Aydınlanma aklına ilham olan Newton fiziği iyiydi. Platon’un dünya kavrayışı gibi iyi. Basit, evrensel, deterministik, çizgisel (sequential), lineer, sürekli (continuous) ve saire… Her ikisinin de belki bir tek kusuru var, âlem Newton fiziğinin ve Platonik kavrayışın ima ettiği gibi değil. Newton’un çağdaşları, Newton’un fiziğinde ufak tefek düzeltmeler yaptılar. Onu rafine ederlerken, esasen, âlemin sırrının Newton
Endüstri Mühendisliğinin taşıyıcı sütunlarının belki de en mühimi Yöneylem Araştırmasıdır (Operations Research – OR). Mezkûr disiplinin esas derdi en iyi seçeneği, eğer muhtelif sebeplerle o tespit edilemiyorsa makul bir seçeneği tespit etmektir. OR kitaplarında —bütün disiplinlerin ders kitaplarının hepsinde olduğu gibi— veri probleminiz yoktur. Filanca ürünün maliyeti, falanca deponun kirası, A ve B noktaları arasındaki
Her birimiz, her an, sayısız tehdide maruz kalıyoruz. Yabancı organizmalar muhtelif yollarla vücudumuza giriyor. Dertleri bizi öldürmek filan değil —zaten bizim hakkımızda bir fikirleri bile yok. Kendi hayatta kalma mücadelelerini veriyorlar. Ama bizim sağlığımız için tehdit oluşturuyorlar. Durmaksızın tekrarlanan olağan süreçlerde —mesela hücre kopyalamaların birçoğunda— hatalı işlem gerçekleşiyor. İlerlerse kansere yol açabilecek bir süreç başlıyor.
“Her şeyi gördük” deyip duruyorum ama pazar ve market fiyatlarına tepeden, bu kadar aleni müdahaleyi görmemiştim/görmemiştik. Fiyatlar yüksek mi? Yüksek. Uzun süredir görmediğimiz bir hızla, gemlerinden boşanmış gibi yükseliyor mu? Yükseliyor. Daha önce başka iktidarlar döneminde de benzer yükselişler vuku buldu mu? Buldu. O iktidarlar da fiyatlardaki tırmanmadan mustarip oldular mı? Oldular. Ama böyle marketlerde
Murat Belge T24’te İngiliz arkadaşıyla yaptığı sohbet üzerinden, Brexit meselesinin İngiltere’yi nasıl böldüğünü anlatmış. Mesuliyeti de popülist politikacılara yıkmış: “Popülizmin uyguladığı yöntem, uygulayanın kazanmasına ne kadar yardımcı oluyorsa, yani ne kadar başarılıysa, toplumun bölünmesini de o kadar başarıyla gerçekleştiriyor.” Bence meseleyi böyle formüle etmekte iki sıkıntı var. Birincisi, Brexit meselesi İngiltere’yi —veya diğer meseleler mesela
Benim açımdan eşitlik, herkesin kendi kayığı olmasından ibaret. Tepesinin tası atan, kayığına binip… Artık neyi göze alabiliyor, neye gücü yetiyorsa… O da nadiren olan bir şey. İnsanların çok büyük çoğunluğu, kayıklarına bir defa bile binmeden hayatlarını tamamladılar. Bundan sonra da öyle olacak. Küçük bir azınlık, çok küçük bir azınlık, kayıklarına binip, kıyı kıyı gidip, az
Geçtiğimiz hafta, muhtemelen haberdar oldunuz, interaktif bir film gösterime girdi, Black Mirror Bandersnatch. İnteraktif, yani filmin akışında sizin de, seyirci olarak, dahliniz var. Teknoloji uzun süredir müsaitti. Dolayısıyla daha önce başka örnekleri de üretilmiştir diye düşünüyordum ama edebiyatta ve bilgisayar oyunlarda daha önce uygulanmış olan teknolojinin, doğru bilgilendirildiysem, sinemadaki ilk denemesiymiş. Böyle bir teknolojinin ilk
Tekrar olacak ama… Nietzsche Deccal’de “bir yanağına vururlarsa öbürünü uzat” telkini üzerinden Hıristiyanlığa yüklenir. Okurken öyle zannedersiniz ki, sahiden de “ben Hıristiyan’ım” diyenler bir yanaklarına vurulduğunda öbürünü uzatmışlar ve bu sünepelik yüzünden de… Öyle şeyler olmadı. İnsanlar “ben Hıristiyan’ım” demeyi sürdürdüler. Pazar ayinlerinde, huşu ve saygı içinde “bir yanağına vururlarsa öbürünü uzat” telkinlerini dinlediler. Bu
Geçen gün dedim ki mealen, “Biz genellikle heuristiclerle karar veririz ama Aydınlanma aklı bize hesap yapmayı emreder. Yaşlanıyorum herhalde. Eski defterleri karıştırmaya başladım. Turing Testinden söz etmemişim burada, heuristiclerden söz etmemişim ve… Meğer bricoleur kavramından da söz etmemişim —hepsi de bir vakitler favori kavramlarımdı. Devam etmeden hatırlatayım, beni ilgilendiren şey kişi veya toplulukların niyetleri değil, metotları
Daha önce de işaret etmiş olmalıyım… Yanlış hatırlamıyorsam “Annemi, Kız Kardeşimi, Erkek Kardeşimi Katleden Ben, Pierre Riviere”nin bir yerinde Foucault, kitabın ana akışı için bir mana taşımayan bir ayrıntı verir. 19. Yüzyıldayız. Fransa dünyanın ikinci büyük gücü ve en zengin ikinci ülkesi. O Fransa’da, bir ahşap masa ve biri kırık dört sandalyeden ibaret bir mirasın ciddi