Cemal Tunçdemir T24’te “Büyük Resmi Kimler Görebilir” diye sormuş. Siz onun yazdıklarını okumadan hemen cevaplayayım, elbette ben. Şöyle oldu mesela… Kendi haline bırakılırsa dünyayı parmağında oynatacak dehalarla dolu olan Türkiye, bildiğiniz gibi, yüzlerce yıldır küresel güçlerin hedefinde. Zengin ve bereketli Türkiye’nin iliğini sömürerek hayatta kalan işbu güçler, muhtelif işler işledikten sonra, 1990’lara gelindiğinde, bir başka
Halil Berktay Serbestiyet’te uzun bir yazı dizisi yayınladı (bağlantı, şu ana kadarki son yazıya gidiyor, oradan, önceki yazılara ulaşılabilir). İnsan topluluklarının arınma ritüellerinin tarihini kısaca geçip, Marksizm’le —daha doğrusu Leninizm/Stalinizm’le— kendi hesaplaşmasında uzun uzun oyalandı. Ben şöyle anladım: Marks devrimden sonra burjuvazinin geri dönebileceğini düşünmemiş, en azından önemsememişti. Bu ihtimali problem haline getirip işi çığırından
Bahçeli yine ilkokul 4. Sınıf seviyesindeki Türkçesiyle döktürmüş. Alıntılamak bile içimden gelmiyor. Şu lafları laf diye söyleyen zat, bu zırvalara hikmet muamelesi yapanlara güveniyor ama onlar lafı lafa benzettiklerinden yapmıyorlar yaptıklarını. Mecburlar, gelenek öyle emrediyor. Onlarınki de çekilecek çile değil ama… Müstahaklar, ne diyeyim… Başka ne yaparsınız bilmem ama Bahçeli’yi gördüğünüzde doya doya bakın, işittiğinizde
Türkiye tarihi bir yol ayrımında. Yol ayrımı demek, adı üstünde, şu yana giderseniz şöyle, bu yana giderseniz böyle bir istikbaliniz olacak demek. (Devam etmeden vurgulamak gerekiyor ki, Türkiye bu yol ayrımına şimdi gelmedi, bir süredir burada oyalanıyor. Ve ilaveten, yol ayrımında olan sadece Türkiye değil, bölge ve dünya bir yol ayrımında. Yani Türkiye’ye has bir
Türkiye’nin yakın tarihini kendi perspektifimden özetlemek zorunda olsam… Şaşaalı birkaç yüzyıldan sonra yaklaşık üç yüzyıl boyunca yenilen İmparatorluğun hâkim unsuru, işlerin yolunda gitmiyor olduğunu erkenden teşhis etse de, herhangi bir tedavi geliştirmek hususunda çok acul davranmadı. Bunun birçok sebebi olabilir ama ikisi bence mühimdi: (a) Karşısındakiler, kendisini yenenler, hâlâ kendi benzerleriydi. Aynı ligdeydiler, aynı oyunu
Dünyada hakkında konuşulacak yığınla şey oluyor, biz neler konuşmak mecburiyetinde kalıyoruz… Göz göre göre Öcalan’a, Öcalan’dan olduğu zannedilsin istenen bir işarete muhtaç mı kalındı yani? Ne kadar acıklı! Eğer bu kadar tiksinmeseydim malum heyetten, hallerine sahiden acırdım herhalde. Ve işbu heyetin tek seçicisi malum adamı bize, yıllarca, asrın lideriymiş, siyaset dehasıymış diye kakaladılar. Siz de
İmamoğlu ile Yıldırım arasında yapılan tartışma programı hakkında, videoda söyleyemediklerimi de söyleyeyim. Ama önce… Hafta sonu, “28 Şubat rezilliklerinin hepsini misliyle işlediler, işliyorlar” dedim dostlarıma, “tez zamanda ‘muhtar bile olamaz’ diye bir manşet bekliyorum.” Bugün gazete formatında dağıtılan bültenler böyle bir manşet atmadıysa şaşarım. Malum, yürütmenin başı dün, “o makama oturamaz” mealinde gürledi. Bir zaman
Ekşi Sözlük’te, hekim olduğu anlaşılan bir yazar, benim için “intihar hakkında yazsa da adem-i merkeziyetçiliğinin sınırlarını öğrensek” demiş. Derde deva olacağını zannetmesem de, boğucu ve manasız gündemin dışına kendimizi atmak için bir vesile olarak değerlendireyim bu meydan okumayı. İntihar hakkında yazamam. Çünkü intihar, bence, ancak felsefenin konusu olabilir. Ben ise felsefe ile kısa süreli beraberliğimi
Süleyman “çok açık ve net” konuşmuş. Zaten malumunuz, işbu heyet hep çok açık ve net konuşur —mesele açıklık, netlik eksikliğinden kaynaklanmıyor. Mesele, açık ve net bir biçimde konuşup düşmanlık dışında bir laf edememelerinden ve… Düşmanlarının muğlak olmasından kaynaklanıyor. Yarın siz de düşman olarak ilan edilebilirsiniz mesela. “Siz” derken herhangi birini, mesela “emret Bakanım, öldür de
Göcek koylarında bir balıkçı motorundan etrafa baktığınızda dümdüz —genellikle kıpırtısız— bir deniz görüyorsunuz. Başınızı biraz kaldırdığınızda ise, hemen az ileride yemyeşil bir tepe. O tepenin ardından kendisini gösteren bir başka tepe. Onun ardında, daha uzakta, daha açık renkli bir tepe. Onun da ardında, daha açık renkte… Öyle gidiyor. Tecrübe eden biliyordur, etkileyici bir manzaradır. Giderek