Etiket: Komplekslik

Uygarlıkların Batışı Üzerine

Amin Maalouf’un Uygarlıkların Batışı üzerine yazılacak çok şey var. Gündemin yoğunluğu yüzünden bir daha dönemeyebilirim, en mühim bulduklarımı— olabildiği kadar özetleyerek— diyeyim. Çok uzun bir yazı olacak, herhalde okumaya katlanamazsınız. Ama ben yazmış olayım —ve bilin ki demek istediklerimin çok azı burada. Her şeyden önce… Bence okunması gereken bir kitap. Lezzetli ve zenginleştirici. *** Kitapta

Yokuş

Kamuoyu araştırmaları yapmaya başladığımda, yaş grupları arasındaki tutum farkları bana açıklamaya muhtaç görünmüştü. İşin uzmanları —sosyal bilimciler, siyaset bilimciler— mevzuu normal görüyor, anlaşılır buluyor, dolayısıyla da benim “neden ki” diye sormamı yadırgıyorlar, acemiliğime, cehaletime, mühendisliğime yoruyorlardı. Her üç tespitlerinde de haklılardı ama ben henüz onların haklı olduklarının farkında değildim. Esasen onların tespitleri umurumda da değildi,

Kürtler Anadilde Eğitimi Neden Almamalı?

Neo-Darwincilerle —ki kendimi de onlardan sayıyorum bir bakıma— anlaşamadığım bir husus var. Nasıl ifade edeceğimi de pek bilemiyorum. Christakis Blueprint kitabında, insanların eş seçmelerinin biyolojisi üzerinde uzun uzun oyalanmış. Okurken, belki de derdimi ifade etmenin bir yolunu bulmuşum gibi geldi. İşin içinde bir yığın asimetri var, kadınların kokuyu bir kılavuz olarak kullanmalarına karşı erkeklerin görünüşü

Liman, Gemi ve Rüzgâr

Dünyayı lise tarih kitaplarının ima ettiği biçimde, “Trump şu kararı verdi, Putin bu kararı verdi, Erdoğan şöyle yaptı, falanca kazandı, filanca kaybetti ve tarih oldu” şemalarıyla okuyanlar anlayamayacak olsa da… Meseleyi Berktay’ın Franco dünyaya hükümdar olmaz tespitiyle örnekleyeyim. Evet, Franco şöyle yaptı, Hitler böyle yaptı, Britanya hükümeti şöyle davrandı, filan… Böyle şeyler olmadığını söylemiyorum. Ama

Nikola’dan Erdoğan’a

Netflix’te The Last Czars adıyla bir dizi var, Romanov hanedanının son ferdi olan Nikola II’yi anlatıyor. Son dönemde moda olduğu üzere, filmin arasına uzmanlar girip açıklamalarda, yorumlarda bulunuyorlar. Her birinin sağlam unvanları var ama ettikleri laflar pek lafa benzemiyor —dolayısıyla uzmanların manasızlığı konusunda son dönemde sarsılan imanımı tazelemeye yardımcı oldular, sağ olsunlar. Nikola şurada şu

Yabancı Kim?

Yıldıray Oğur, sarışın İsveçli IŞİD’çilerin hikâyeleriyle süslediği yazısında, doğru anladıysam, dünyanın çok kozmopolitleşmesi, küreselleşmesi sürecinde Türkiye toplumunun direndiğini ima ediyor. Bence yanılıyor. Direnen toplum değil, devlet. Zaten saf (katıksız), monoton, yabancısız bir toplum fikri bir devlet projesi olarak duhul etmişti bu topraklara. 1. Türkiye’de yabancı görünce tüyleri diken diken olanlar yok, demiyorum. Çoklar. Her türlü

31 Mart’ta Dünya Derbisi

Diyelim mahallenin delikanlıları olarak her hafta toplanıp, halı sahada futbol oynuyorsunuz. İyi de oynuyorsunuz. Herkesin takımında görmek istediği birkaç kişiden birisiniz. Maç sırasında işler yolunda gitmeyince, sahip olduğunuz manevi otoriteye yaslanarak, sağa sola direktifler yolluyorsunuz —“o kadar geri yaslanma, sen de yanındakine pas ver” filan türünden. Kendinizi futbol âlimi olarak görmek için lazım şartların hepsi

Güneşler, Ayları ve Siz

Aydınlanma aklına ilham olan Newton fiziği iyiydi. Platon’un dünya kavrayışı gibi iyi. Basit, evrensel, deterministik, çizgisel (sequential), lineer, sürekli (continuous) ve saire… Her ikisinin de belki bir tek kusuru var, âlem Newton fiziğinin ve Platonik kavrayışın ima ettiği gibi değil. Newton’un çağdaşları, Newton’un fiziğinde ufak tefek düzeltmeler yaptılar. Onu rafine ederlerken, esasen, âlemin sırrının Newton

Kayık

Hepten mi aptal bu Cleolar? Kendilerini istismar eden şımarık, üst-orta sınıfa mensup patronları ile değil de, Cleoları düşünen, onların iyiliğini isteyen Cuaronlar, Zizekler, Ümit Kıvançlar, benim gibiler ile neden dövüşüyorlar? Düşmanlarını, dostlarını ayırt etmekte neden bu kadar beceriksizler? Eh, bu soruları sorabilmek için, dünyanın bizim varsaydığımız biçimde bölünmüş olduğunu kabul etmek gerekir. Biz dünyanın sömürenler/sömürülenler

Protokol

Önce basit tespiti yapalım: Problem, gerçekleşen ile gerçekleşmesi beklenen arasındaki farktır. Kapıyı açtınız, elektrik düğmesine bastınız, ampuller yanmıyorsa… Problem var. Problemin, bir problemimiz olduğunun farkına varmak bir şey, problemin ne olduğunu anlamak bambaşka bir şey. Siz düğmeye bastığınızda beklediğiniz olmuyorsa… Bütün ülkenin elektrik dağıtım şebekesi çökmüş olabilir mesela. Üstelik o durumda bile birçok farklı sebep