MHP, HDP ve Akşener

Bugünlük ikinci yazı olmasında bir mahzur yok. Yıldıray Oğur twitter hesabından aşağıdaki iki haritayı paylaşıp, “sosyologlara yaz tatili ödevi” demiş. Sosyolog değilim ama yaz tatilini rezerve etmeyi gerektirecek bir problem de görmüyorum. Galiba biraz geri gitmek gerekiyor. Haziran’ın 15’inde bana “Erdoğan’ın oyu 48’in altında mı, üstünde mi olacak” diye sorsanız ve bir bahse zorlasaydınız, “48’in

Son Düdük

Geçtiğimiz bir ay boyunca bir derbi maçı oynandı. Klasik futbol geyiğiyle, “iki tarafın da puan kaybına tahammülü olmadığı” bir maç… Dün hakem son düdüğü çaldı, birileri kazandı, birileri kaybetti. Kazananların zafer duygusuyla her şeyi tozpembe görmesinde de, kaybedenlerin “her şeyin sonu geldi” duygusuyla tarumar olmasında da anlaşılmaz bir hal yok. Skor yazarlarının puan tablosu üzerinden

Yarın Gece Ne Olacak?

Bugünkü İstanbul mitingi de beklendiği gibi gerçekleşirse, İnce’nin mitinglerine minimum sekiz milyon civarında insan katılmış olacak. Muhtelif illerde CHP’li belediyelerin desteğiyle katılanlar varsa da, belediyelerin olmadığı illerdeki katılımın da gösterdiği gibi, ortada ciddi bir heyecan var —biz iktidarı seçimle değiştirebiliriz ümidi… Buna ekleyin Akşener’in, Karamollaoğlu’nun, HDP’nin heyecanlandırdığı insanları… Bu müthiş bir şey. Bu toplumun iflah

Kadın İşi

Geçen gün bir arkadaşım, bir anket üzerinde konuşurken, “bence kararsızlar muhalif seçenekler arasında kararsız, dolayısıyla eşit dağıtılması yanlış” dedi. Prensip olarak —yani kararsızların eşit dağıtılmasının yanlış olduğuna— katıldığım için ses etmedim ama meselenin bu kadar basit olduğunu zannetmiyorum. Dün Medyascope’ta dokundum ama dokunup geçmek zorunda kaldım, başrolünde kadınların oynadığı bir hal var. Zannımca en az

Hukuk Devleti

Cumhurbaşkanlığı koltuğunu işgal eden şey, Urfa’da buyurmuş ki burası bir hukuk devletiymiş, suçlular cezasını çekecekmiş. Oh, yüreğiniz ferahladı değil mi? Mukayese fırsatı sağlasın diye söyleyeyim, eğer burası bir hukuk devleti olsaydı, Suruç’ta malum hadise vuku bulur bulmaz malum pislikleri kusan şey, şimdiye kadar çoktan İçişleri Bakanlığı koltuğunu boşaltmak zorunda kalırdı. Daha önce ortalığa ettiklerini demiyorum,

Başka Bir Dünya

Trump kim? Mesele Trump’ın kim olduğu değil, hangi sosyal/siyasal faktörlerin Trump gibi birini mümkün kıldığı, dünyanın süpergücünün başına Trump gibi birinin gelmesine yol açtığı… Aslında alametler belirmişti. Bir yanda Sovyet tehdidi, öte yanda kapitalist hegemonya tehdidi payandasıyla, olağanüstü iktisadi/sosyal maliyetlerle ayakta tutulan “düzen”in sürdürülemeyeceğinin işaretleri, ta 70’lerden beri görünür haldeydi. Sistemlerin dinamiklerini az çok bilen

Sıfır Hata

Biz gençken, bilgisayar kullanabilmemiz için, bilgisayarlara uygun biçimde iklimlendirilmiş, büyük ölçüde sterilize edilmiş, yani insanlara pek uygun olmayan mekânlarda çalışmayı göze almak gerekiyordu. Sonradan öğrendim ki, biz bilgisayar kullanıcılarının maruz kaldığı şartlar normale fevkalade yakınmış, yüksek teknoloji ürünlerinin üretildiği mekânlardaki şartlara kıyasla… İleri teknoloji ürünleri, mikroskobik büyüklükteki yabancı maddeler yüzünden bile çalışamaz olabiliyorlar. Bu yüzden,

Demokrasiye Hazır Olmak

Ahmet Murat Aykaç Gazete Duvar’da, memleketin yakın geçmişini geniş açılı bir bakışla özetlemiş (https://www.gazeteduvar.com.tr/yazarlar/2018/06/16/asiri-hakim-parti-sistemi-parcalanmadan-kutuplasmaya/). Yazıya ekleyeceğim, çıkaracağım bir şey yok, okunması gerektiğini düşündüğüm için zikrettim. Ekleyeceğim, çıkaracağım bir şey yok ama yazının tetiklediği —yazı ile alakası kolayca kurulamayabilecek— bir husus var. Memleketin/toplumun demokrasiye hazır olup olmadığı, ne kadar hazır olduğu filan gibi laflardan söz ediyorum.

Şehirliler Kasabalıları…

Dün “zamansız görünebilir ama bugün biraz ‘teori’ takılalım” diye başlamıştım. Bana zamansız görünüyordu. Meğerse değilmiş, tam zamanıymış. Der Spiegel “Ben Halkım – Otokratlar Çağı” gibi bir başlıkla, dört liderin —biri Erdoğan— resmiyle kapak yapmış. Almancam yok ama anladığım kadarıyla, otokratların seçilmesinin ardındaki sosyolojiyi tahlil etmeye çalışmışlar. Bu tahlillerin neticesinde ne bulmuşlar, bilmiyorum. Bence işte, dalgalanmanın/belirsizliğin

Belirsizliği Kim Ödeyecek?

Zamansız görünebilir ama bugün biraz “teori” takılalım. Diyelim ki gezegenin birinde zeki yaratıklar evrimleşmiş. Öyleler ki, öngörülebilirlik, tahmin edilebilirlik uğruna büyük fedakârlıklar yapmaya razı bir zihinleri var. Yani mesela önlerine, önümüzdeki on yıl boyunca her ay yüz gbp (gezegenin para birimi) kazanmak önümüzdeki on yıl boyunca her ay, yüzde seksen ihtimalle on, yüzde yirmi ihtimalle