İki yıl önce bugün… Ankara’da jetler alçaktan uçmaya başladıklarında, neler oluyor olduğuna dair malumat sahibi olabileceğini ümit ettiğim birkaç kişiyi aradım. Durumu benim kendisinden daha iyi değerlendirebileceğimi düşünen ve merakla yüzüme bakan kız kardeşime tam olarak ne dediğimi hatırlamıyorum. Zaten kısa telefon görüşmelerinde bana ne demişlerdi, onları da hatırlamıyorum. Neyi hatırlıyorum? O telefon konuşmalarından bana
Murat Sevinç “1961 Anayasası, günahlarıyla karşılaştırılamayacak ölçüde çok sevabıyla, anayasa tarihimizin zirvesidir” demiş (https://www.gazeteduvar.com.tr/yazarlar/2018/07/12/tbmmde-cay-kahve-ve-gazoz-cok-ucuzdu/). Ben de, Türkiye tarihinin Anayasaları önüme konsa, aralarından 61 Anayasasını tercih ederim. De… Bir Anayasanın “nasıl bir Anayasa olduğu”ndan çok, “nasıl yapılmış olduğu” mühim. Aradaki farkı da, neden mühim olduğunu da, bence lüzumundan fazla dile getirdim. İfade edememişsem, (a) ben yanılıyorumdur,
Cemaatin eline geçmeden önceki Zaman gazetesi, son derece sınırlı baskı sayısı ve son derece yetersiz dağıtım kabiliyetine rağmen “müessir” bir gazeteydi —defaatle operasyona uğraması ve sonunda Cemaatin ele geçirmesine göz yumulması da, tesiri yüzündendi zaten. O dönemde gazetede, gazeteciliğin yanı sıra, muhtelif “muziplikler” de yapılmıştı. O muzipliklerden biri, “Cumhuriyetçi Aydınlar Ne İstiyor” gibi bir başlıkla
Berktay Dünya Kupası üzerinden “Avrupa kavramı”nı, daha doğrusu kavramın değişimini sorgulamış (http://serbestiyet.com/yazarlar/halil-berktay/kim-avrupali-846951). Herhalde yirmi yıla yakın oldu, bir maçta, Türk tarafındaki Türk oyuncu sayısı, karşı taraftakinden daha azdı ve ben de o günlerde yazıştığım platformlarda bunun üzerinden ahkâm kesmiştim. Yirmi yıla yakın olmalı, çünkü bahsettiğim platformlardan uzun süredir uzağım. Ve öyle bir maç olmuş olmalı,
Neticede İslam’dan bozma, terzilerinin “zafer çağlarının İslam’ı” rozetiyle pazara sürdükleri bir tuhaf kisve giydirildi ahaliye. “Bunu giyersen düşmanın kılıcı sana değmeyecek, dolar düşecek, yükselse de sana bir şey olmayacak” filan geyikleriyle. İmdi… İslam niyetine kakalanan şeyin kendi bildiği İslam’a hiç benzemediği aşikârken, neredeyse her deseni sayısız yalanla, nefretle bezenmişken, bunca insan bu kisveyi nasıl bu
Seçim tarihinin ilan edildiği günden itibaren, dâhil olduğum hemen her sosyal ortamda, neticeleri tahmin etmeye icbar edildim. Eh, insanlar başka zamanlarda sesinize kulak veriyorlarsa, bu gibi durumlarda da sizden bir şeyler işitmek isteyecekler, anlaşılmaz, şikâyet edilecek bir şey yok. Mesele şu ki, sofraya besleyici bir tahmin servis edebilmek için mutfakta gereken malzeme yoktu. (Kaldı ki
Geçen akşam, biri eski ve şöhretli bir CHP’li vekil, diğeri bir arkadaşım, üç kişi bir restoranda durum değerlendirmesi yaparken, restoranın sahibesi, “bir mahzuru yoksa sizinle tanışmak istiyorlar” diyerek iki hanımı masamıza getirdi. (Tanışmak istedikleri CHP’li vekil idi, herhalde söylemeye lüzum yok.) Hanımlardan biri yetmişlerin sonlarında Ecevit Kabinelerinde yer almış bir bakanın kızı, diğeri ise Menderesçi
Kılıçdaroğlu zavallısı, “bu partide koltuk sevdalılarına yer yok” gibilerden gürlemiş. Koltuktan kalksa koltuğun hiçbir şey kaybetmeyeceği, ama kendisinin “her şeyini” kaybedeceği Kılıçdaroğlu söylemiş bunu. Kılıçdaroğlu koltuğundan kalkarsa “her şeylerini” kaybedecek olan Bülent Tezcan, Tuncay Özkan filan gibi zavallılar söyletmiştir. Yüzünüze baka baka nasıl söyleyebiliyorlar/söyletebiliyorlar koltuktan ibaret adamlar bunu size? Söyleyeyim, size güveniyorlar. Sizin kafanızın nasıl
Ankara Fen Lisesinde bize, sürekli olarak —hem kal diliyle hem de hal diliyle— bizi bilim insanı olarak yetiştirmek üzere devşirdiklerini ifade ettiler. Ancak üç yıl boyunca, yapıp ettiklerinin muratlarına ermek için çok da verimli bir süreç olmadığını hissettim. Açıkçası, hem bana tahsis ettikleri kaynaklar ve hem de benim vaktim büyük ölçüde israf oluyor gibiydi. Sonra,
“Taşları döşeyen üstünden geçemez” demiştim yıllar önce, “Başkanlığı getiren Başkan seçilemez” mealinde… Yanıldım. “Çok aday tek adaydan iyidir” dedim hep. Yanıldım sayıyorum. “Rakipleri ısırırsa Erdoğan kazanamaz” diyegeldim, yanıldım sayıyorum. Bu seçim sürecinin özellikle başındaki iletişim materyali müthiş bir rezaletti, AKP adına… İletişim materyalinin bundan önce de kalitesi pek iyi sayılmazdı ama bu defa felaketti. “Bu