Birinci Yol

Bir esnaf düşünün, tek oğlunun da esnaf olmasını, kendi işini devralmasını, geliştirmesini hayal ediyor, oğluna bu istikamette telkinde bulunuyor. Bir de komşusu esnaf var, onun da tek oğlu var. O ise oğlunun okuyup mühendis olmasını hayal ediyor, bu yönde telkinde bulunuyor. Oğlunun mühendis olabilmesi için kendisinin üstüne düşen neyse onu tespit etmeye ve yapmaya gayret

N’olacak Bu ABD’nin Hali?

ABD’de Trump diye bir adam seçiliyor, kıyamet tellalları başlıyor, “biz diyorduk ‘insan kötü’ diye, inanmıyordunuz, demokratik değerler ancak bizim mensup olduğumuz küçük bir azınlığın geliştirdiği, sahip çıktığı, kırılgan değerler, yığınlar berbat, dünya da medeniyet de onlara bırakılamaz” filan diye. Fotoğrafa bakıyorlar, aynı ABD’de daha önce Obama’nın iki defa üst üste seçilmiş olmasını filan umursamıyorlar, ellerindeki

Bahçemiz Bile Yok

Aslı Biçen’in Duvar’daki yazısı çok şey söylemeye imkân sağlıyor. Hepsini herhalde söyleyemem ama birazı bile bir şeydir herhalde. Batı’da bir şey görmüşüz, beğenmişiz —Biçen’in yazısındaki misalimiz güzel bahçeler. İlk reaksiyonumuz, bilgisayarların dilimize soktuğu terimle default reaksiyonumuz, “bizde yoktur, olmamıştır.” İlk anda aklıma geliveren birkaç soruyu sıralayıvereyim: Default değerleri “bizde olmamıştır, yoktur” olan bir özne olarak

İçimi Dökmek

Daha önce başka vesilelerle söz etmiştim, Denizli’de tribünleri sahadan ayıran tel örgüler kaldırıldıktan sonra sahaya tecavüz yaşanmamıştı. Bu da Denizli seyircisinin olgunluğu olarak övülmüştü. Bense “her yerden kaldırın tel örgüleri, herkes Denizli seyircisi gibi davranacak” demiştim. (Bir daha belirtmeden geçemeyeceğim. “İşte Türk futbol seyircisi, bizim kültürümüz, bizim insanımız bu” minvalinde geveleyenler, tel örgülerin kaldırılmasından sonra

Hak

Mutlaka işittiniz, geçenlerde bilgisayar oyunları üreten bir Türk firması —Peak— 1,8 milyar dolara el değiştirdi. Teferruatı es geçersek, kaba değerlerle kaba bir hesap yaparsak, yaklaşık yüz kişinin çalıştığı bir firma, diyelim on yılda, demek ki bin insan-yıllık emeğin neticesinde, 1,8 milyar dolarlık bir değer üretmiş. Demek ki bir insan-yıllık emeğin artı değerinin, kabaca, 1,8 milyon

Gönderme

Aha, “nedir la bu sol” diye eşinip dururken, beklenmedik bir yerden, Besim Dellaloğlu’’dan beklenmedik bir yardım geldi. Ben sizi onunla baş başa bırakayım. Ama önce… Dellaloğlu’ya da bir çift lafım var —o bunu görmeyecek olsa da… Solcu aydını krizde olan, öyle görünüyor ki, sadece Türkiye veya sadece modernleşme toplumları değil. E evet, Türkiye’nin solcu aydınını

Dertleşme

Celal’le yaptığımız videoların sonuncusunun altına, Ali Dikkat adlı bir izleyici “Hoca odtü zamanlarında günyüzüne çıkan hasletlerini köreltememiş” diye yorum yapmış. Ne kastettiğini tamamen yanlış anlamış olabilirim ama ODTÜ ile sosyalistlik arasında bir korelasyon kurduğunu, “temel gelir haktır” dediğimde de o ODTÜ’lülüğün bende depreştiğini düşündüğünü vehmettim. Eğer ben yanlış anlamamışsam, bizi izleyen Sayın Dikkat beni tamamen

Epikür Neden Mutlu Oldu?

“ABD’de kan gövdeyi götürüyor, pandemide ikinci dalga gelecek mi kaygısı bir yanda, ekonomik kriz ilmeği boynumuza geçirmiş sehpanın ne zaman tekmeleneceğini bekliyoruz, Epikür nereden çıktı şimdi” demeyin. Pandemiden önce de işler yolunda değildi, “acaba ilacı Epikür’ün formüllerinden türetebilir miyiz” diye finansman arayışına çıkmış olanlar vardı. Pandemiye gösterilen aşırı reaksiyon, bir manada, Epikür’ün telkinlerini hemen hepimize

Fil

Tablonun ortasında bir beyaz polis var. Ümit Kıvanç onu şöyle tarif etmiş: “İri kıyım George Floyd’u yere yatırmış, diziyle boynuna basan, eli cebinde, evet, cebinde!, bir insanı bu şekilde işkence ederek öldürürken en ufak rahatsızlık duymadığı belli olan, aksine, hep aradığı fırsatı bulmuş birine özgü memnuniyeti derisinin bütün gözeneklerinden havaya saçan, öyle ki, o saçılanların

Boyun Eğme, Eğdirme

Kendilerine solcu diyenlerin sol derken nasıl bir şeyden söz ettiklerini tarif etmeye çalışıyordum. Onların yapıp ettiklerinin benim zihnimde oluşturduğu failin bir robot resmini çıkarmaya yani. Gazete Duvar’da Mücahit Bilici’nin “Sol nedir, sağ nedir?” başlıklı bir yazısını görünce duyduğum hevesi tahmin edebilirsiniz yani. Ama o heves çok kısa sürdü. Muhayyel bir dünyanın solu ve sağı üzerine,