Etiket: Örgütlenme

Biyolojik Savaş

Thatcher, uyguladığı vahşi politikaların yol açtığı işsizliğin tetiklediği infiale karşılık, “siz de başkalarının talep edeceği bir şeyler üretmeyi öğrenmelisiniz” mealinde çıkışmıştı. Thatcher’dan ilhamla… Küreselleşme denen olgunun Çin’e ulaşmasıyla gerçekleşen şey, ta derinde, Çinlilerin başkaları tarafından talep edilen bir şeyler üretmekte rol almaya başlamasından ibaret. Çinliler eskiden de üretim yapıyorlardı herhalde ama sizin benim talep edeceğimiz

Akışkanlık Gerekiyor

Tajfel’in 70 ve 80’lerde yaptığı deneylerden benim anladığım kadarıyla şöyle oluyor: Aralarında sizin de olduğunuz, bir araya gelmiş insanlara Hoca Ali Rıza ve Şeker Ahmet Paşa tablolarından örnekler —“şu Ali Rıza’nın, bu Ahmet’in” denerek— gösteriliyor. Slaytları izleyenlerin resim sanatı hakkında bir fikir sahibi olması lazım değil —hatta Hoca Ali Rıza ve Şeker Ahmet Paşa tablolarını

Komşuyu Seçmek

Daha ilk gençliğimde, şu birey olma hikâyesine kafam basmamıştı. O vakitler birey olmak matah bir şeydi. Şimdilerde işbirliğine yatkın olmak daha matah görünüyor galiba. Genellikle bireycilik ile işbirlikçilik (cooperation) de ayrık setler olarak ele alınıyor. Bence meseleleri tarif etmekten uzak kavramlar bunlar. Şehirliler deyip durduklarım mesela, daha mı birey? Veya işbirliğine daha mı yatkın? Kasabalılar?

Yağmur ve Bireysellik

Tarım yapmak için yağmura güvenilemeyecek, sulama kanalları inşa etmeye ihtiyaç duyulan coğrafyalarda kolektivizmin daha köklü olduğu, bireyselleşmenin daha zayıf olduğu teorisi uzun süredir dolaşımda. “E tabii, ortak/toplumsal amaçlarla, dönemin teknolojik imkanlarına göre devasa sayılabilecek projelere katılmak zorunda kalan insanlar için bireysel olmak daha zordur” gibi analitik/spekülatif bir akılla akledilip onaylanan bir teori de değil bu.

Bir Ütopya

Uzun süredir biliyoruz, sadece gelir dağılımı bozulmakla kalmıyor, gelir dağılımı bozukluğunun karakteri bozuluyor. Biz gençken toplumları, gelirden aldıkları paya göre yüzde yirmilik dilimler halinde böldüğümüzde anlamlı bir fotoğraf elde edebiliyorduk. Şimdi? Bahadır Özgür toplumu yüzde beşlik dilimlere böldüğünde bulduğu neticenin benzerini, bence yüzde birlik dilimlere bölse yine bulacak. Belki binde birlik dilimlere bölse… Yine. Çok

Nikola’dan Erdoğan’a

Netflix’te The Last Czars adıyla bir dizi var, Romanov hanedanının son ferdi olan Nikola II’yi anlatıyor. Son dönemde moda olduğu üzere, filmin arasına uzmanlar girip açıklamalarda, yorumlarda bulunuyorlar. Her birinin sağlam unvanları var ama ettikleri laflar pek lafa benzemiyor —dolayısıyla uzmanların manasızlığı konusunda son dönemde sarsılan imanımı tazelemeye yardımcı oldular, sağ olsunlar. Nikola şurada şu

Müşkül

Kaosu bilimin bir nesnesi olarak ele alan çalışmaların hikâyesini anlatan hemen herkes, anlatısına, Lorenz’in meteorolojik tahmin çalışmalarıyla başlar. O çalışmalar bize garip çekiciler (strange attractor) kavramını hediye etti. Daha önce âlemin iki tür çekicisi olduğunu varsayıyorduk. Birincisi… Çukur bir kabın içindeki bir bilyeye kuvvet uygularsanız, uyguladığınız kuvvete uygun bir biçimde hareket eder, bir yörünge çizer

Politikanın Geleceği, Geleceğin Politikası

Dinçer Demirkent geçen gün Gazete Duvar’da “Yazıda açıklamaya çalışacağım iddiayı başta söyleyeyim” diyerek söylemiş: “Yüz yıl dönümünde Türkiye’nin kurucu çelişkilerine ilişkin bir tartışmayı başlatmak ve bunu ülkenin geleceğine ilişkin kurucu bir perspektif ile yapmak, mevcut siyasal ve anayasal boşluk üzerinde gerçek bir siyasal hat oluşturmanın koşuludur. Bugünün siyasetsiz, tartışmasız, Erdoğan’ın belirlediği gündemler içinde salınan, özneleşemeyen

Güneşler, Ayları ve Siz

Aydınlanma aklına ilham olan Newton fiziği iyiydi. Platon’un dünya kavrayışı gibi iyi. Basit, evrensel, deterministik, çizgisel (sequential), lineer, sürekli (continuous) ve saire… Her ikisinin de belki bir tek kusuru var, âlem Newton fiziğinin ve Platonik kavrayışın ima ettiği gibi değil. Newton’un çağdaşları, Newton’un fiziğinde ufak tefek düzeltmeler yaptılar. Onu rafine ederlerken, esasen, âlemin sırrının Newton

Diken

Mardinli Musa, zaten pek de geçindirmeyen işini artık sürdüremeyeceğini —çok gecikmiş olarak— idrak ettiğinde, bir yandan da annesi ile karısının arasında sıkışmışlığın iyice bunalttığı şartlarda, dengi toplayıp İzmir yollarına düşerken… Ümitli miydi? Ümitli midir sizce? Ümit ne demek? Yani mesela Musa’nın kafasının içinde şöyle şeyler mi resmigeçit yapıyordur: Giderim İzmir’e, dayıoğlunu bulurum, bir hafta içinde,