Türkiye Cumhuriyeti Devleti benzer bir iş işlese —mesela Barcelona Konsolosluğuna müracaat etmek zorunda kalan bir Kürt veya Ermeni muhalifini doğrasa— devletiyle övünmek için bir bahaneye daha sahip olduğunu düşünecek olan müptezeller, Suudi Arabistan’ın İstanbul Mezbahasında sahnelenen vahşet karşısında aniden medenileştiler. Malum, bunların kendilerine, ailelerine, klanlarına, kavimlerine, devletlerine her şey mubah. Muhalifleri ise her şeye müstahak.
Güven, Bitcoin hakkında bir eleştiri yazısı paylaşmış. Daha önceki yaygın ve “gevşek” eleştirileri andırmıyor. Yok balonmuş da, değeri “aslında” şu olmalıymış da filan gibi mevzulara girmiyor, daha ziyade, bodoslama blockchain teknolojisine taarruz ediyor. Nasıl bir taarruz? Blockchain teknolojisinin, vadettiği merkezsizliği sağlamadığını söyleyerek… İşte bu! Lazım gelen buydu. Bu tür eleştiriler, blockchain teknolojisine, daha doğrusu onun
Netflix’te BuzzFeed yapımı Follow This adlı bir dizi var. Her bölümde, akla gelmeyecek mikro kültürlerden birini, kendilerince, görünür kılmaya çalışıyorlar. İlk sezonun bir bölümünde mesela “Erkek Hakları” diye bir bölüm var, hakkında saatlerce konuşulabilir. Ama daha önce… Bir biçimde —mesela bir kasırga ve/veya nükleer saldırı gibi doğal veya insan eseri— bir kıyamet gerçekleştikten sonra hayatta
Göztepe-Beşiktaş maçını seyrederken, “Pozisyonsuzlukla Topyekûn Mücadele” programının neden bu kadar geciktirildiği sorusu düştü aklıma. Ne Fikret Orman ve ne de Şenol Güneş, haftalardır süren sıkıntının aşılması için, Beşiktaş aşkıyla her şeyi göze alabilecek olan taraftarları neden seferberliğe davet etmezler, anlamak müşkül. E işte, herkes asrın lideri olamıyor. *** “Enflasyonla Topyekûn Mücadele” programının ne ihtiva ediyordu
Soner Yalçın, Muzaffer Şerif’in bir grup deneyinden söz etmiş (https://www.sozcu.com.tr/2018/yazarlar/soner-yalcin/aci-bir-deney-2682756/). Neticeyi bağladığı yeri geçiniz, deneyler bana, kendi derdimi ifade etmek için elverişli ipuçları sağlıyor. Deneyleri aslından okumadım, kendisine güvenerek, Soner Yalçın’ın anlatımıyla aktarayım. “Deneyden haberi olmayan 11 yaşında 22 çocuk seçilir ve bir tatil kampına götürülür. Birbirlerini hiç tanımayan çocuklar iki gruba ayrılır. “Ve bir süre sonra rekabete dayalı aktiviteler gruplarda
İnsan türünden evrimleşmiş olduğu zannedilen bir canlı türü. Kimi bilim insanlarına göre Homo Erectus’un bir kolu haysiyet, utanma gibi insani özelliklerinin gelişmesiyle Homo Sapiens’e evrimleşirken, bir başka kolu da Homo Gazlius’a evrimleşmiştir. Ancak 20. Yüzyılın ortalarında Homo Sapiens ile Homo Gazlius’un görünümleri arasındaki benzerliğe yaslanan bu genel kabulün gözden geçirilmesi gerektiği fikri ortaya atılmış, bu
Netflix’te enteresan İspanyol dizileri boy gösteriyor. Elimde istatistikler yok ama ihtimaldir ki, İspanya’nın dizilerden elde ettiği gelir, Türkiye’nin elde ettiğinden bir hayli gerideydi. Yine ihtimaldir ki, eğer İspanya’nın geliri Türkiye’ninkini yakalamamışsa, yakalamak üzeredir. Yine ihtimaldir ki, yakın gelecekte birileri, “İspanyollar gençlerimizi dizilerle zehirlemek suretiyle…” filan diye ahkâm kesmeye başlayacak. Hâlbuki her şey gözümüzün önünde oldu.
Aynı günde iki Netflix belgeseli izledim. Biri geçtiğimiz yıl Katalonya’da yaşananları anlatan Two Catalonias, diğeri ise Brooklyn’in Hasidik Yahudi cemaatinden ayrılmaya çalışan üç genç insanın başına gelenler üzerinden cemaati anlatan One of Us. İlk önce şu kanaatimi paylaşayım: Anlaşılan belgesel yapmak zor iş. Ne Katalonya’daki ve ne de Brooklyn’deki sosyal ruh durumuna dair bir duygu
McKinsey hadisesi yüzünden Türkiye, yani hepimiz zarar gördük. Ama bir kişi var ki, hepimizden çok zarar gördü: Damat. Eğer Erdoğan çark etmeseydi, McKinsey hayal edilen hasılatı sağlayamasa bile, damadın hanesine artı puan olarak yazılacaktı. Şimdi? Birkaç sebeple eksi puan olarak yazıldı. Birincisi, elinde patladığı ve iktisadi duruma müdahale hususunda —zaten çok dar olan— manevra alanı
Mahfi Eğilmez McKinsey hadisesini yazmış (https://t24.com.tr/haber/mahfi-egilmez-yazdi-mckinsey-turkiyeye-neden-davet-edildi-anlasma-nasil-rafa-kalkti,718211). Anladığım kadarıyla Eğilmez, Erdoğan devletinin McKinsey ile bir anlaşma yaptığını ve sonra da o anlaşmadan vazgeçildiğini —yani halihazırda McKinsey ile devletin bir irtibatı kalmadığını— varsayıyor. Eğer bu varsayımın Erdoğan’ın bilmem nerede ettiği o malum “biz bize yeteriz” lafından başka dayanağı varsa, ben bilmiyorum. Yoksa, o laf daha önce kostaklanarak