Endüstri Mühendisliğinin taşıyıcı sütunlarının belki de en mühimi Yöneylem Araştırmasıdır (Operations Research – OR). Mezkûr disiplinin esas derdi en iyi seçeneği, eğer muhtelif sebeplerle o tespit edilemiyorsa makul bir seçeneği tespit etmektir. OR kitaplarında —bütün disiplinlerin ders kitaplarının hepsinde olduğu gibi— veri probleminiz yoktur. Filanca ürünün maliyeti, falanca deponun kirası, A ve B noktaları arasındaki
Daha önce mutlaka söz etmiş olmalıyım, Frank Close’un Lucifer’s Legacy —The Meaning of Asymmetry (Şeytanın Mirası — Asimetrinin Manası diye çevrilebilir herhalde) adlı bir kitabı var. Müthiş misallerle dolu, müthiş ufuk açıcı bir kitap. Türkçeye çevrildiyse haberim olmadı. Bahsi geçen kitabı okumadan önce de Platon’la, simetriyle, bu kavramların muhtelif türevleriyle ilişkimi çoktan dondurmuştum, kavgalıydım. Ama
Her birimiz, her an, sayısız tehdide maruz kalıyoruz. Yabancı organizmalar muhtelif yollarla vücudumuza giriyor. Dertleri bizi öldürmek filan değil —zaten bizim hakkımızda bir fikirleri bile yok. Kendi hayatta kalma mücadelelerini veriyorlar. Ama bizim sağlığımız için tehdit oluşturuyorlar. Durmaksızın tekrarlanan olağan süreçlerde —mesela hücre kopyalamaların birçoğunda— hatalı işlem gerçekleşiyor. İlerlerse kansere yol açabilecek bir süreç başlıyor.
Eskiden, memleketin gazeteye biraz da olsa benzer bir şeyleri var iken, gazete dağıtım şirketlerinden birinin Eskişehir’deki sisteminin bilgisayarlaştırılması işini yapmıştım. Neticede bir yığın farklı gazete ve dergi var. Şehirde de bir yığın gazete dağıtım noktası —büfeler, bakkallar ve saire— var. Hangi noktaya hangi gazeteden ne kadar yollayacağınıza karar vereceksiniz. Eğer bir noktada A gazetesinin talebi
“Her şeyi gördük” deyip duruyorum ama pazar ve market fiyatlarına tepeden, bu kadar aleni müdahaleyi görmemiştim/görmemiştik. Fiyatlar yüksek mi? Yüksek. Uzun süredir görmediğimiz bir hızla, gemlerinden boşanmış gibi yükseliyor mu? Yükseliyor. Daha önce başka iktidarlar döneminde de benzer yükselişler vuku buldu mu? Buldu. O iktidarlar da fiyatlardaki tırmanmadan mustarip oldular mı? Oldular. Ama böyle marketlerde
Murat Belge T24’te İngiliz arkadaşıyla yaptığı sohbet üzerinden, Brexit meselesinin İngiltere’yi nasıl böldüğünü anlatmış. Mesuliyeti de popülist politikacılara yıkmış: “Popülizmin uyguladığı yöntem, uygulayanın kazanmasına ne kadar yardımcı oluyorsa, yani ne kadar başarılıysa, toplumun bölünmesini de o kadar başarıyla gerçekleştiriyor.” Bence meseleyi böyle formüle etmekte iki sıkıntı var. Birincisi, Brexit meselesi İngiltere’yi —veya diğer meseleler mesela
Sevilay Çelenk Gazete Duvar’da, erkekler hakkında yine atıp tutmuş. Tuhaf kelimeler icat edip “ay ama okuduğunuzu da anlamıyorsunuz ki, ben zehirli erkeklikten söz ettim” filan diye yine, hep olduğu gibi, üste çıkabilir. Ama yazının başlığında “erkekler” diyor yani… Meseleyi muhtemelen biliyorsunuz —ben Çelenk’in yazısından öğrendim— Gilette bir reklam yapmış, erkekleri efendi olmaya davet etmiş. Egard
Mahalli seçimlere iki ay kaldı. Günün mana ve ehemmiyetine uygun olarak, kısa bir değerlendirme yapmakta fayda var. Görünen o ki, muhalefet cephesinde yine, yeniden bir iyimserlik peyda oldu. İyimserlik iyidir, nasıl —hangi malzemeden— imal ediliyor olduğu hakkında bir fikrim olmasa da, iyimserliğin imal ediliyor olmasından memnunum yani. Ama… Eğer iktidar cenahının dağınıklığından kaynaklanıyorsa bu iyimserlik,
Benim açımdan eşitlik, herkesin kendi kayığı olmasından ibaret. Tepesinin tası atan, kayığına binip… Artık neyi göze alabiliyor, neye gücü yetiyorsa… O da nadiren olan bir şey. İnsanların çok büyük çoğunluğu, kayıklarına bir defa bile binmeden hayatlarını tamamladılar. Bundan sonra da öyle olacak. Küçük bir azınlık, çok küçük bir azınlık, kayıklarına binip, kıyı kıyı gidip, az
Hepten mi aptal bu Cleolar? Kendilerini istismar eden şımarık, üst-orta sınıfa mensup patronları ile değil de, Cleoları düşünen, onların iyiliğini isteyen Cuaronlar, Zizekler, Ümit Kıvançlar, benim gibiler ile neden dövüşüyorlar? Düşmanlarını, dostlarını ayırt etmekte neden bu kadar beceriksizler? Eh, bu soruları sorabilmek için, dünyanın bizim varsaydığımız biçimde bölünmüş olduğunu kabul etmek gerekir. Biz dünyanın sömürenler/sömürülenler