Etiket: Ümit Kıvanç

Düşmanca Bir Yakınma

Bereketli bir gün. Altlık T24’ten: Caretta caretta yavrularını denize siz taşırsanız, balıklara yem yaparsınız diyor. Şöyle oluyormuş, yavrular denize doğru sürünürken vücutlarındaki yumurta sarısı bağından kurtuluyor, kan ve besin kokusunu kaybediyorlarmış. Bu sayede de balıklara yem olma riskini minimum düzeye indiriyorlarmış. Ayrıca kasları çalıştığı için tıpkı bir sporcu gibi uzun yüzüş deneyimine hazırlanıyorlarmış.  Ay ama

Başakşehir ve Şehir

Başakşehir’e bakarken, ne olmuş olduğuna odaklanılabilir. İstanbul’un orasına burasına serpiştirilmiş olan, kendilerine sorarsanız İslami hassasiyetleri yüksek insanlar bir araya gelmişler. Kendilerini iyi hissettikleri bir getto kurmuşlar. Hayatlarını ve çocuklarını zararlı gördükleri şeylerden sakınarak, yaşayıp gidiyorlar. Başakşehir’e bakarken ne olmuş olduğundan ziyade, ne oluyor olduğuna da odaklanılabilir. Kendilerini andırmayan insanlarla temasları azaldığında bu insanlara ne olur?

İntihar

Ekşi Sözlük’te, hekim olduğu anlaşılan bir yazar, benim için “intihar hakkında yazsa da adem-i merkeziyetçiliğinin sınırlarını öğrensek” demiş. Derde deva olacağını zannetmesem de, boğucu ve manasız gündemin dışına kendimizi atmak için bir vesile olarak değerlendireyim bu meydan okumayı. İntihar hakkında yazamam. Çünkü intihar, bence, ancak felsefenin konusu olabilir. Ben ise felsefe ile kısa süreli beraberliğimi

Meselemiz Narsisizm mi?

Ümit Kıvanç P24’te Barbel Wardetzki’nin kitabından yola çıkarak üç yazı kaleme aldı (bağlantı sonuncu yazıya ait, oradan, öncekilere ulaşılabilir). Kitaptan çok etkilenmiş görünüyor, en azından günümüzü anlamak için çok işe yarar bulduğunu söyleyebiliriz. Yaptığı alıntılarda öyle etkileyici bir yan bulamadım. Belki de entelektüel dürüstlük adına mütemadiyen alıntı yapması, aksi halde son derece baştan çıkarıcı olan

Medar-ı Maişet Motoru

Ümit Kıvanç P24’te demiş ki, 6 Mayıs öğleden sonrası için… “Ruh hali, hava, moral durumu kısacık sürede dönüştü, tersine döndü ve ‘şöyle mi yapıyoruz böyle mi?’ diye konuşan bir koordine muhalefet hareketi potansiyeli doğdu. Burada, doğru zamanlama ile doğru mesaj ve duyguyu verebilen yeni lider İmamoğlu’nun ateşleyiciliği kadar, muktedir tek adamın attığı son adımın ve

Müşkül

Kaosu bilimin bir nesnesi olarak ele alan çalışmaların hikâyesini anlatan hemen herkes, anlatısına, Lorenz’in meteorolojik tahmin çalışmalarıyla başlar. O çalışmalar bize garip çekiciler (strange attractor) kavramını hediye etti. Daha önce âlemin iki tür çekicisi olduğunu varsayıyorduk. Birincisi… Çukur bir kabın içindeki bir bilyeye kuvvet uygularsanız, uyguladığınız kuvvete uygun bir biçimde hareket eder, bir yörünge çizer

Kantarın Tartmadığı

Güneş, çevresinde dönen bütün gezegenlerden olağanüstü büyüktür. Dolayısıyla biz, Satürn’ün dünyaya uyguladığı çekim kuvvetini ihmal ederek dünyanın yörüngesi hakkında tahminlerde bulunabiliriz ve tahminlerimiz iş görecek kadar hassas olur. Tahminlerimizin pek hassas olması, Satürn’ün dünyaya, dünyanın Satürn’e kuvvet uygulamadığı manasına gelmez. Uygularlar. E o vakit Satürn’ün uyguladığı kuvveti de hesaba katsak? Katamayız. Matematiğimiz müsait değil. İki

Kayık

Hepten mi aptal bu Cleolar? Kendilerini istismar eden şımarık, üst-orta sınıfa mensup patronları ile değil de, Cleoları düşünen, onların iyiliğini isteyen Cuaronlar, Zizekler, Ümit Kıvançlar, benim gibiler ile neden dövüşüyorlar? Düşmanlarını, dostlarını ayırt etmekte neden bu kadar beceriksizler? Eh, bu soruları sorabilmek için, dünyanın bizim varsaydığımız biçimde bölünmüş olduğunu kabul etmek gerekir. Biz dünyanın sömürenler/sömürülenler

Bence de Yeniden Düşünmeli

Geçen gün dedim ki mealen, “Biz genellikle heuristiclerle karar veririz ama Aydınlanma aklı bize hesap yapmayı emreder. Yaşlanıyorum herhalde. Eski defterleri karıştırmaya başladım. Turing Testinden söz etmemişim burada, heuristiclerden söz etmemişim ve… Meğer bricoleur kavramından da söz etmemişim —hepsi de bir vakitler favori kavramlarımdı. Devam etmeden hatırlatayım, beni ilgilendiren şey kişi veya toplulukların niyetleri değil, metotları

Diken

Mardinli Musa, zaten pek de geçindirmeyen işini artık sürdüremeyeceğini —çok gecikmiş olarak— idrak ettiğinde, bir yandan da annesi ile karısının arasında sıkışmışlığın iyice bunalttığı şartlarda, dengi toplayıp İzmir yollarına düşerken… Ümitli miydi? Ümitli midir sizce? Ümit ne demek? Yani mesela Musa’nın kafasının içinde şöyle şeyler mi resmigeçit yapıyordur: Giderim İzmir’e, dayıoğlunu bulurum, bir hafta içinde,