Yıllar öncesinden beri, neden ve niçin soru zamirlerinin birbirlerinden farklı olduklarından yola çıkan birkaç yazı yazdım. Bu iki zarfın arasındaki farkı önemsiyorum. Mehmet Y. Yılmaz, Erdoğan’ın bize reva gördüğü muamelelerin sebebini araştırırken “Erdoğan bunu niye yaptı” diye sormuş. Eh, aynı şeyi soruyormuş gibi görünen bir başka zamir. Ama benim kafamdaki tasnifi çok da değiştirmedi. Bir
Avukat bir kadın twitter hesabından paylaşmış: “Yıllar önce 21 yaşında çarşaflı bir kadına barodan avukat olarak görevlendirilmiştim. Buradaki çarşaf vurgusu tamamen bağlı bulunduğu tarikatle ilgilidir ve kesinlikle ayrımcılık içermemektedir. Yanlış anlaşılmak istemem. Kadın 8,5 aylık hamileydi. Kadının eşi bir camide imamdı ve hamile olduğu halde kadını tekmeleyerek dövmüştü. 20 aylık büyük kızını da annesinden koparmış
Ege Cansen Davos hakkında yazdığı yazıya başlık ararken hayranlaşma diye bir kelime icat etmiş. Aklına sağlık. Önce Cansen’in de eğlendiği hale bakalım. Mesela Singapur’da yapılacak Davos toplantısının davetini üstlenen Prens Charles ne demiş? Pandemi sonrası ekonomik düzen dayanıklı, eşitlikçi ve sürdürülebilir olmalıymış. “Yok, dayanıksız olsun” veya “eşitlikçi olmasın” veya “sürdürülemez olsun” diyenlere karşı nasıl müthiş
Avrupa saraylarında da bol miktarda kadın vardı. Muktedirin/varlıklının cinsel hayatı tebaanın cinsel hayatı ile kıyaslanmayacak kadar çeşitli idi —üstelik muktedir genellikle erkek olsa da, kadın olduğu nadir durumlarda da kural değişmiyordu. Mevzuu Roma saraylarından biliyoruz. Muhtemelen bu bir Avrupa icadı da değildi, Cengiz’den biliyoruz. Filan. Avrupa’da savaşı kazanan, kaybedeninin her şeyine, ama öncelikle de kadınlarına
Hani irtifaya veya rakıma referans olarak deniz seviyesi kullanılır ya, benim açımdan Gökçek öyle bir referans idi. Limit değer. Bir nevi, aşılamazlık seviyesi. Politik sahnedeki oyunculara bakıyor ve Gökçek’e kıyasla münasip bir basamağa yerleştiriyordum. Özlem Zengin adındaki şeyle müşerref olunca, dedim ki kendi kendime, bütün kararları bir tek şahıs verince, işte böyle hatalar oluyor. Gökçek’in
Sanık sandalyesine oturtmaya çalıştığım kesimler hakkında fazlasıyla müsamahasız olduğum hissine kapılabilirsiniz. Öyle olmadığını iddia edecek, bunu da memleketin medya düzeni ile örneklendirecektim. Alper Görmüş, muhalefetin operasyon görünümlü Gara trajedisine gösterdiği reaksiyona altlık olsun diye 90’ların medya düzeninden bir hatıra paylaşmış. İlaç gibi geldi. Bence okumalısınız. Neymiş? Devletin musluklarına yanaşık parselleri kapmış olanlar akla sığmaz şımarıklıkları
Vefatının ardından, Doğan Cüceloğlu’na ait olduğu iddia edilen metinlerin bombardımanına maruz kaldık hep birlikte. İkisinin frekansı özellikle çok yüksek. Birisinde, sahnedeyken yere ekmek parçası koymuş da, o ekmeğe basana para ödülü vadetmiş. Kimse basmamış, Cüceloğlu da “işte değerler eğitimi budur” demiş. Ama efendim, ekmeğe basmayan insanlar nasıl olup da bu kadar kolay yalan söyleyebiliyorlar, yalan
Mahçupyan yine ibretlik bir yazı yazmış ve “Eğer gerçek bir ‘muhalefet’ üretilecekse, aktörlerin bunu kendi kalıplarını aşarak, olayın ciddiyetinin gerektirdiği emek ve özveriyi ortaya koyarak göstermesi gerekecek” demiş. Ben de “gerçek bir muhalefet” mevzuuna geleceğim de… Yazının başında Tip I ve Tip II hatalar hakkında sıklıkla müracaat edilen bir misalle bilgilendiriliyoruz. Altı milyon yıl önceye,
Şehir, kendisine dair gösterişli planlar yapanların planları doğrultusunda değişmez. Planlar yapılır ama şehrin halini belirleyen, kimi zayıf kimi daha güçlü kimi çok güçlü aktörlerin gündelik tercih ve eylemleri olur. Şurada bir parseli ele geçiren bir güçlü müteahhit devasa bir iş merkezi projesi gerçekleştirir, yanındaki yamacındaki parsellerin üzerindeki gerilimler değişir. Uyanığın biri, bir fastfood restoranı açmak
Adam McKay’in 2015 tarihli The Big Short filmini ancak izledim. İyi film, eğlenceli bir tekniği var. Ama pek bir şey öğrenmedim, çünkü az çok biliyordum işlerin nasıl yürüdüğünü. Arkasına devleti almış bir sahtekârlar zümresi, kimi bankacı, kimi medya mensubu, öteki güya bağımsız denetçi, beriki güya toplumu temsil eden hukukçu… “Arkasına devleti almış” mı dedim, dilim