Geçende, Netflix dizilerinden Easy adlı bir diziyi seyrettim. Dünkü uzun girişe, bu diziden söz etmek için ihtiyaç duydum. Chicago’da yaşayan, çoğunluğu orta sınıfa mensup, şehirli —tam da benim şehirli/kasabalı dikotomimde kastettiğim manada şehirli— bir takım insanların etrafında şekillenen, birbirinden bağımsız, sıradan olaylar… Sıradan insanlar, sıradan olaylar. Kahramanlar yok, anti-kahramanlar yok. “Olacak olan” neyse onun olması
Sinemaya ilk defa yedi yaşımda, annemin yanında gittim. Kadınlar matinesine… Türkan Şoray’ın oynadığı bir filmdi. Günün popüler şarkılarından biri, senaryo sayılabilecek şeyin omurgasıydı. Sevmemiştim. Sinemayı, Türkan Şoray’ı, abartılı oyunculuğunu, salondaki kadınların onunla birlikte kendilerinden geçip ağlamalarını… Sevmemiştim. Sonra uzun yıllar sinema benim için, kardeşlerime ve/veya yeğenlerime nezaret etmek için katlandığım bir şey oldu. Onları çocuk
“İmanlı Türk’ün yüz yıldır beklenen şahlanışını Afrin’den başlatması karşısında gâvurlar fena halde telaşa kapıldı. Bir işe yaramayacağını bilmiyorlar ama… Çaresizlik içinde, bütün gazete ve televizyonlarında Afrin hakkında yalan yanlış haberlerle dünya kamuoyunu kışkırtıyorlar. Dünyanın dört bir yanında gazetelerin manşetleri, televizyon kanallarının haber bültenlerinin ilk dakikaları, Afrin hakkında dezenformasyon amacıyla rezerve edilmiş durumda. Birleşmiş Milletleri bizi
Sakin olmalıyım… CHP İzmir Milletvekili Musa Çam, Meclis kürsüsünden, “Anadolu’da derler, öpeceğin surata tükürme, Erdoğan vaktinde şimdiki kankası Bahçeli’ye ‘zürriyetsiz’ dediydi”, mealinde bir konuşma yapmış. Nazikçe… Salondaki AKP’li ve MHP’li “şeyler”, yani o konuşmada adı geçen Erdoğan ve Bahçeli’nin “şeyleri”, sıra kapaklarına vurarak, hakaret ederek, Çam’ı susturmaya çalışmışlar. Başkanvekili olan “şey”, “ama olmaz ki, şahsiyete
İtalyan bilim insanları ispatlamış ki “hayat gerçekten de adil değil” (https://www.gazeteduvar.com.tr/hayat/2018/03/13/bilim-ispatladi-hayat-gercekten-de-adil-degil/). Bilim insanları böyle tuhaf insanlar —sahiden bilim insanı olanları, “bilim insanı” sıfatını hak edenleri kast ediyorum, “şans eseri” akademik unvan almış, bilim insanıymış gibi muamele görenleri değil. Tuhaflar, çünkü apaçık görünen bir şeyi bile ispatlamaya çalışırlar. Hayatın gerçekten de adil olmadığı, hak edenin kazanmadığı
Yıldıray Oğur’a bir şeyler oldu, eğlenceli —ve aslında eğlenceli olmaktan fazlası, derde deva— yazılar yazıyor Serbestiyet’te… Sayesinde öğrendim ki bir Danimarkalı polisin Iraklı bir mülteci küçük kızla oyun oynarken çekilmiş bir fotoğrafı üzerinden büyük bir cenk daha gerçekleşmiş (http://serbestiyet.com/yazarlar/yildiray-ogur/butun-batililar-ikiyuzlu-ve-kotu-mu-845762). Oğur yazısını “keşke bu kadar basit bir düzlemde konuşmak zorunda kalmamış olsaydık” diye bitirmiş. Keşke… Böyle
Roosevelt’in Amerika’sında Amerikalılar kendilerine “biz” diyorlardı, Avrupalılardan, Meksikalılardan farklarını işaret etmek için. Amerikalı kömür kartelinin sahipleri ve üst düzey yöneticileri de, üç otuz paraya günde on iki saat çalışan işçileri de… Kartelciler ayrıca kendilerine “biz” diyorlardı ve kömür işçileri de bir başka “biz” oluşturuyordu. Roosevelt de Amerikalılara “Amerikalı” diyordu. Ama kendi şahsi ikbali, kartelcilerden çok
İşittiğimde bütün tüylerimi diken diken eden laflardan biri “kendim için bir şey istiyorsam namerdim” lafı. Kestirmeden söyleyeyim, herkes, hep, kendisi için bir şeyler ister. İstemelidir de ayrıca… Diyelim genç bir insansınız ve henüz kendinize uygun bir eş bulamadınız. Eğer o yaşları geçmiş iseniz bile herhalde kolaylıkla hatırlayabilirsiniz ki, o yaşlardaki birinin temel önceliği kendine yakıştırabileceği
Çok değil, mesela yirmi yıl önce, mesela “yarın maça gider miyiz” dediğimde “inşallah” cevabı almak sıradan bir şeydi. İnşallah! Yani? Allah isterse. O “inşallah”ların çoğunluğu, “ben kararımı verdim ama yarın yine güneş doğar mı, doğarsa ben görür müyüm, sen görür müsün, bakalım maç yapılabilecek mi” türünden, âlemin belirlenemezliğini hatırlama ve hatırlatma işiydi. Ama sadece o
Erdoğan’ı ilk yapılacak seçimde Saray’a taşımak lazım, malum. Bunun için de yüzde elli artı bir lazım en azından. E ama terazi tartmıyor, kantar çekmiyor, ne yapmalı? Şuradan biraz daha ağırlık koyalım. Ah, az kaldı ama yetmedi. Şurada da birkaç dirhem olacaktı… Filan. Erdoğan ve çetesinin yaptıklarına, karşısındakilerin de dediklerine bakılırsa, her iki taraf da benzer