ın bir yazısı yayınlandı (http://www.gazeteduvar.com.tr/yazarlar/2017/03/26/heidi-evine-calismak-senin-neyine/). Tastamam aynı başarılı iş teşebbüsü hikâyesinin kahramanının, Harvard öğrencileri tarafından, kadın olduğunda negatif, erkek olduğunda pozitif biri olarak algılandığını gösteren bir araştırmaya yaslanıyordu. Feministlerin çoğunun dünyayı okurken müracaat ettikleri lügati sevimsiz buluyorum. Aslında feministlerin çoğunu da… Ama bu defa başkaydı. Başarıkolik Harvard öğrencilerinin kadının ve erkeğin
16 Nisan gecesi sandıklardan ne çıkacak, tahmin edemiyorum. Bugünlerde yapılıp edilenlerin ve buradan sonra yapılıp edilecek olanların neticeyi ciddi bir biçimde değiştirebileceğini zannetmiyorum. Yani, 16 Nisan gecesi —eğer o geceyi idrak edebilirsek— ne ile karşılaşacağımız bugün az çok belli. Ama bilmiyoruz. Bu tür malumat eksikliği yaşadığımda hep yaptığım gibi, benden daha güvenilir malumatı olabilecek olanların