Tekrar olacak ama… Nietzsche Deccal’de “bir yanağına vururlarsa öbürünü uzat” telkini üzerinden Hıristiyanlığa yüklenir. Okurken öyle zannedersiniz ki, sahiden de “ben Hıristiyan’ım” diyenler bir yanaklarına vurulduğunda öbürünü uzatmışlar ve bu sünepelik yüzünden de… Öyle şeyler olmadı. İnsanlar “ben Hıristiyan’ım” demeyi sürdürdüler. Pazar ayinlerinde, huşu ve saygı içinde “bir yanağına vururlarsa öbürünü uzat” telkinlerini dinlediler. Bu
Geçen gün dedim ki mealen, “Biz genellikle heuristiclerle karar veririz ama Aydınlanma aklı bize hesap yapmayı emreder. Yaşlanıyorum herhalde. Eski defterleri karıştırmaya başladım. Turing Testinden söz etmemişim burada, heuristiclerden söz etmemişim ve… Meğer bricoleur kavramından da söz etmemişim —hepsi de bir vakitler favori kavramlarımdı. Devam etmeden hatırlatayım, beni ilgilendiren şey kişi veya toplulukların niyetleri değil, metotları
Daha önce de işaret etmiş olmalıyım… Yanlış hatırlamıyorsam “Annemi, Kız Kardeşimi, Erkek Kardeşimi Katleden Ben, Pierre Riviere”nin bir yerinde Foucault, kitabın ana akışı için bir mana taşımayan bir ayrıntı verir. 19. Yüzyıldayız. Fransa dünyanın ikinci büyük gücü ve en zengin ikinci ülkesi. O Fransa’da, bir ahşap masa ve biri kırık dört sandalyeden ibaret bir mirasın ciddi
Yıldıray Oğur 2004’teki hızlandırılmış tren kazasının soruşturmasının serencamı üzerinden, yerli ve milli iktidarımızın iş yapış tarzını özetlemiş (http://www.karar.com/yazarlar/yildiray-ogur/sorusturmanin-sonucu-tespit-edilememistir-8674). “Bunlar satılmış, gayrımilli, vatandaşın zamanına saygıları yok, biiiz, trenleri hızlandırırız bi güzel” deyip yola çıkarsın, tren raydan çıkınca üç beş garibana faturayı çıkarır… Mevcut iktidarımız, dünyayı Con Ahmet’in devridaim makinesi gibi görüyor. Trenlerin hızlandırılması, petrol bulunması, otomobil
Bahçeli, “dağdan kestim kereste / kuş besledim kafeste” makamındaki şairaneliği ile yine kükremiş ve nihayet demiş ki: Sarı yelek giyen çıplak yatmayı göze almalı (https://www.gazeteduvar.com.tr/politika/2018/12/12/bahceli-sari-yeleklilere-ozenen-bedelini-agir-oder/). Korktunuz mu? Bence korkmalısınız, korkmalıyız. İlköğretim dördüncü sınıf seviyesindeki Türkçe ve aritmetik bilgisiyle ve o seviye için bile son derece kifayetsiz olan insanlık bilgisiyle… Oturduğu koltuktan kalkmak zorunda kalırsa bir
Türkiye’de Gezi ve Fransa’da sarı yelekliler… ABD’de Trump’ı, Britanya’da Corbyn’i “ittiren” yığınlar… İçinde yaşadığımız dünya bize bir sağdan, bir soldan… Sağ ve sol deyince başka çağrışımlar giriyor devreye, bir oradan, bir buradan vuruyor gibi görünüyor. Birbirini hiç andırmayan kesimler, birbirini andıran metotlarla bir şeyler söylüyorlar. Nedir Gezi ile sarı yeleklilerin ortak paydası? Gezi’de direnenler ile
Mardinli Musa, zaten pek de geçindirmeyen işini artık sürdüremeyeceğini —çok gecikmiş olarak— idrak ettiğinde, bir yandan da annesi ile karısının arasında sıkışmışlığın iyice bunalttığı şartlarda, dengi toplayıp İzmir yollarına düşerken… Ümitli miydi? Ümitli midir sizce? Ümit ne demek? Yani mesela Musa’nın kafasının içinde şöyle şeyler mi resmigeçit yapıyordur: Giderim İzmir’e, dayıoğlunu bulurum, bir hafta içinde,
Şükrü Hanioğlu, Sabah’taki köşesinde “veda” etmiş (https://www.sabah.com.tr/yazarlar/hanioglu/2018/12/02/veda). İtiraf etmek gerekir ki iyi dayandılar. Bu vesileyle, veda etmeden hemen önce yazdığı son iki yazıyı, Birinci Dünya Savaşının bitişinin yüzüncü yılı vesilesiyle yazdıklarını kesinlikle okumanızı tavsiye ederim. Bu arada… Utandım. Abuk sabuk gündemlerin peşinde sürüklenip, Birinci Dünya Savaşının bitişinin yüzüncü yılını ıskalamak kabul edilebilir bir şey değil,
Gazete Duvar’da İrfan Aktan, Fransa’daki “sarı yelekliler isyanı” hakkında bir söyleşi yapmış (https://www.gazeteduvar.com.tr/yazarlar/2018/12/02/alican-tayla-sari-yeleklilerinki-hor-gorulmeye-isyan/). Söyleşinin tamamı “öğretici”. Söyleşinin bir yerinde öğreniyoruz ki, Fransa’da “zor sorulara kolay yanıt üretenler” diye bir deyim kullanılırmış. Deyimi bilmiyordum. Öğrenince, “acaba” dedim, “Türkiye’de zor sorulara kolayından cevap verme hali de Fransa’dan mı ithal”. Kim bilir, belki de özgürlük, eşitlik, kardeşlik fikirleriyle
Tanıl Bora, Birikim dergisinin Ekim sayısında, Kemal Tahir’in Yediçınar Yaylası üçlemesindeki köylü tasvirlerinden yola çıkarak, günümüzün popülizm tartışmalarına katkı yapmaya teşebbüs etmiş. Hoş işler bunlar. Sevdim. Bir derde derman ararken eski sandıklardan güzel şeyleri çıkarmayı severim bir defa. Kemal Tahir’i severim ayrıyeten. De… 20. Yüzyılın başlarında Anadolu’da —güya teknik yardım amacıyla ama muhtemelen Almanya istihbaratı