Gılgamış Destanında Şamhat’ın Enkidu’yu baştan çıkarıp altı gün yedi gece boyunca sevişerek insana dönüştürmesi, iki farklı netice doğuruyor gibi görünüyormuş. Birinde Enkidu şehre, Uruk’a gelip, Gılgamış’a meydan okuyor, onunla güreşiyor ve sonunda dost oluyorlarmış. Bir başka versiyonda ise altı gün yedi gecelik sevişme sonrasında Enkidu şehre geliyor ve… Şehirli oluyormuş. Esasen derdim şu şehirli olma
İmam Binali Yıldırım için dua etmiş, cemaate “âmin” dedirtmiş. AKP’ye oy veregeldiğini bildiğim birkaç kişiyle sohbet ettim. Lafı mevzua getirdim, mevzuu nasıl anladıklarını, nasıl meşrulaştırdıklarını anlamaya çalıştım. İmamın tutumunu meşrulaştırmak için fazla çabaya, cambazlığa ihtiyaçları yok gibi görünüyordu. Camiye gidenler zaten onlardı. Duaya inananlar da zaten onlardı. Yıldırım’ın kazanmasını istediklerine göre… Camiye gitmeyenlere ne oluyordu?
Diken’de yazdığı yazı Murat Sevinç’i kesmemiş, mevzua Duvar’da devam etmiş. Bence iyi etmiş. Yazıların ikisini de okumalısınız diye düşünüyorum. Ancak… Sevinç’in —muhtemelen sepetlendiği işine duyduğu saygı yüzünden— eğitime, eğitim gibi eğitime ziyadesiyle mana yüklediği kanaatindeyim. Hak etmediği kadar mana… Mesele eğitimden, eğitimsizlikten, eğitimde kalite düşüklüğünden, eğitimin devletin bir ideolojik aygıtına indirgenmiş olmasından kaynaklanmıyor. “Eğitimi ihmal
Kaosu bilimin bir nesnesi olarak ele alan çalışmaların hikâyesini anlatan hemen herkes, anlatısına, Lorenz’in meteorolojik tahmin çalışmalarıyla başlar. O çalışmalar bize garip çekiciler (strange attractor) kavramını hediye etti. Daha önce âlemin iki tür çekicisi olduğunu varsayıyorduk. Birincisi… Çukur bir kabın içindeki bir bilyeye kuvvet uygularsanız, uyguladığınız kuvvete uygun bir biçimde hareket eder, bir yörünge çizer
Dinçer Demirkent geçen gün Gazete Duvar’da “Yazıda açıklamaya çalışacağım iddiayı başta söyleyeyim” diyerek söylemiş: “Yüz yıl dönümünde Türkiye’nin kurucu çelişkilerine ilişkin bir tartışmayı başlatmak ve bunu ülkenin geleceğine ilişkin kurucu bir perspektif ile yapmak, mevcut siyasal ve anayasal boşluk üzerinde gerçek bir siyasal hat oluşturmanın koşuludur. Bugünün siyasetsiz, tartışmasız, Erdoğan’ın belirlediği gündemler içinde salınan, özneleşemeyen
Ümit Akçay Duvar’daki yazısında fırtınaya hazır olun diyor. Elinizden bir şey geliyorsa, bence de hazır olmanızda fayda var —hazır olabiliyorsanız. Yazının tamamı kıymetli ama benim açımdan —beni teyit ettikleri için— iki nokta öne çıkıyor. *** Birincisi, 2008 krizinin üzerinden on yılı aşkın süre geçtiği halde, bu süre içinde defaatle krizin nihayet aşıldığı öne sürüldüğü halde,
“Enflasyonla Topyekûn Mücadele” deyip esnafa ve sanayiciye “fiyatları yüzde on düşürün n’olur, hiç değilse yılbaşına kadar” diye yalvardıklarında, kendi kendime “yılbaşından sonrasına dair ne gibi bir hesapları var acaba” diye düşünmüştüm. Kendi kendime düşündüğümü, fıtratım icabı, sağda solda da paylaşmıştım. Bir tuhaflık vardı, yılbaşından üç ay sonra seçim vardı ve 2018 sonunda pir aşkına baskılanan
Aydınlanma aklına ilham olan Newton fiziği iyiydi. Platon’un dünya kavrayışı gibi iyi. Basit, evrensel, deterministik, çizgisel (sequential), lineer, sürekli (continuous) ve saire… Her ikisinin de belki bir tek kusuru var, âlem Newton fiziğinin ve Platonik kavrayışın ima ettiği gibi değil. Newton’un çağdaşları, Newton’un fiziğinde ufak tefek düzeltmeler yaptılar. Onu rafine ederlerken, esasen, âlemin sırrının Newton
Güneş, çevresinde dönen bütün gezegenlerden olağanüstü büyüktür. Dolayısıyla biz, Satürn’ün dünyaya uyguladığı çekim kuvvetini ihmal ederek dünyanın yörüngesi hakkında tahminlerde bulunabiliriz ve tahminlerimiz iş görecek kadar hassas olur. Tahminlerimizin pek hassas olması, Satürn’ün dünyaya, dünyanın Satürn’e kuvvet uygulamadığı manasına gelmez. Uygularlar. E o vakit Satürn’ün uyguladığı kuvveti de hesaba katsak? Katamayız. Matematiğimiz müsait değil. İki
Lisede şair ruhlu bir arkadaşım —diyelim Hasan— bir gün, “ya Ayşe’ye bayılıyorum” dedi, durakladı, “ama…” diye ekledi: “Onun da tuvalete gittiğini düşününce…” Anladınız… Fena halde âşık olduğum oldu. Daha sonra evleneceğim kadına âşık olduğumda, onun kölesi olmayı bile bir imtiyaz olarak hissettiğim de oldu. Ama öyle hissettiğim anlarda bile “ama o da dışkılıyor” filan gibi