Cleolar ve Biz

Zizek, Roma filmini eleştirmenlerin yanlış okuduğunu iddia etmiş. Önce… Filmi yarısına kadar izleyebildim. Herhalde aldığı övgüyü hak edecek bir filmdir ama benim ruh durumuma denk düşmedi. Yine de, karakterler ve temsil ettikleri şeyler hakkında Zizek’in sözünü ettiği şeyleri anlayabilecek kadar izlemişim. Önce sahneyi kuralım. Meksika’da üst-orta sınıf bir aile ve onların hizmetinde olan, neredeyse ailenin

Geçmişi Yitirmek

Bir nesil Godot’yu bekledi. Godot gelmedi. Hiç hesapta olmayan sayısız misafir geldi, kimisi kaldı, kimisi gitti. Bizim nesil Godot’yu beklemeye devam ediyor. Olur a, “gelecekse Godot gelsin, başkası umurumda değil” diyebilir insan. Ama “Godot gelmedi, demek ki kimse gelmedi, her gün bir öncekinin aynı” denince… Orada devreler karışıyor. “21. Yüzyıl, 20. Yüzyılın HD versiyonlu, internet

Bandersnatch

Geçtiğimiz hafta, muhtemelen haberdar oldunuz, interaktif bir film gösterime girdi, Black Mirror Bandersnatch. İnteraktif, yani filmin akışında sizin de, seyirci olarak, dahliniz var. Teknoloji uzun süredir müsaitti. Dolayısıyla daha önce başka örnekleri de üretilmiştir diye düşünüyordum ama edebiyatta ve bilgisayar oyunlarda daha önce uygulanmış olan teknolojinin, doğru bilgilendirildiysem, sinemadaki ilk denemesiymiş. Böyle bir teknolojinin ilk

CHP ve “Biz”

Pazarlama iletişiminde —konunun uzmanları beni bağışlasın— mesele sizinle —yani müşteri ile— ürün arasında bir bağ kurmaktır. Diyelim filanca marka yoğurdun iletişimini yapıyorsanız, bir ihtimal önce yoğurt tüketimini özendiren ve sonra da filanca markaya bir kıymet yüklemenizi sağlayan şeyler gerekir. Mesele siz ve size satılmak istenen yoğurt arasındadır. Siyasal iletişimde işler öyle değil. Siyasal iletişimin hedefleri

Aşina Yılbaşı Gündemi

Dinlerin her biri birer protokoldür. Ian Morris’in uzun insanlık tarihine kuşbakışı baktığı Why the West Rules – For Now adlı kitabında berraklıkla dile getirdiği gibi, insanlığa beklenmeyecek kadar büyük sıçramalar gerçekleştirme imkânı sağlamış, evrenselleştirici ilk protokollerdir. Harari de az çok aynı şeyi —çok daha zayıf bir dille de olsa— söylüyor. Protokoller, birbirleriyle teması olmayan insanları

Postal

Meselenin basit arızalardan ibaret olmayıp protokollerin çökmesinden kaynaklandığını anladığımızda, anlayanlarımızın biri —veya bir kaçı bir araya gelerek— problemlerimizi çözebilecek mi? Elbette hayır. Protokollerin tanımı icabı hayır. Dünkü metafora dönecek olursak, 220 volt üzerinde mutabakat sağlanmış bir sistemde, şurada üretilen ve satın aldığınız bir cihaz 110 voltta çalışacak biçimde tasarlanmış, bu arada filanca sokağa 300 volt

Protokol

Önce basit tespiti yapalım: Problem, gerçekleşen ile gerçekleşmesi beklenen arasındaki farktır. Kapıyı açtınız, elektrik düğmesine bastınız, ampuller yanmıyorsa… Problem var. Problemin, bir problemimiz olduğunun farkına varmak bir şey, problemin ne olduğunu anlamak bambaşka bir şey. Siz düğmeye bastığınızda beklediğiniz olmuyorsa… Bütün ülkenin elektrik dağıtım şebekesi çökmüş olabilir mesela. Üstelik o durumda bile birçok farklı sebep

Tokyo’dan Akra’ya

En az yirmi yıldır “dünya bir faz değişim döneminde” diyorum. Birileri de “en az yirmi yıldır ‘faz değişim safhasındayız’ deyip duruyorsun” diyorlar. Evet öyle. Sosyal fazların birinden bir diğerine geçmek, insan ömrüne kıyasla uzun sürüyor. On beş yıl kadar önce —Marks ve Engels’in “katı olan her şey buharlaşıyor” ifadesine gönderme babından— “buhar olan her şey

Zehir

17-18 yaşlarında olmalıyım. Ankara Kızılay’daki Gökdelen’in zemin katındaki postanenin gişesinin önünde sıra bekliyorum. Önümdekinin önündeki işini bitirdi, ayrıldı. Gişedeki memur sıradaki kavruk adama baktı, kafasını kaldırıp bana “buyurun” dedi. Şaşırdım, “sıra beyefendide” dedim. Memur “kuyruk uzun, ne istiyorsun söyle” diye üsteledi. Normal şartlar altında —yani mesai saatleri dâhilinde— pek o kadar sabırlı değilim, saygısızlığa orantılı

Orantısızlık

Çocukken babası —artık koltukaltından mı, ellerinden mi hatırlamıyoruz— adamı askıya asmış. Size babanız benzer muamelede bulundu mu, bilmem. Ben yaşamadım öyle şeyler. Dolayısıyla da “böylelikle de filanca fena davranıştan kurtuldum” diyebileceğim bir şey yok hayatımda. Dolayısıyla da… Tahmin ettiğiniz gibi, muhtelif fena huylarım, fena alışkanlıklarım berdevam. Ağzımı doldura doldura küfür etmekten imtina etmem mesela. Mesele