Başımız fena halde dertte. Öyle görünüyor. Öyle görünüyor ki, başımızın ne kadar dertte olduğuna dair kötümser tespitler bile, tez zamanda, ziyadesiyle hafif görünmeye başlayabilir. Ve bunlar benim şahsi hissiyatım, kanaatlerim filan değil, memlekette muhalif, muvafık hemen herkes teyakkuzda. Herkes? Pek sayılmaz. Nadide muhalefetimizin pek umurunda değil gibi olup bitenler. *** Dünyanın her yerinde, yerel para
Mahalle yanıyor. “Beyhude üşüyorsunuz, biz sizi ısıtırız” diye sahneye çıkan zevat, şebekeye kaçak bağladığı ısıtıcılarla mahalleyi yaktı. Şebekede elektrik olduğunu, ona atılacak bir kancayla enerjinin “çalınabileceğini”, çalınan enerjiyle —başkalarının yaptığı— cihazların çalıştırılabileceğini bilince, “dünyanın şifresini çözdüklerini zanneden” kurnazlar sürüsü, işlerin bildiklerinden ibaret olmadığını çoktan fark etti. Enerjinin nasıl üretildiğini, şebekenin nasıl kurulup işletildiğini, hatların bakımının
Geçen gün biri —kimdi hatırlamıyorum— Engels’in “yağmur sosyalisttir her yeri sebeplendirir, rüzgâr kapitalisttir zayıf dalları kırar” mealinde bir lafı olduğunu iddia etti. Sahiden böyle bir laf ettiyse, Engels bugünlerde yağmur formunda başımıza düşen şeyleri bilmediğindendir. Okşar gibi yağan eski yağmurların böyle bir metafora ilham vermesi mümkündü sahiden… Neyse, esas meselem yağmurla değil, rüzgârla… Kendi kaynaklarını
Liranın hali içler acısı. İran dersen hakeza… İnsanın içi kaldırmıyor. Ben, dün verdiğim misalleri zenginleştirip, şu kapitalizm/antikapitalizm meselesiyle oyalanayım, izin verirseniz. Ford, Model T’leri üreteceği üretim bandını icat ettiğinde, bir açıdan bakılırsa emeğin verimliliğini olağanüstü yükseltti. Karşı taraftakiler aynı fotoğrafa bakıp, emeğin daha yüksek oranda sömürülmeye başladığını “gördüler”. Kimin haklı olduğunu tartışmayacağım. Ama mesele şu
Fatih Altaylı anal-iz yapmış (https://www.haberturk.com/yazarlar/fatih-altayli-1001/2093845-koreliler-krizde-ne-yapti). Euro ve Sterlinin Dolar karşısındaki kaybını Liranın kaybından düşmüş —çünkü o “ekonomik” kayıpmış— geriye kalan ”siyasi” kayıpmış. E neden? Çünkü Almanya’da, İngiltere’de tutuklu papaz yokmuş. Filan. Bu hesapça, Liranın Euro karşısındaki kaybı “siyasi” kayıp oluyor. Neden öyle oluyor? Onu anlamak için Altaylı’nın şeyinin bıraktığı “anal” izden başka bir kılavuz bulunabileceğini
İran’da ayın başında başlayan gösterilerin yaygınlaşarak sürdüğüne dair videolar dolaşıyor sosyal medyada. Ama geleneksel medyada —ne Türkiye’de ve ne de dünyada— tık yok. Son birkaç yıldır, aniden parlayıp birkaç günde sönen protestolar oldu İran’da. Yine benzer bir şeye mi şahit oluyoruz yoksa eski görüntüler yeni bir şeyler varmış gibi servis mi ediliyor, bilmiyorum. Ama bildiğim
Yıldıray Oğur sayesinde haberdar oldum (http://serbestiyet.com/yazarlar/yildiray-ogur/amerikada-desifre-olan-kaos-planlari-847193), ABD’yi, bir vakitler Türkiye’yi maymuna çeviren Fuat Avni’ninkileri andıran bir komplo teorisi kasıp kavuruyormuş. Oğur, “ne diyelim, Allah herkese akıl fikir versin” diye bitirmiş, vakayı özetlediği yazısını. Eh, ne kastettiğini elbette anlıyorum ama ben yine de kendi şerhimi düşeyim: Allah herkese akıl fikir verdiğinden oluyor zaten bunlar. Oğur’un yazısının
Mete Han’ın, Çin müdafaası karşısında bozguna uğramış Türk boylarını kendi etrafında birleştirmeye çalışırken, “ölene kadar mavi göğün altında uyuyacağına” söz verdiği söylenir. Daha önce Çin’i diz çöktüren Türk şeflerinin Çinlileşmesinin, yani obalarını terk edip saraylara yerleşmesinin yığınlarda yol açtığı hayal kırıklığına seslendiğini ima eden bu iddianın “kurmaca” olduğunu düşündüm uzun süre. Retrospektif, bugünden geriye bakarak,
92 veya 93 olmalı, Milli Eğitim Bakanlığı için üç araştırma tasarlamış, yönetmiş ve raporlamıştım. Ne yazık ki hiçbirinin raporu elimde yok, hâlbuki üçünden de çok şey öğrenmiştim. Araştırmaların biri Anadolu Liseleri üzerine idi. Yetmişlerde son derece sınırlı sayıda oldukları halde, toplumun neredeyse bütün kesimlerinden çocukların erişimine açık görünen Anadolu Liseleri, aradan geçen yirmi yıl içinde
CHP’yi çok önemsediğimden değil ama bazı şeylerin CHP üzerinden söylenmesi kolay olduğundan… Neyse, kapatacağım CHP mevzuunu da, 29 Kasım 2011 tarihinde Akşam’da yazdığım “Jobs IBM’e, Erdoğan CHP’ye Karşı” yazısı üzerinden, dün demek istediklerimi tamamlayayım, izin verirseniz. Muhtemelen yazının yayınlamasından yaklaşık bir buçuk ay önce ölen Jobs’ın adının etrafında oluşturulan haleden ilham alarak, şöyle demişim: “Popüler